Et Atlası: Hayvan Refahçılığının Siyasal Haritası

image

Sosyal medyada hayvan savunucularının heyecanlı paylaşımları sonucu Et Atlası ismindeki kitabın Türkçe’ye çevrildiğini ve PDF formatında yayınlandığını öğrendik. Ne var ki kitapta bir hayvan hakları savunucusu için heyecan duyulacak hiçbir şey yok. Kitabın içeriği hem hayvancılıkla uğraşan kişilerin problemlerine çözümler aramakta hem de ekolojik bir takım kaygılarla hayvan kullanımı konusunda soru işaretleri taşıyanların içlerini rahatlatacak bir dizi ‘’çözüm önerisi’’ getirmekte. Kitabın ana mesajını, Türkçe basıma ek olarak konulmuş olan Haluk Gerçek’in yazısı özetliyor: ‘’Yeşil Bir Et Tüketimi Mümkün!’’

Kitapta sıklıkla hayvancılıkla uğraşan küçük çiftçilerin problemleri, Türkiye’de et ithalatı yapılıyor olmasının yerel üretici açısından yarattığı dezavantaj, bilinçsiz hayvancılığın yol açtığı ekonomik zararlar vs. ele alınıyor. Söz konusu hayvanlar olduğunda biyoçeşitlilik, ekolojik uyum gibi argümanlar, küçük boy balıkların yenmemesi ve bunun yerine büyük boy balıkların tüketilmesi gerektiği düşüncesine benzer bir şekilde işliyor: ‘’Daha sağlıklı, ekolojik ve daha az acıya sebep olan ve aynı zamanda hayvan üreticileri için de kârlı bir hayvan tüketimi nasıl mümkün olur?’’ Kitapta hayvancılığın nasıl büyük şirketlerin tekeline girdiğini ve bu sebeple sağlıklı ‘et’ ve ‘hayvansal gıdalara’ ulaşamaz hale geldiğimizi okuyoruz, kitap alternatif bir sistem önererek hayvanlardan daha iyi nasıl yararlanabileceğimizi anlatıyor.

Kitapta Çiftçi Sendikaları Başkanı Abdullah Aysu “Hayvanların içeriye kapatılıp önlerine yem konularak beslenmesi hayvan yetiştiriciliği değildir. Türkiye ekolojisine ve beslenme kültürüne uygun olan koyun ve keçi yetiştiriciliğine dönülmesi gerekir.” gibi ifadelere yer veriyor. Ardından da “özgür” ineklerle yapılan hayvancılığın çevreye katkılarını övüyor.

Kitaptan alıntılanan şu cümleler hayvanlara birer üretim aracı, birer mal olarak bakıldığının birer kanıtı olarak mevcut:

“Et üretiminin sürdürülebilir olması için zengin tüketicilerin daha az et yemesi gerekiyor. Ve bizler ise farklı biçimlerde beslenmeliyiz. Yoğun hayvancılık pratikleriyle yetiştirilen hayvanları daha az tüketmeliyiz ve tüketim hakkımızı otlaklarda serbest yetişen hayvanlardan yana kullanmalıyız. Daha sağlıklı bir dengeye sahip olan bu hayvanlar bizim yiyemediğimiz bir şeyi; yani çayırları süt ve ete dönüştürüyorlar.” (s. 65)

Başka bir yerde şöyle söyleniyor:

“Ekonomik krizler sırasında bu krizlerle başa çıkacak stratejilerin olması önemli. Hayvanlar çöpü kaynağa dönüştürüyor ve çok değerli et, süt ve yumurta üretiyorlar.”(s. 67)

Kitabın bir hayvan hakları savunucusu tarafından yanında mı karşısında mı durulması gerektiğini bu iki alıntının son cümleleri oldukça iyi anlatıyor. Hayvanları içkin değere sahip birer kişi değil ‘çayırları süt ve ete dönüştüren’, ‘çöpü kaynağa dönüştüren’ birer makine olarak gören bakış açısı 200 yıllık hayvan refahı geleneğinden bile daha eski. Yani, bir hayvan hakları savunucusu bir yana, bir hayvan refahı savunucusunun dahi karşısında durması gereken bir tanımlama biçimine sahip. Bunun yanı sıra, kitap açıkça hayvanları doğrudan insan tüketimine açık kaynaklar olarak tanımlıyor. Etik kişiliklerine ve bedenlerine değil, bedenlerinin mülkleştirilip kullanılması sonucu elde edilen “çıktılara” değer atfediyor.

İçinde bulunduğumuz 2014 yılında hiçbir tıp otoritesi hayatta kalmak ve sağlıklı yaşamak için hayvansal proteine ihtiyaç duyduğumuzu öne sürmezken ve aksine vegan beslenmenin sağlığımız için ihtiyaç duyduğumuz tüm besinleri almamızı sağlaması bir yana sağlık açısından yararları olduğunu da öne sürerken, Et Atlası, hayvansal protein alabilmek için sığır, tavuk ve balık gibi hayvanların yerine çekirge ve diğer böcekleri yememizin ‘ekolojik’ açıdan gerekli olabileceği safsatasını tekrarlıyor.

Bu kitabın, asıl sorunun hayvan kullanımı değil, endüstriyel hayvancılık, “kapitalizm” ve “uygarlık” olduğunu öne süren ve bu sebeple küçük çiftlikler ve organik hayvancılığı endüstriyel hayvancılıkla bir tutamayacağımızı öne süren dernekler tarafından da sahiplenilmiş olduğunu -herhangi bir şaşkınlık taşımadan- görüyoruz. Daha önce asıl sorunun hayvan kullanımı olmadığını ve veganlığın da bir “bilinçli tüketicilik” olduğu, hatta veganlığın hayvan mücadelesini gölgelediği gibi iddialarda bulunan “Rahatsız Veganlar” bildirisinin hazırlanmasına ve yayılmasına önayak olan Yeryüzüne Özgürlük Derneği bu kitaba facebook sayfasında şu şekilde yer veriyor:

image

Kitabın içerisinde yer alan Öfkenin Ete Karşı Dönüşümü başlıklı yazıyı kaleme alan Yeryüzüne Özgürlük Derneği üyesi Güray Tezcan ise “sağlıklı” ve ekolojik bir et üretiminin arayışına sayfalarca yer veren kitabın okuyucularının içini şu sözlerle rahatlatıyor:

“Gel gelelim Türkiye’de vegan ve vejetaryen olanların çoğunluğunun politik gerekçelerle bu tercihte bulunduğunu sanmıyorum. Diğer pek çok endüstrileşmiş veya endüstrileşmekte olan ülkedeki gibi burada da politik toplantılarda, eylemlerde binlerce vegan ve vejetaryen bulunuyor ancak bu insanların vegan ya da vejetaryen olmalarındaki ana gerekçe sağlık; yani etin kalp krizi, kanser ve obezite ile ilintisi olabilir.”

Tezcan bu iddiasına dayanak olarak da 2012 yılında “beyaz et” tüketimi ile ilgili yapılmış bir anket çalışmasını sunuyor. Hayvanlardan sadece tavuk yememekle ilgili yapılan bir ankette etik ve politik gerekçeler aramak ne kadar saçmaysa, yazıda veganlığın ve vejetaryenliğin bir arada kullanılması da aynı derecede saçma. Hayvan hareketinde kimi zaman refahçı kimi zaman yeni refahçı eylem biçimleri benimseyen Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin dahi tüm hayvan kullanımlarını hayatımızdan çıkarmak üzerine kurulu vegan ‘yaşam’ biçimi hakkında veganlığın henüz adını dahi duymamış ve endüstriyel tavukçuluk ürünlerini sağlıksız bulduğu için tavuk eti tüketmeyen insanları kapsayan ‘beyaz et’ istatistikleri üzerinden bilgi edinilemeyeceği gibi kolay bir mantıksal denklemin üstesinden gelmesi gerekirdi. Şayet bu gereklilik sağlandıysa, derneğin kitaba yaptığı katkı ve verdiği desteğin hayvanların çıkarlarından başka çıkarları gözetip gözetmediği gibi soru işaretleri geliyor akla ister istemez.

Bu soru işaretleri birkaç sayfa öncesinde Oya Akman’ın kaleme aldığı ve Türkiye’de artmakta olan organik hayvansal ürün üretiminin artışını öven ve teşvik eden yazısıyla birlikte daha da artıyor. Akman’a göre organik hayvansal ürünlere yönelik talebin artışında ‘’…gıdaların üretim yöntemlerine duyulan güvensizlik, artan hastalıklar, çevre duyarlılığı ve eski lezzetlere duyulan özlem önemli rol oynuyor’’

Tezcan’ın yazısıyla bu yazıyı beraber okuduğumuzda anlıyoruz ki, hayvancılıkla uğraşanların hayvan hareketi konusunda endişe etmesine gerek yok. Hayvan hareketinin bir kısmının derdi zaten endüstriyel hayvancılıkla; bu sebeple küçük çiftlik hayvancılığını öven ve teşvik eden bir kitabın tanıtımını kendi sitelerinde yapmayı ya da bu kitaplara veganlığı önemsiz gösteren yazılar yazmayı sakıncalı bulmuyorlar. Üstelik Tezcan’a göre veganların çoğunun derdi hayvanlar değil, kendi sağlıkları; öyleyse Akman’ın bahsettiği organik ve sağlıklı hayvansal ürünler yaygınlaştığında onlar da sektörün tüketicileri olacaklar.

Geçtiğimiz yıllarda başta ABD ve Avrupa’da hayvanların çıkarlarını koruma iddiasıyla yola çıkan büyük hayvan kuruluşlarının hayvancılık sektörünün gönüllü halkla ilişkiler ve ekonomik verimlilik danışmanlarına dönüştüğünü izledik. Neyse ki, ne Türkiye’de ne de dünyada hayvan hareketi bundan ibaret değil. Büyük hayvan kuruluşları bunu yaparken tabanda bir araya gelen veganlar sorunun hayvanlara nasıl muamele ettiğimiz değil, hayvan kullanımının kendisi olduğunu, reformlara değil abolisyona ihtiyaç duyduğumuzu yani hayvan kullanımını ortadan kaldırmanın tek çözüm olduğunu ve bunun için de toplumdaki normu veganlık olarak değiştirmek için çalışmanın temel olduğunu ısrarla tekrarlıyor. Tezcan’ın zannettiğinin aksine, sağlık amacıyla vegan olmak diye bir şey söz konusu değil. Kendi sağlığı için bitkisel beslenen kişiler olabilir ancak veganların problemlerinden birinin her hastaneye gidişlerinde doktorların beslenme konusundaki sözlü tacizlerini savuşturmak olduğu bir coğrafyada bu iddiası tamamen yersiz ve temelsiz.

Hayvanları daha verimli kullanmak için yollar arayan bu kitaba bakıp bu kitapta çözüm gören değil, bu kitapta mücadele edilmesi gereken tutucu fikirler gören gerçek bir hayvan hakları hareketine ihtiyacımız var, yani abolisyonist vegan bir harekete. Bu hareketi ancak ve ancak toplumda veganlığı yani hayvan kullanımının yanlış olduğu fikrini yaygınlaştırarak inşa edebiliriz ve ancak bu düşünceyi norm haline getirmeyi bir başarı olarak görebiliriz.

Eğer vegan değilseniz, vegan olun. Vejetaryenlik bir hayvan kullanım biçimidir ve hayvanlar için bir değişim yaratmaz. Organik, insancıl, mutlu, serbest gezen vs. gibi etiketler hayvanlar için değil hayvan tüketenlerin vicdanlarını rahatlatmak içindir. Ve eğer vegansanız ve hayvan kullanımının tüm biçimlerinin aynı derecede yanlış olduğunun farkındaysanız, veganlıktan daha azını savunan ve hayvan kullanımını teşvik eden hayvan refahı hareketiyle aranıza mesafe koyun ve veganlığı yaygınlaştırmak için çalışalım.

Yazıya İlave:

15.10.2014

15 Ekim tarihinde Güray Tezcan’dan şöyle bir mesaj aldık:

TEKZİP: Et Atlası çalışmasına emailden gelen bir soru ile katılmam istendi. Atlasın diğer kısımlarında “yeşil et mümkün” gibi makalelerin olduğundan haberdar edilmedim. Ben de bu çağrılardan aynı oranda rahatsızım. Ayrıca yazımın yanı sıra hiçbir istatistik göndermedim, beyaz et istatistikleri atlasın editörleri tarafından oraya iliştirilmiş olmalı. Soruya verdiğim cevap da maalesef yanlış aktarılmış. Mailde verdiğim cevapta haberinizde alıntılandığınız kısım aslında politik toplantılara gelenler değil gelmeyenlerin sağlık için vegan olabileceği gözlemiydi: “Gel gelelim Türkiye’de vegan veya vejetaryen olanların çoğunluğunun politik gerekçelerle bu tercihte bulunduğunu sanmıyorum. Diğer pek çok endüstrileşmiş veya endüstrileşmekte olan ülkedeki gibi burada da politik toplantılarda, eylemlerde tanışmadığımız binlerce vegan ve vejetaryenin bulunduğu ve bunların ana gerekçelerinin sağlık (etin kalp krizi, kanser ve obezite ile ilintisi) olabileceği kanaatindeyim.” Eleştirilmem sorun değil ama ifadelerimin yanlış yazılması ve bunlar üstünden eleştirilmem tekzip ihtiyacı doğurdu. Saygılar, Güray Tezcan

Öncelikle, Tezcan’ın yazdığı mesajın ilk yarısı bizi değil Et Atlası adlı kitabın yayıncısını ilgilendiriyor. Üstelik, gerçekten kitaptaki makalelerden rahatsız olan bir yazar şimdiye kadar kitabı yayınlayanlara rahatsızlığını aktarmalı, yazılarını yayınlayan kanallara kitabın reklamını yapmamalarını gerekçeleriyle salık vermeli, bunu da bize yolladığı ve tekzip olduğunu öne sürdüğü mesajda bildirmeliydi.

Et Atlası isimli kitap 2013’te Almanca, 2014 Ocak ayında ise İngilizce olarak yayınlanmış ve internetten PDF formatında ücretsiz olarak ulaşılabilen bir kitap. Dolayısıyla kitaba bir yazı göndermeden önce içeriğini incelemek mümkündü. Fakat Tezcan’ın kitabın içeriğinden bu yazıyla haberdar olmuş olması durumunda dahi, kitabın tanıtımı Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin sosyal medya hesaplarında halen duruyor. Bu yazının yayınlanmasının üzerinden bir gün geçmesine rağmen Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin kitaba eleştiri ve kendilerine özeleştiri getirmeleri bir yana tanıtımı dahi kaldırmadığını görüyoruz. 

Yayınevine ulaşamamış olsa bile, kendi derneğine dahi bu konudaki rahatsızlığını bildirmemiş olduğu buradan anlaşılıyor. Bu konularda eyleme geçtiğine dair hiçbir bilgi ulaştırmadığı ve mensubu olduğu Yeryüzüne Özgürlük Derneği kitabı gönül rahatlığıyla tanıttığına göre, Tezcan kitaptaki makalelerden ziyade eleştirilmekten rahatsız olduğunu düşündürüyor. Kendisinin dahi düzeltmek üzere harekete geçmediği bir durumu kendisini eleştirenlerin düzeltmesini beklemesini ilginç buluyoruz. Eğer gerçekten kitaptaki makalelere dair rahatsızlığı söz konusuysa, bu rahatsızlığı kitabın yayıncılarına ve tanıtımını yapan Yeryüzüne Özgürlük Derneği’ne belirtmeli; kitaptan o makalelerin ya da kendi makalesinin kaldırılmasını ve tanıtımının geri çekilmesini talep etmeyi hayvanlara dair bir sorumluluk olarak görmelidir.

Yolladığı mesajın ikinci yarısında ise “politik toplantılara gelmeyenlerin sağlık için vegan olabileceği gözlemi” tanımlı bir etiketleme mevcut. Bir gözlem yerine bariz bir önyargı ortaya konuyor. 1,5 yıldır tamamen veganlığı yaygınlaştırmaya yönelik eylemlilik halimizle birçok kişinin etik vegan olmasına vesile olan bizler, etik sebeplerle vegan olan bir kimsenin aynı etik sebeplerle tek konulu eylemlere zaten katılmaması gerektiğini bizzat vurguluyoruz. Tezcan’ın politik toplantılar ve eylemlerden tavizsiz ve doğrudan veganlığı yaygınlaştırma amaçlı olan eylemleri kastetmediğini yakın zamandaki diğer yazılarından rahatça anlıyor olmakla birlikte, bu eylemleri kastettiğini varsaydığımızda dahi, onlara katılmayanların etik vegan olmadığı gibi bir önyargı, etik vegan olmanın tek başına son derece etkili bir politik eylem teşkil ettiği gerçeğini göz ardı etmektedir. Bu noktada, herhangi bir eyleme katılmamayı tercih eden birçok etik veganın da Tezcan’ın tekzip adı altında yolladığı mesaja dair tekzip hakkı doğmaktadır.

Yazıya İlave:

18.10.2014

Yeryüzüne Özgürlük Derneği kitabın tanıtımını facebook sayfasından kaldırmıştır. Ancak tanıtımı yaptıktan günler sonra, birçok kişinin tanıtımı görmesi ve kitabı derneğin olumlaması üzerinden okumasının ardından tanıtımı kaldırması yeterli değildir. Yeryüzüne Özgürlük Derneği, kendilerini takip eden kişileri mutlu sömürüyü teşvik eden bir kitaba yönlendirerek mutlu sömürü ürünleri tüketerek kendilerini iyi hisseden kişi popülasyonunda bir artışı pekiştirmiştir. Bu noktada hayvanlara karşı bir sorumluluk olarak acilen kitaba dair bir eleştiri ve kitabı tanıtmalarına dair de bir özeleştiri yazmalarını bekliyoruz. Yeryüzüne Özgürlük Derneği tıpkı bizim gibi mutlu sömürüyü hayvan köleliğinin bir biçimi olarak görüp veganlığı hayvanlara dair asgari sorumluluğumuz olarak tanıyorsa, mutlu sömürüyü teşvik eden bir kitabı önerdiğini, ancak bunu kitabın içeriğini incelemeden yaptığını, bu kitapta yer alan bilgilerin hatalı olduğunu, hayvan kullanımının en “iyi” koşullarda dahi yanlış olduğunu ve derneğin bu konudaki pozisyonunun veganlık olduğunu da bu özeleştiriyle birlikte açıklamasını elzem görüyoruz.

Yazıya İlave:

25.10.2014

Yeryüzüne Özgürlük Derneği kendi internet sitesinden şu şekilde bir açıklama ve özür yazısı yayınladı:

Yeşil et mümkün değildir. Her et kırmızı ve kanlıdır. Et, yalnızca yaşayan bedenler üstünde güzeldir. 

Etin çevreye ve sağlığımıza verdiği zarar dikkate değer; ama hiçbiri hissedebilir canlıların özgür yaşamından ve beden bütünlüğünden daha önemli değildir. Hayvan özgürlüğünü hesaba katmayan ekoloji ve hayvan refahı hareketleri; insanmerkezcilikten kurtulamadığı için, piramidin en üstüne kendini yerleştirerek hiyerarşiyi sürdürdüğü için özgürlük getiremez, en fazla sömürgen sistemin son kullanma tarihini öteler.

Geçtiğimiz günlerde Türkçe yayınlanan Et Atlası kitabini önce duyurduk, sonra bu duyuruyu geri çektik; çünkü (1) derneğimizden bir arkadaşımızdan istenen yazının kısmen de olsa değiştirilerek basıldığını ve yanına habersizce beyaz et grafiği iliştirildiğini öğrendik, (2) atlası yeterince incelemeden duyurma gafletinde bulunduğumuz için temel saikinin `sürdürülebilir hayvancılık` olduğunu fark edemedik. Özür dileriz.

Kölelik sürdürülemez. Köleliğe karsı topyekün savaş! Rızasız bütün ilişkilere karsı yeryüzüne özgürlük!

Et Atlası’na karşı aldıkları bu tavrı destekliyoruz. Hayvan kullanımının tüm biçimlerine karşı çıkmak gerektiği konusunda onlarla hemfikiriz. Tüm hayvan kullanımlarını tutarlı bir biçimde reddetmenin yolu vegan olmak, hayvan kullanımının yanlış olduğunu norm kabul eden bir topluma ulaşmanın yolu ise veganlığı yaygınlaştırmaktır. Yeryüzüne Özgürlük Derneğinden yaptıkları açıklamaya uygun olarak tutarlı, tavizsiz ve şiddetsiz bir biçimde veganlık savunmasını bekliyoruz.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin