Hayvan Kullanımını Durdurmamızın Önündeki Engel Soyalı Yemekler Değil Hayvan Refahı İdeolojisidir

image

Geçtiğimiz günlerde Roland Wilson isminde bir yazarın kaleme aldığı “Soya Yemekle Hayvan Soykırımını Durduramayız” başlıklı bir yazıya rastladık.

Birkaç tane yeni refahçı metni baştan sona okumuş olan kimse için söz konusu yazıda yeni ya da özgün hiçbir fikir yok, ancak 200 yıldır yaygın olan ve şu anda hem milyon dolarlık pek çok “hayvan örgütü” tarafından hem de hayvancılık sektörü tarafından desteklenen bir ideoloji olan hayvan refahının -gerçekten de övündükleri kadar- “esnek” olabildiğini ve hemen hemen her şekle girebildiğini görebilmek açısından ilginç bir yazı. Öyle ki, yazı pazarlama dilinin bütün imkanlarını kullanmakla kalmıyor, hayvan hareketindeki sıradan ve gerici bir fikri savunup bunu bir de “devrimci” bir retorikle süsleyebiliyor. Bize “daha fazlasını yapmamız gerektiğini” söylüyor gibi yapıp, hayvan kullanımını hayvan refahı derneklerinin “merhametli” damgalarının yanında bir de ekonomi dergilerinin “verimlilik” onayını da alarak kullanacak olan hayvan şirketleriyle ve hem hayvanlar hem de insanlar için sayısız felaketin kaynağı olan devletlerle hayvan kullanımının ne şekilde sürdürüleceğine dair bir pazarlık yapmak üzere masaya davet ediyor! Fakat bunu retorikle süslenmiş dolaylı yollardan yapıyor: Yazının tek cümlelik özeti şu: Vegan olmakla kalmayın, mutlu sömürü hareketini de destekleyin.

Wilson yazının girişinde zaten vegan olmamız gerektiğinden bahsediyor. Bu doğru, dünyada bir kişinin daha vegan olmayacağını biliyor olsaydık ve vegan olmamız en ufak bir değişikliğe dahi sebep olmuyor olsaydı bile hayvanların bedenlerinden ve beden çıktılarından faydalanmayı düşünemezdik çünkü buna hakkımız yok, bu ahlaki olarak yanlış. Vegan olmamız yapmamız gereken son ya da nihai şey değil, üstümüze düşenlerin asgarisi. Ne var ki Wilson bunu yalnızca yazının geri kalanında veganlığın aleyhinde öne süreceği bir dizi problemli argümana yumuşak bir giriş yapmak için söylüyor. Örneğin Wilson’a göre vegan kalmamız yalnızca “et fiyatlarının düşmesine yol açıyor”. Vegan olmamızın nasıl bir toplumsal değişikliğe yol açabileceği ve üstümüze düşen ilk ve asgari yükümlülük olan veganlığın ötesinde neler yapabileceğimiz konusu bu yazının ilerleyen kısımlarında yer alacak. Fakat Wilson’ın bu konudaki tespitlerinin yanlışlığına değinerek başlayalım.

Yazar uzun uzun hayvanların asıl düşmanının kapitalizm olduğunu, hayvanlara yapılanların ardında kâr hırsı olduğunu anlatıyor. Bu iddialarını temellendirmiş de değil gerçi, fakat önemi yok. Bütün bunlar birer söz oyunundan ibaret. Bir kez daha birazdan verilecek tam tersi yöndeki mesajı yumuşatmak için söylenen sözler sadece. Çünkü yazar bu sözlerinin hemen ardından bir devrimin gerçekleşmeyeceğini ve kendisinin de zaten kapitalizmi sonlandıracak bir devrim için çalışmadığını belirtiyor. Hiç şaşırtıcı değil Wilson! Asıl sorunun hayvan kullanımı olduğunu düşünen ancak veganlığı yaygınlaştırmayı bir kenara bırakmamızı söyleyen bir kişinin, kapitalizmi bu derece sorunlu bulduğunu ifade etmesi ancak devrim için çalışmaması kendi içinde oldukça tutarlı!

Peki Wilson’ın hayvan sömürüsünü durdurmak için bize önerdiği son derece özgün(!) fikirler neler? Kendisinden alıntılayalım:

“Devletin hayvanlara yardım etmesini sağlamalıyız. Gıda sistemindeki hayvanların mümkün olduğunca az acı çekmesini sağlamalıyız. Devletin hayvan sömürü endüstrilerine artık sert davranması gerek. Ag-gag yasalarına (aynı sömürü endüstrilerinde yaşanan vahşetlerin kameraya çekilmesini cezai bir durum hâline getiren yasaya) karşı mücadele etmek zorundayız; civcivlerin öğütülmesine, danaların canlı canlı derilerinin yüzülmesine, tavukların gagalarının koparılmasına,  tavukların canlı canlı haşlanmasına, hayvanların boynuzlarının koparılmasına, bilinci yerindeyken ineklerin bacaklarının kesilmesine, hayvanların hadım edilmesine ve anestezi kullanılmadan dişlerinin çekilmesine karşı mücadele etmek zorundayız. Fabrika çiftleri ve endüstriyel yemliklerdeki dehşet veren koşullara karşı mücadele etmek zorundayız.”

Bu sözlere göre hayvan kullanımını sona erdiremeyeceğimizi kabul edip, bu sömürünün biçiminin değişmesine odaklanmalıyız. Yani Wilson bize kullanımın kendisini ortadan kaldıramayacağımızı kabullenip, kullanım esnasındaki belli uygulamaları seçip, onları “düzeltmeliye” odaklanmamızı söylüyor. Yani bize mücadele yöntemi olarak sunduğu, 200 yıldır devam eden ve tek başarısı ölü hayvan bedenlerinin üzerine “merhametli” damgası basmak olan ve bunu da zafer çığlıklarıyla kutlayan hayvan refahı hareketinin korkunç mirasını devralıp geleceğe hiçbir değişiklik yapmadan taşımaktan ibaret.

Sorunun hayvanları kullanıyor ya da öldürüyor olmamız değil de, bunu yaparken gerçekleştirdiğimiz uygulamalar sonucu onlara gereksiz yere acı çektiriyor olmamız olduğu ve bu sebeple hayvan kullanımının reforme edilmesi gerektiği fikri bundan 200 yıl önce Jeremy Bentham tarafından ortaya atılmıştı. Bundan 35 yıl önce bu fikir Peter Singer’ın Hayvan Özgürleşmesi isimli kitabıyla yeniden gündeme getirilerek günümüzün hayvan hareketindeki temel fikirlerden biri haline geldi. Bu fikre yakın duran PeTA, Mercy for Animals, Vegan Outreach gibi büyük hayvan örgütleri, amaçlarının hayvan sömürüsünü tamamen ortadan kaldırmak olduğunu, ancak bunu gerçekleştirmek zaman alacağı için ilk başta en kötü muamele biçimlerine odaklanmak gerektiği fikrini savundular. Bu fikre “yeni refahçılık” adı verilir. Kısa zaman içinde yeni refahçılık, hayvan hareketini devasa bir “mutlu” sömürü hareketine dönüştürdü. Bütün bu uygulamaları da mümkün kılan ve problemin temelinde yatan sorun, yani hayvanların mülk statüsü tartışma konusu olmaktan çıkartılmış, hayvan kullanımının daha az zalimce ve hatta “merhametli” bir şekilde sürdürülebileceği şeklindeki dehşet verici fikir bizzat hayvan savunucuları tarafından meşrulık kılıfına sokulmuştu.

Yazarımız Wilson “Gıda sistemindeki hayvanların” bu alınıp satılan, parçalanıp birleştirilen, yenilip içilen eşya konumlarını ortadan kaldırmak yerine “daha az acı çekmeleri” için çalışmak gerektiğini öne sürerken aslında 35 yıldır zaten yapılan ve hem etik olarak yanlış hem de pratik olarak başarısız olan bir fikri yeniden savunuyor. Wilson vegan olanlara veganlıktan daha fazlası olarak ne yapmayı öneriyor? Örneğin, PeTA’nın yolunu takip edip “daha merhametli ve daha verimli mezbahalar” tasarladığı için Temple Grandin’e ödüller vermeyi öneriyor olabilir! Ya da belki de hayvanları önemseyen kişileri köle olarak sömürülen hayvanlara isimler verildiği, öldürülmeden önce güya başlarının okşandığı ekolojik çiftliklerden alışveriş yapmaya yönlendirmemizi öneriyordur? 

Kendisiyle aynı sözleri söyleyenlerin yaptıklarına bir göz atarsak, önerdiklerinden önerdiği yollardan biri de Hayvan Özgürleşmesi isimli kitabın yazarı Peter Singer ve bütün büyük hayvan dernekleri gibi “5 basamaklı hayvan refahı programını” devreye soktuğu, yani kasap reyonlarına birkaç dolar fazla verip güya “merhametli et” satın alabilme seçeneği yerleştirdiği için süpermarket Whole Foods’a teşekkür ve minnet duygularını ifade eden bir mektup yazmak olabilir. Singer’ın mektubu şurada:

image

[Görseldeki yazı: Sevgili John Mackey (Whole Foods Market Genel Müdürü),Aşağıda imza veren hayvan refahı, hayvan koruma ve hayvan hakları örgütleri olarak Whole Foods Market’in Çiftlık Hayvanları Şefkat Standartları hakkında aldığı öncülük etme insiyatifine dair minnettarlığımızı ve desteğimizi belirtmek isteriz. Bu standartların milyonlarca hayvanın hayatlarını iyileştirmesini umuyor ve bekliyoruz. Saygılarımda, Peter Singer]

Bunun böyle olduğunu düşünmek için bir sebep de yazının altındaki “Önerilen kitaplar” linkine tıkladığımızda ilk önerilen kitabın Peter Singer’a ait “Animal Liberation” olması elbette. Ve güya “merhametli” hayvan kullanımını teşvik eden bu kitabı öylesine beğenmişler ki listedeki ilk 9 kitap arasında bu kitap farklı baskılarına referans verilerek tam 3 defa bulunuyor. İlerideyse önerilen başka bir kitap, Singer’a öncülük eden, hayvanların “belli bir refah seviyesinde” köleleştirilip öldürülmesinde sakınca görmeyen hayvan refahı hareketinin fikir babası Bentham’ın kitabı!

image

Ya da belki de düşündüğü strateji aynı mektubun imzacılarından biri olan Mercy for Animals gibi McDonald’s’a yumurtalarını 10 yıl sonra ayrı kafesler yerine tek bir büyük kafese konmuş tavuklardan elde edeceği için teşekkürler sunmak ve okuyucularını “Aynı koşulları Chicken Burgerlerde de sağlamaları için McDonald’s’a tweet atmaya” yönlendirmektir. Yani şu “kafessiz” kafesleri talep etmek:

image

[Arka planda Mercy for Animals ve Peter Singer’ın takdire şayan buldukları “kafessiz yumurta” üretilen bir çiftliği görüyorsunuz. Öndeyse, Mercy for Animals’ın internet sitesinden alınmış ekran görüntüleri var. Metinde şöyle yazıyor: 

 “McDonald’s Mercy For Animals’ın incelemelerinin ardından kafesisiz yumurtaya geçiyor. ‘McDonald’s’ı kötücül kafesleri Kuzey Amerika yumurta arz zincirinden çıkarttığı için alkışlıyoruz diyen’ MFA başlanı Nathan Runkie, şöyle devam etti: ‘Şimdi McDonald’s’ın hayvanları bedenlerinden neredeyse biraz büyük kafeslere kapatmanın insanlık dışı ve etik dışı olduğunu anlama vakti geldi. Tavukları yürüyemeyecekleri, kanatlarını oynatamayacakları, doğal davranışlarını gerçekleştiremeyecekleri kadar küçük kafeslere kapatan yumurta şirketlerinin günlerinin sayılı olduğu hiç bu kadar net olmamıştı. McDonald’s bu takdire şayan bir ilerleme olan anlamlı standartları, Chicken McNuggets için öldürülen tavuklar için de uygulayarak sürdürmeli.’ Yardım edebilirsiniz! McDonald’s’a et için yetiştirilen hayvanların da yumurta için yetiştirilen hayvanlarla aynı korumayı hak ettiklerini söyleyin. İmza kampanyasını imzalayın ve aylaşın, McDonald’s’ın Facebook sayfasına yorum bırakın, McDonald’s’a tweet atın.“]

Ya da belki de

bu bahsi geçen firmaların (McDonald’s’ın, Whole Foods’un vs.) önünde

bu şirketlerle hayvanların kullanılma şartlarına verecekleri onay sertifikasını tartışacak olan yukarıdaki derneklerin ellerini güçlendirme amacı güden  protesto eylemleri düzenlemeyi amaçlıyordur. Tıpkı bir blog postunda, yukarıdaki mektubun imzacılarından Farm Sanctuary’nin temsilcisi Bruce Friedrich ile aynı amaçları taşıdığını, farklı bir söyleme sahipmiş gibi görünse de yaptıkları eylemlerde bu lobi faaliyetlerini sürdürenlerin ellerini güçlendirmeyi amaçladıklarını yazan Direct Action Everywhere (DxE, Doğudan Eylem Her Yerde) kurucusu Wayne Hsiung gibi.   

Bütün bunlar dehşet verici değil mi? Hayvanlar konusunda ne yapılması gerektiği hakkında Wilson’la aynı fikirleri taşıyan hayvan refahı derneklerinin şu son 10 yılda yaptıkları işlerden sadece birkaçı. Bunları yapmalarının sebebi kendi savundukları fikirlerle çelişki içinde olmaları değil, bunların sebebi Wilson’ın savunduğu fikri, yani veganlığı yaygınlaştırmak yoluyla kullanımı sonlandırmaya odaklanmak yerine muameleleri reforme etmeye odaklanmayı savunuyor olmaları. 

Peki ya şu mezbahalarda yaşanan vahşetlerin kameraya çekilmesini cezai bir durum hâline getiren yasaya karşı mücadeleye yapılan vurguya ne demeli? Böyle bir yasadan yana değiliz ancak, bu endüstrilerde ne yaşandığını kameraya çekmek neden hayvan mücadelesinin merkezinde yer alsın ki? Yahudi soykırımının yanlış olduğunu anlamak için krematoryumlarda yakılan insan görüntülerine ihtiyaç duydunuz mu? Bir mezbahada ya da süt çiftliğinde ne yapıldığını bilmek için kameralara ihtiyacımız yok. Tabii problemin hayvan kullanımının kendisi değil, hayvan kullanımı esnasında normalden sapan "gereksiz” kötü uygulamalar olduğunu düşünmüyorsak. Hayvanların sütleri, yumurtaları, yünleri, derileri için birer kaynak muamelesi görmeleri “koşullar ne kadar merhametli” olursa olsun yanlıştır ve sona ermelidir. Refahçılar içinse durum böyle değil, “en kötü istismar biçimlerini” ifşa etmeliler ki bir yandan bu videoları bağış toplamak için kullanırken bir yandan da Temple Grandin tarafından dizayn edilmiş “merhametli” mezbahalara ödül verebilsinler. İşte PeTA tarafından tam da Wilson’ın sunduğu gerekçelerle verilmiş bir ödül:

image

[Arka planda Temple Grandin tarafından tasarlanmış bir kesimhaneye giriş rampası görüyorsunuz. Öndeyse, PeTA tarafından, “hayvan sömürüsündeki en kötü koşulları düzetmek” için yaptığı mezbaha tasarımlarından dolayı Temple Grandin’e verilmiş vizyoner ödülünün duyurusunu görüyorsunuz.]

“Fabrika çiftleri ve endüstriyel yemliklerdeki dehşet veren koşullara karşı mücadele etmek zorundayız” diyor Wilson. Böylece tek bir cümleyle, hayvan refahı derneklerinden tam onay alan, “kafessiz”, “otla beslenen”, “merhametli”, “insancıl” gibi çeşit çeşit damgalara sahip, “organik” hayvan sömürüsünü, arka bahçelerde, yaylalarda, küçük işletmelerde ya da köy çiftliklerindeki ölümü bekleyen ve bu süre boyunca her gün istismar edilen köle hayvanları mücadelenin alanından çıkartıveriyor. Sorunumuz yalnızca fabrika çiftlikleri ve endüstriyel yemlikler oluveriyor, hatta bu bile değil, sorunumuz yalnızca oradaki kötü koşullar ve çeşitli uygulamalar olarak tanımlanıyor. Bu durumda Wilson’ın fikirlerini takip ettiğimizde, bu uygulamalar kaldırılırsa ve koşullar düzeltilirse (yani bu durumda örneğin ineklerin derileri onlar ölüyken yüzülürse, acı veren uygulamalar için narkoz verilirse, civcivler öğütülmek yerine gazla öldürülürse ya da örneğin elektrik şoku yerine gazla boğma gibi öldürme biçimleri hayata geçirilirse), teşekkür mektubu yazabilir, zafer ilan edebilir ve hatta bu koşulları kaldıran işletmelere ödüller verebiliriz!

Tabii bir de ekliyor: “Bunların her biri artık bir gün, her saniye hayvanlara karşı bir savaş yürüten ekonomik, hukuki ve politik sistemleri çökerteceğimiz o an gelene dek yaşanan zulmü azaltmaya yönelik küçük adımlardır.” Böylece 200 yıllık bir refah hareketinin parçası olmanın bahanesi de bulunmuş oluyor. Bütün yeni refahçıların söyledikleri gibi “biz de aslında kölelik karşıtıyız ama şimdilik acıyı azaltmaya çalışıyoruz.” Ah, tabii! Bu esnada refah reformlarının kabul edilmelerinin tek koşulunun şirketlerin bu reformlardan kâr elde edebilecek olmaları olduğu gerçeğini ve bu sebeple PeTA, Mercy for Animals, HSUS gibi derneklerin internet sayfalarında gazla öldürme gibi uygulamaları “ekonomik yararlarını” anlatarak teşvik eden linklerin bulunduğu gerçeğini unutmamız isteniyor olmalı. “Sistemi çökertmek” için dahice bir strateji!

image

[Arkada tavukları öldürmek için “insani” bir yöntem olarak pazarlanan Kontrollü Atmosfer Araçları yani gaz odaları bulunuyor. Üstteyse PeTA’nın kendi internet sitesinden bir ekran görüntüsü. Başlık “Atmosfer kontrolü yoluyla öldürmenin savunusu”, altında ise şöyle yazıyor: “PETA, ABD’li fast-food, market ve tavukçuluk endüstrisini tavuk ve hindileri öldürmek için daha az zalim ve daha karlı bir yönteme geçmeye zorluyor.” Sayfada, ölü tavuk bedenlerinin üstüne bu yöntemin aslında daha kaliteli bir et ve daha verimli bir et üretimi sağladığı anlatılıyor.]

Böyle bir fikrin başka herhangi bir harekette savunulduğunu düşünebiliyor musunuz? Siyasi amaçlarla mahkumlara işkence yapılması dünyanın her yerinde oldukça yaygın ve bugünden yarına ortadan kalkacakmış gibi görünmüyor. Sırf bu sebeple insan hakları savunucularının “daha insani işkence yöntemlerini” savunduklarını ve bunun üzerine “hortumla boğma” işkencesine son verdiğini, artık mahkumları sadece falakaya yatıracağını açıklayan bir devlet başkanını “yılın vizyoneri” seçtiklerini ya da “muhafazakar Cumhuriyetçi” işkencecilere karşı “liberal demokrat” işkencecilerle koalisyonlar kurmayı önerdiklerini hayal edebiliyor musunuz? İnsan hakları derneklerinin, işkencecilere hangi işkence yönteminin en düşük maliyete en kolay enformasyon sağlayacağını anlattığı ücretsiz danışmanlık videoları hazırladığını hayal edebiliyor musunuz? Cinsel tecavüz ne yazık ki oldukça yaygın ve kapitalizm hakkında Wilson’la benzer fikirlere sahip pek çok kişi cinsiyetçi şiddetin kapitalizmle ilişkili olduğunu düşünüyor. Bu fikrin kendisi tartışmaya açık, ancak bu fikri savunanların arasında hiç kimse devrim olmadığı müddetçe cinsiyetçiliğin ve tecavüzün ortadan kalkmayacağını, o halde şimdilik “en kötü tecavüz biçimlerini ortadan kaldırmaya çalışmanın en iyisi olduğunu” öne sürmüyor. Çünkü söz konusu insanlar olduğunda, baskının mağdurlarının haklarından taviz vermenin bize düşmeyeceğini biliyoruz, peki söz konusu hayvanlar olduğunda bu tavır nasıl mümkün olabiliyor. Bunun tek bir sebebi var: "Çünkü onlar hayvan.” Yani sebep türcülük.

Wilson sorunu şöyle tarif ediyor: Ona göre doğan “karnist” sayısı, veganlığa kazanılan kişi sayısından daha fazla. (Latince et anlamına gelen “karn” kelimesinden türetilen “karnist” ifadesi hayvan eti ile süt, yumurta, deri, kürk ve diğer tüm hayvan kullanımları arasında etik anlamda bir fark olduğu gibi bir hatalı algıyı desteklemekten başka bir şeye yaramıyor. Bu kavram ve bu hatalı algı refahçılar tarafından savunulmakta. Doğru ifade “navegan” olmalı, ancak unutmayalım ki karşımızdaki kişi bir refahçı.)

Eğer bu böyleyse bile, bunda şaşılacak hiçbir şey yok. Tabanda kendi başına inisiyatif alan  vegan bireylerin mücadelesi haricinde veganlığı tavizsiz olarak savunan bir hayvan hakları hareketimiz yok. Wilson ve yandaşı bütün refahçı ve yeni refahçılar kendileriyle aynı fikirdeki milyonlarca dolarlık hayvan refahı derneklerinin de gücüyle veganlığı savunmanın aşırılık, baskıcılık ve yobazlık olduğu, veganlığın hiçbir işe yaramayan bir kişisel tercihten ibaret olduğu, veganlığın “kafalarımızı soyalı yemeklere gömmek” olduğu yalanını sürekli tekrarlıyor (yani veganlığı bir diyet biçimi gibi tanıtıyor) ve asıl yapmamız gerekenin hayvanların çektiği acıları azaltmak olduğu ve sadece “endüstriyel hayvancılığa” odaklanarak güya “merhametli” hayvan kullanımını desteklemek zorunda olduğumuz fikrini yaymaya gayret ediyor. Bunun için bin bir yol buluyorlar, kah devrimci bir retorik, kah spiritüel bir anlatı, kah postmodern söylemleri yerli yersiz kullanmak suretiyle oluşturulan kasıtlı bir karmaşa. Fakat ana fikir hep aynı. Ana fikir asıl sorunun hayvan kullanımı değil, kullanım esnasındaki muameleler olduğu. Ana fikir veganlığı değil mutlu sömürüyü desteklememiz gerektiği fikri. Ana fikir dünyanın asla vegan olmayacağı ve bu sebeple “şimdilik” daha geniş kafeslerle yetinmemiz gerektiği fikri. Bu fikir bugün hayvan haklarının önündeki en büyük engellerden biridir.

Veganlık soya yemek değildir. Veganlık bir diyet değildir. Veganlık, hayvanlara karşı asgari etik yükümlülüğümüzdür. Vegan olmamızın sebebi sonuçları değil, bu yükümlülüktür. Bununla birlikte, birey olarak tutarlı ve tavizsiz bir vegan yaşam sürmemizin sonuçları arasında hayvan kullanımını sona erdirebilecek bir toplumsal yön de bulunur; çünkü her vegan, hayvanlara karşı adil bir toplumun öncü bir bireyi ve yapı taşıdır.

Vegan olmamız ve veganlığı yaygınlaştırmamız nasıl bir değişikliğe sebep olacak? Bu aslında, refahçılar tarafından bulandırılmadığı müddetçe oldukça açık. Bugün içinde yaşadığımız toplum hayvanları faydalanılacak birer eşya, mal, kaynak olarak görüyor. Toplumdaki norm hayvanları kullanmak. Yani hayvanları kullanmak “normal”, “sıradan”, “alışılagelmiş” olan. Değiştirmemiz gereken de bu. Bu fikrin yerine, hayvanların ahlaki haklara sahip birer kişi oldukları ve onları kullanamayacağımız fikrini yerleştirmeliyiz.

Biz vegan olduğumuzda, bu normda bir çatlak oluşturuyoruz, hayvanları kullanmanın herkes tarafından kabul gören problemsiz bir şey olduğu fikrindeki sabitliği tehdit ediyoruz. Elbette bunu yapmamız için, veganlığı bizim “kişisel bir tercihimiz” ya da “hayvanlara yönelik şiddetin en kötü biçimlerini protesto etmek amacıyla endüstriye ve şirketlere yönelik ekonomik bir boykot” olarak değil, herkes için geçerli bir ahlaki temel olarak görmemiz, anlamamız ve anlatmamız gerekiyor. (Veganlığı bir kişisel tercih ya da bir ekonomik boykot haline getirenler veganlığın asıl etkisini ortadan kaldırıyorlar.) Bunun için de kölelik karşıtı (abolisyonist) hayvan hakları teorisine ihtiyacımız var. Bu teoriyi ve pratiği benimseyip hayata geçirdiğimizde ve kendimizi kuramsal olarak eğittiğimizde veganlığı yaygınlaştırmaya başlıyoruz. Bu kaçınılmaz bir şey, çünkü siz mevcut normun dışına çıktığınızda etrafınızdaki kişiler sorular sormaya başlıyor. Yani normda yarattığınız çatlak, içine su almaya başlıyor. Böylece sırf çevrenizdekilerin sorularını yanıtlayarak, hatta onların merak etmelerine sebep olarak dahi mevcut normu aşındırıyorsunuz. Fakat bununla sınırlı kalmayabilir, stantlarla, broşürlerle, posterlerle, yaratıcı eylemlerle veganlığı aktif olarak da yayabilirsiniz. Böylece, hayvanları kullanmanın kabul edilebilir olduğu fikrinin tartışmasız doğru olarak görüldüğü bir noktadan paradigmanın değişmeye başladığı, adalet temelli bir normun temellenmeye başladığı bir noktaya geliyoruz. Birkaç yılda her şeyin ne kadar değiştiğini, veganlığın nasıl çığ gibi büyüdüğünü ve bilinirliğinin arttığını bir düşünün. Ve veganlık, veganlığı değil mutlu sömürüyü ya da naveganlığın şu ya da bu biçimini desteklememiz gerektiğini anlatan ve her fırsatta veganlığı yararsız, zor ve aşırı gibi göstermeye çalışan bir mutlu sömürü hareketine rağmen yayılıyor.

Nicel değişiklikler nitel değişiklere yol açar denilir. Bunun anlamı, toplumsal olaylarda sayılardaki artışın sadece sayısal bir artış olarak kalmayacağı, toplumun dünyayı anlayış biçimini ve somut olarak yaşayışını da etkileyeceğidir. İşte buradaki kritik nokta %10 noktası. Toplumun %10’u hayvanları kullanmanın ahlaken yanlış olduğu fikrini güçlü bir şekilde savunur ve bunu kendi hayatına uygularsa, normun ciddi bir biçimde değişmeye başladığı noktaya geleceğiz. Bundan sonra veganların sayısı da çok daha hızlı artacak. Ama daha önemlisi, tartışmanın yönünü “hayvanları nasıl kullandığımız” olmaktan çıkartıp “hayvanları kullanmak doğru mudur, yanlış mıdır?” olarak değiştirmiş olacağız. Böyle bir toplumda bu soru küçük bir kesim tarafından tartışılan bir yan mevzu olmaktan çıkıp, hem gündelik hayatın merkezinde, hem hukuki ve siyasi tartışmaların içinde yer alacak ve bu tartışma “hayvanlara gereksiz yere zarar vermenin yanlış olduğu” şeklindeki yaygın ahlaki sezgiyle bir araya gelerek toplumun hızla doğru yönde değişmesine, hayvanları kullanmanın yanlış olduğunun tartışmasız bir şekilde kabul görmesine yol açacak.

Her birimiz üzerimize düşen bu sorumluluğu üstlendiğimizde ve kendimizi eğitmeyi ertelemeyip veganlığı yaymak için harekete geçtiğimizde bunu gerçekleştirmemiz o kadar da zor değil. Bizi ortadan kaldırmaya çalıştığımız insan harici kölelik kurumunun bir parçası haline getirmek için yollar arayan, veganlığa ve veganlara saldırmayı amaç edinmiş ve bunun için kanallar inşa eden devasa mutlu sömürü hareketinin yarattığı dikkat dağınıklığından kurtulmalı ve hayvanları odağımıza alarak harekete geçmeliyiz. Önümüzde bir hedef ve bu hedefe ulaşmak için birebir bir strateji var. Bu hedefe bir gecede ulaşmayacağız, ancak bu en hızlı ve etkili olan tek yol. Beklemek için hiçbir sebep yok.

Soya yiyerek dünyayı değiştiremeyiz. Fakat hakkını verelim, hayvan kullanımını sona erdirmek konusunda önümüzdeki engel soyalı yemekler değil, hayvan refahı ideolojisidir. Engel, veganlığı “soya yemek” olarak tarif eden “mutlu sömürü” hareketidir. Biz veganların mücadelesi hayvanlar için “merhametli” damgası basılmış bir sömürüyü inşa etmek için değil, hayvanların mülk statüsünü tamamen ortadan kaldırmak, hayvan kullanımını yeryüzünden silmek içindir. Veganları bu 200 yıldır yozlaştıkça yozlaşmış ve hayvanların çektiği acıları görüntülemeyi bağış toplama aracı haline getirerek şirketleşmiş mutlu sömürü hareketine dahil etme çabaları sonuç vermeyecek.

Köleliği ortadan kaldırmanın yolu devletlerle ve şirketlerle reform için masaya oturmak değil, toplumu tabandan, sokak sokak, hane hane değiştirmekte yatıyor. Bunun için tüm veganların çalışması gerekiyor. Vegan olmak asgari yükümlülüğümüzdür. Vegan olmak asla soya yemekten ibaret değildir. Fakat eğer bir değişimi mümkün kılacaksak vegan olduktan sonra üstümüze düşen başka şeyler de var. Üstümüze düşen asla “mutlu sömürüyü” savunmak değil. Kendimizi kölelik karşıtı (abolisyonist) hayvan hakları kuramı hakkında bilgilendirerek hayvan refahı (yani mutlu sömürü) hareketini reddersek ve tüm gücümüzü veganlığı yaygınlaştırmaya ayırırsak hayvanlara hak ettikleri dünyayı verebiliriz.

Dünya vegan olacak, ancak biz bunu ister ve bunun için gerekeni yaparsak.

İlgili Yazılar:

McDonald’s’ın Kafessiz Yumurtaları, Peter McSinger ve McHayvan Hareketi

Hayvan Refahı Düzenlemeleri, “Mutlu İstismar” ve Türcülük

Civcivleri Ne Öldürür: Hayvan Hareketinde Türcülük

Hayvan Refahındaki 4 Problem: Kısa ve Öz

Düşünce Biçimini Değiştirmek için Netlik Gerektiren bir Etik Temel Var: Veganlık


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin