Amansız Bir Narsisizm “Hareketi”

image

Gary L. Francione

“Hayvan hareketi” duygusal olarak hassas pek çok kişinin ilgisini çekiyor. Aslında, pek çok kişinin ilk başta hayvan meselesini önemsemesine sebep olan ahlaki itkiyi sağlayan tam da bu duygusal hassasiyet.

Ne var ki, büyük grupların temsil ettiği, bu duyguları yem olarak gören bir makine söz konusu. Hayvanların çektikleri acıları umursayanlar korkunç görseller, hayvan işkencesi pornosu ve “gizli kamera görüntüleri” denizinde boğuluyor ve bu görüntülerle “bir şey” yapmamız gerektiği mesajı veriliyor. Ve bu “bir şey” hayvan refahı reformunu ve “insani” ya da “merhametli” hayvan istismarını desteklemek oluyor. Veganlık asla bir etik yükümlülük olarak anlatılmıyor. Hayvanların -ne kadar güya “insani” olduğuna bakılmaksızın- kaynak olarak kullanılmama temel hakkından asla söz edilmiyor.

Herkese söylenen şey kendi “yolculuklarında” oldukları. Dahası, refahçı gruplardan biri “travma sonrası stres bozukluğundan” ve hayvan istismarının taşıdığı şiddete maruz kalan hayvan savunucularının yaşadığı “travmalardan” söz ediyor.

Böylece konu hayvanlar olmaktan çıkıyor ve kendimize dönüyor. Bu da net bir ahlaki prensipten söz etmeyi “başkalarına ne yapacaklarını söylemek” olarak tanımlayıp reddeden amansız bir narsisizm “hareketi” yaratıyor. Bu yüzden, Ricky Gervais kendisini hayvan savunucusu ilan ettiğinde ve bir yandan hayvansal ürünler tüketmeye devam edip bir yandan da başka naveganları eleştirdiğinde, bunda bir problem görülmüyor. Ne de olsa, konu hayvanlar için adalet değil, konu Ricky’nin “yolculuğu”.

Ve tüm refahçı gruplar oldukça net: hayvan istismarına en başta olanak sağlayan ve normalleştiren ideoloji olan hayvan refahı ideolojisinin eleştirel ve ilkeli bir analizine yer yok. Çekilen acının azalmasına sebep olduğu varsayılan her şeyin iyi olduğu ve ahlaki olarak arzu edilen olarak desteklenmesi gerektiğini savunan bu ideoloji herkesin kendi “yolculuklarındayken” ve maruz kaldıkları tüm “travmalardan” kurtulmaya çalışırken hayvanları istismar etmeye devam etmelerine olanak sağlıyor.

Tüm refahçılar bize hayvan istismarı ideolojisinin “görünmez” olduğunu söylüyor. Bu anlamsız. Refahçı ideoloji kesinlikle “görünmez” değil. Apaçık ortada ve tüm refahçı gruplar tarafından savunulmakta. Kendisi de türcü olan refahçı ideoloji, türcülüğü normalize ediyor. Ve refahçılar, refah düzenlemelerini destekliyor olmalarının bir ideoloji değil strateji meselesi olduğunu öne sürüyorlar. Bu bir saçmalık. Eğer hayvan istismarı etik olarak gerekçelendirilemez ise, güya “insani” olan istismar biçimlerini destekliyor olmak nasıl bir “strateji” meselesi olabilir.

Bana sürekli 30 yıldan fazla zamandır bunları anlatıyor olduğum göz önünde bulundurulunca nasıl olup da “tükenmediğimi” soruyorlar.

Dünya küçük bir kesim hariç tüm insan harici hayvanlar için berbat bir yer. Ve dünya insanların çoğu için de berbat bir yer; yoksulluk içinde yaşıyor, ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi gibi sebeplerle kötü muamele görüyor, siyasi görüşlerinden dolayı tutsak ediliyor veya zarar görüyorlar. Eğer gerçek kurbanlar “pes etselerdi” bunu anlardım. Açıkçası, ırkçı bir toplumda beyaz olmayan bir insan olmak ya da ataerkil bir toplumda kadın olmak korkunç olmalı ve bu ayrımcılıklar her yerde. Ve hayvan olmak da her yerde korkunç bir şey. İlginç olan, gerçek kurbanların çoğu asla pes etmiyor. Mücadele etmeye devam ediyorlar. Ve hayvanları düşünün, maruz kaldıkları korkunç muameleye rağmen insanlarla güvene ve umuda dayanan iletişimler kurmaya devam ediyorlar. Ne olursa olsun, ben kurbanlardan biri değilim. Eğer savunmasızların şiddete maruz kalmasına ve istismar edilmesine dayanan hakim olan paradigmayı değiştirmek için elimden bir şeyler geliyorsa bundan dolayı onur duyarım. Laboratuvarlardaki, besi ünitelerindeki, refahçıların sevinçle “merhametli” ilan ettikleri mezbahalardaki ya da kapanlardan birinde tuzağa düşürülmüş hayvanlardan biri değilim. Fiziksel ve duygusal olarak istismar edilen kadınlardan biri değilim.

Sözün özü, neden “tükeneyim”? Tükenmek için daha geçerli sebepleri olan insan ve insan harici sayısız kişi varken!

Bu yüzden, kendimi kurbanlardan biri olarak görmekten daima kaçınıyorum. Çünkü değilim. Yıllar boyunca kendi hassasiyetli ve kendi çektiği acılar üzerine çokça kafa yoran “hayvanseverlerle” defalarca karşılaştım. O noktaya nasıl vardıklarını çok iyi anlıyorum. Ancak o şekilde düşünmeyi reddediyorum. Eğer bir ilerleme kaydetmek istiyorsak, hayvan refahı ideolojisini reddetmeli ve hayvanlar için yürütülen bir sosyal adalet mücadelesinin neye odaklanması gerekiyorsa ona odaklanmalıyız, yani hayvanlara.

_______________

Eğer vegan değilseniz, lütfen vegan olun. Veganlık şiddetsizlik demektir. İlk olarak ve öncelikle diğer hissedebilir varlıklara karşı şiddetsiz olmaktır. Böylece yeryüzüne ve kendinize karşı da şiddetsiz olursunuz.

Eğer hayvanların etik olarak bir değerleri varsa, veganlık bir seçenek değil bir gerekliliktir. Kendisine hayvan hakları hareketi diyen bir hareket, veganlığı bir yükümlülük olarak görmelidir.

Dünya vegandır, eğer isterseniz.

Gary L. Francione

Rutgers Üniversitesi, 2015

©2015 Gary L. Francione

Çeviri: Berk Efe Altınal

Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/a-movement-of-relentless-narcissism/


Yorumlar

Bir yanıt yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin