Hayvanların kendi yaşamlarının özneleri olduğunu ve insan amaçları için kullanılabilecek kaynaklar olarak görülemeyeceğini savunuyoruz. Ortadan kaldırma anlamına gelen “abolisyon”, hayvan kullanımının düzenlenmesinin ya da azaltılmasının yeterli ve anlamlı olmadığını, hayvanlarla kurduğumuz kullanım ilişkisinin kendisine son verme hedefimizi ifade ediyor. Bu hedef doğrultusunda veganlığı hayvanlara karşı temel sorumluluğumuz olarak görüyor; vegan bir toplumu inşa etmek için çalışıyoruz.
Hayvanların kullanılmama hakkı var
Hayvanlar yiyecek, giysi, deney aracı, eğlence unsuru veya alınıp satılacak birer ürün değil; kendi yaşamlarını deneyimleyen özneler. Bedenleri, bedensel güçleri, üreme kapasiteleri ve yaşamları insanların amaçlarına tahsis edilemez. Bütün hissedebilir hayvanların başkalarının malı, kaynağı veya aracı olarak kullanılmama konusunda eşit temel hakka sahip olduğunu savunuyoruz.
Bu hakkı tanımak, hayvanları kullanmamayı bir merhamet veya kişisel tercih meselesi olmaktan çıkarır; hepimize bir sorumluluk yükler: Vegan olmak. Bir hayvana iyi davrandığımızı iddia etmek, onu kendi amaçlarımız için kullanmaya hakkımız olduğu anlamına gelmez.
Her hayvanın yaşamı kendisi için önemli
Hissedebilirlik, dünyayı öznel olarak deneyimleyebilmek demek. Acı, haz ve korku gibi yaşantıların, onları yaşayan hayvan açısından önemi var. Kullanılmama hakkının temeli bu; zekâ, insanlara benzerlik, sevimlilik veya insanlar için yararlı olmak değil. Bir balığın ya da tavuğun bu hakkı, bir köpeğinkinden veya yunusunkinden daha az önemli değil.
Hayvanları yalnızca türlerin ve ekosistemlerin parçaları olarak da görmüyoruz. Bir hayvanın yaygın bir türe ait olması yaşamını gözden çıkarılabilir kılmaz. Doğal alanları korurken ve toplumsal kararlar alırken, bu kararlardan etkilenen tek tek hayvanların yaşamlarını ve ihtiyaçlarını gözetmeliyiz.
Hayvan kullanımının sona ermesini savunuyoruz
Daha büyük kafesler, “kafessiz” yumurtalar veya “insani kesim” gibi düzenlemeler, hayvanların hangi koşullarda kullanılacağını belirliyor. Bazı koşulları değiştirebilseler de hayvanların kullanılmama hakkını tanımıyorlar. Hayvan kullanımını daha kabul edilebilir gösteren refah reformlarını hareketimizin hedefi veya yöntemi olarak benimsemiyoruz.
Kürke karşı çıkarken deriyi, sokakta yaşayan hayvanların öldürülmesine karşı çıkarken mezbahalarda öldürülen hayvanları kabul edilebilir sayamayız. Elbette acil tehditlere müdahale eder, ancak bu tehditlerin temelinde her zaman hayvanların kullanılabilir statüsünün yani navegan toplumsal değerlerin yattığını bilir ve mücadelemizi buna göre sürdürürüz.
Veganlık hepimizin yerine getirebileceği bir sorumluluk
Veganlık, hayvanların kullanılmama hakkını gündelik yaşamda tanımanın gerektirdiği asgari etik sorumluluk. Beslenmeden giyime, eğlenceden diğer gündelik pratiklere kadar hayvan kullanımını reddetmeyi kapsıyor. Bu yüzden veganlık, bitkisel beslenmek ya da bir yasak tablosunu takip etmek değil, bir temel ilkeyi benimsemek ve bu ilkeyi ciddiye alan bir yaşam sürmek anlamına geliyor.
İnsanların koşulları ve değişim süreçleri farklı olabilir. Bu farklılıkları gözeterek bilgi paylaşmayı, pratik destek sunmayı ve veganlığı uygulanabilir hâle getirmeyi önemsiyoruz. Ancak hayvan kullanımını azaltmayı veya haftanın belirli günlerinde hayvansal ürünlerden kaçınmayı veganlığın yerine geçebilecek ya da vegan hareketin amaçlarına destek olan bir tutum olarak görmüyoruz
Sorumluluğumuz hayvanların haklarının toplumda tanınması için veganlığı açıkça savunmak. Yüz yüze konuşmalar, saha çalışmaları, yazılar ve atölyelerle daha fazla insana ulaşmayı amaçlıyoruz. Başarıyı yalnızca bitkisel ürün satışlarıyla değil, veganlığın benimsenmesi ve hayvan kullanımına karşı ortak mücadelenin güçlenmesiyle değerlendiriyoruz.
Türcülüğe ve bütün ayrımcılıklara karşıyız
Türcülük, hissedebilir hayvanların çıkarlarını ait oldukları tür nedeniyle daha az önemli saymak veya yok saymak. Türcülüğe karşı çıkarken ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi, trans düşmanlığı, sağlamcılık ve diğer ayrımcılıklar karşısında tarafsız kalamayız. Savaş, işgal, soykırım ve devlet şiddeti karşısında da ortak bir adalet sorumluluğu taşıyoruz.
Farklı hak mücadelelerinin kendilerine özgü tarihlerini, öznelerini ve taleplerini tanıyarak dayanışma kuruyoruz. Bu dayanışmada hayvanların kullanılmama hakkını ve veganlığı açıkça savunmayı sürdürüyoruz. Kapitalizmin hayvan kullanımını büyüten etkilerini görüyor; ancak hiçbir ekonomik veya siyasal değişimin hayvan kullanımını kendiliğinden sona erdireceğini varsaymıyoruz. Hayvanlar, daha adil paylaşılması gereken kaynaklar değil, kullanımına son verilmesi gereken kişilerdir.
Dönüşümü birlikte ve şiddet içermeyen yöntemlerle kuruyoruz
Hayvan kullanımı gündelik alışkanlıklarda, kültürde, ekonomide ve kurumlarda yerleşmiş bir ilişki. Bu ilişkiyi dönüştürmek için insanların değişme kapasitesine güveniyor; ikna, eğitim, dayanışma ve örgütlenmeyle daha geniş katılım yaratmaya çalışıyoruz. Şiddet içermeyen mücadele; güçlü protestoları, kamusal müdahaleleri ve sivil itaatsizliği de kapsayabilir. Ancak küçük bir grubun eylemlerini toplumun dönüşümünün yerine koymamayı önemli buluyoruz.
Bir hayvanı kurtarmak onun yaşamı açısından çok önemli; ancak esas olarak hayvanların sistematik olarak kullanılmasını mümkün kılan toplumsal kabulleri değiştirmeliyiz. Öfkemizi insanları düşmanlaştırmaya ve cezalandırmaya değil, kalıcı bir ortak mücadeleyi inşa etmeye yöneltiyoruz. Görev paylaşımı, dinlenme, karşılıklı bakım, saygı ve eleştiri hakkı bu mücadelenin parçası. Kimsenin kendisini tüketmesini veya feda etmesini bağlılık ölçütü saymıyoruz.
HAYVAN KULLANIMINA SON!

ABOLİSYONİST VEGAN HAREKET
