(Bu yazı daha önce Vegan Abolisyon dergisinin 1. sayısında yayınlanmıştır)

image

Yeni Refahçılık ifadesi hayvan savunucuları arasında çok yaygın bir ifade değil ve çoğu zaman refahçılık, yeni refahçılık ve abolisyonistlik ayrımları üzerine çok fazla düşünülmüyor. Hayvan hareketindeki pek çok insan refahçılığı ‘kötü bir şey’ hatta bir hakaret olarak görüyor ve kafasında refahçılıkla ilgili alelade bir tanım var: “refahçılar hayvanların kafeslerini büyütmek isteyenler, bizse tüm kafesleri ortadan kaldırmak istiyoruz”. Bu tanım eksik olsa da meselenin özüne değindiği söylenebilir ancak refahçılığı bir yana bırakıp yeni refahçılık (ya da hayvan korumacılık) ile abolisyonizm arasındaki farka baktığınızda bu farklılığın bir ‘amaç’ ayrımı değil ‘kafesleri ortadan nasıl kaldıracağız?’ sorusu çevresinde ortaya çıktığını görüyorsunuz.

Refahçılık
Refahçılık, bundan yaklaşık 200 yıl önce Britanya’da Jeremy Bentham’ın faydacı (utilitarian) görüşleri çerçevesinde ortaya çıktı ve bugün yanlış ve cinsiyetçi bir şekilde ‘hayvan haklarının babası’ olarak anılan Peter Singer’ın görüşlerine kadar uzanmakta. Refahçılığın temel argümanı hayvanların acı çekmemekten çıkarları olduğu yönündedir. Refahçı görüşü savunanlar da hayvanların hissedebilir canlılar olduğunu, tıpkı bizim gibi acı çekmekte olduklarını kabul ederler ve buradan yola çıkarak hayvanları kullanırken çektikleri acıları azaltmanın yollarını aramamız gerektiğini öne sürerler. Ancak refahçılar hayvanların acı çekmemenin ötesinde başka çıkarları ve hakları olduğunu kabul etmezler. Bu görüşe göre, hayvanlar sonsuz bir şimdiki zamanda yaşarlar, kavramsal düşünme kapasiteleri olmadığı için geçmişe dair hatıralara sahip olmadıkları gibi geleceğe dair planları da bulunmamaktadır. Yani insan-harici bir hayvanın geleceğe dair planlara ve kavramsal düşünceden kaynaklanan bir kendilik algısına sahip olmadığı için ölmekten zarar görmediğine inanırlar. Bu sebeple hayvanları acısız bir şekilde öldürmenin ya da acı duymayacakları biçimde kullanmanın etik bir problem oluşturmadığı sonucuna varırlar.

Refahçılık kurumsal olarak 200 yıldır varolan bir görüştür ve şu an hayvanlar söz konusu olduğunda hakim görüş refahçılıktır. Hayvanlar üzerine düşünmeye, okumaya, araştırmaya zaman ayırmamış herhangi bir kişi, refahçı görüşleri okul kitaplarından tutun da televizyon reklamlarına kadar pek çok yerde öğrenmiş ve pekiştirmiş haldedir. Bu yüzden pek çok insanın hayvan kullanımında ortaya çıkan kötü muameleleri gördüğünde aklına gelen ilk şey, bu koşulların düzeltilmesinin yollarını ve bu koşulların öyle olmadığının hayal edildiği köy ortamına ve endüstri-öncesi hayvancılığa dönüşün yollarını aramaktır.

Amaçlar ve Araçlar
Yeni refahçılık, refahçı düşüncenin üzerine kurulu olsa ve pratikte benzer yöntemlere sahip olsa da refahçı düşünceden farklı bir alandır. Yeni refahçılık, hayvan kullanımının sona ermesini isteyen ve hayvan refahı reformlarını ya da tek konulu kampanyaları bunun için kullanılabilecek birer araç olarak gören pek çok büyük örgütlenmenin görüşüdür. Bu görüşü savunanların amaçları ve araçları birbiriyle uyumlu değildir. Tüm hayvanlar için ‘özgürlük’ istediklerini söylerler ancak sürekli belli hayvan kullanım biçimlerini ya da belli hayvan türlerinin kullanımını hedef alan kampanyalar yaparlar. Yeni refahçılık denildiğinde akla ilk gelen büyük örgütlenmeler PeTA, Vegan Outreach, Mercy for Animals, Viva!, Compassion Over Killing olarak sıralanabilir.

Yeni refahçılığı hayvan hakları hareketinin amaçlarıyla refahçı hareketin araçlarını birleştiren bir ara konum olarak düşünmek de mümkündür. Toplumun büyük çoğunluğunun bilgilendirme yoluyla vegan olacağına ve hayvan kullanımını sonlandıracağına inanmamaktadırlar. En sık dile getirdikleri gerekçelerden bir tanesi de “Dünya bir gecede vegan olmayacak, bu sebeple hayvan kullanımını daha iyi hale getirebilecek uygulamaları desteklemeliyiz” şeklidedir.

Pek çok yeni refahçı için mesele hala “acıyı azaltmak” şeklindedir, veganlığı hayvanların çektiği acıyı azaltmanın çok iyi bir yolu olarak görürler. Bu yüzden kendileri vegan olsa dahi reformların ya da toplumda daha fazla insanın karşı olduğunu düşündükleri belli hayvan kullanımı biçimlerinin (ör. yunus parkları ya da deneylerde primatlar gibi bilişsel olarak daha gelişmiş hayvanların kullanımının) ya da belli uygulamaların (örneğin sıkışık kafeslerin, gaga kesme gibi uygulamaların) yasaklanmasını talep eden kampanyalar yaparlar. Bu anlayışa göre vegan olmakla kafessiz yumurta tüketmek arasındaki fark bir derece farkından ibarettir, bu sebeple ikisi de kabul edilebilirdir ve buna rağmen veganlığı savunmakta ısrar ediyor olmak “ahlakçılık” ya da “fundamentalizm” olarak nitelendirilir.

Yeni refahçı gruplar, zamanımızı, kaynaklarımızı ve enerjimizi toplumu veganlık yönünde değiştirmek için harcamak yerine, ulaşması daha kolay olan kısa vadeli hedeflere odaklanmak gerektiğini öne sürerler. Toplumda kürke karşı bir hassasiyet olduğu için kürk karşıtı kampanyalar düzenlemek, yunus balıkları çoğu kişi tarafından diğer hayvanlara göre daha değerli görüldüğü için yunus parklarına karşı kampanyalar başlatmak, sevimli bir yüz ifadeleri bulunduğu için fok balıklarına zarar verilmesi pek çok kişi tarafından öfkeyle karşılandığından Kanada’daki fok balıklarıyla ilgili kampanya ve görseller hazırlamak gibi. Bu kampanyalarda, henüz vegan olmayan binlerce kişiye imza atarak, derneklere bağışta bulunarak ya da en fazla bir basın açıklamasına katılıp slogan atarak “hayvan sömürüsüne” karşı eylem yapma fırsatı verilir.

Bu eylemlerin özünde “hayvanseverler” olarak adlandırılan ve hayvan olarak yalnızca kedileri ve köpekleri değerli gören kesimin eylemlerinden niteliksel olarak bir farkı yoktur. Hayvanseverlerin eylemlerinde kediler ve köpekler keyfi bir biçimde daha değerli hayvanlar olarak görülür ve çokça eleştirildiği üzere “Hayvanlara uzanan eller kırılsın” sloganları atılan eylemin ardından hayvansal ürünler yemeye gidilebilir. Aynı şekilde yeni refahçı eylemler de kampanyanın içeriğine göre belli bir grup hayvanı (sirklerde, kürk endüstrisinde ya da deneylerde vs. kullanılan hayvanlar) keyfi olarak ön plana çıkarır ve diğerlerini ikinci plana atar. Önce bir yemek sitesinden hayvansal ürün içeren bir yemek sipariş edip, hemen ardından yunus parklarına karşı çıkan bir imza kampanyasına imza verebilirsiniz. Bir sirk veya kürk fuarı protestosuna katılıp, ardından yorgunluğunuzu hayvansal süt içeren kahve içerek giderebilirsiniz. Bir köşede duran “Kürk-Deri-Et Hepsi Cinayet” yazılı pankart bu duruma çok da engel olmayacaktır. Çünkü bu eylemlerde vegan olmakla sirklere karşı imza kampanyasına katılmak arasındaki fark yalnızca derece farkı olarak gösterilir. Eylemle verilmek istenen mesaj ne olursa olsun, verilen mesaj nihayetinde belli kişilerin (çoğunlukla eylemlerin öncü kadrolarının) vegan olabilecekleri ancak bunun çoğu kişi için çok zor olduğu ve şart olmadığı, hepimizin vegan olmadan da (yani hayvan kullanımını sürdürerek de) hayvanlar için ‘bir şeyler’ yapabileceğimiz olacaktır.

PeTA dahil pek çok yeni refahçı grup küçük puntolarla veganlığın öneminden de bahseder ancak veganlık asla odaktaki mesaj değildir ve verilen mesaj da amaç-araç ilişkisi kadar karmaşıktır. Örneğin PeTA, KFC’nin kötü koşullarda tavuk üretiyor olmasından dolayı burayı boykot etmemizi söyler, bu esnada KFC ile görüşmeler sürdürür ve gazla öldürme tekniğinin (Controlled Atmosphere Killing) nasıl daha “insani” olduğunu ve dahası üretim maliyetlerini uzun vadede ne kadar düşüreceğini anlatır. KFC bir süre göstermelik direnç gösterip -çünkü böyle yapmazsa her talebi kabul eden bir firma olduğu izlenimini verebilir- ardından (zaten daha verimli olduğunu keşfettiği) gazla öldürme tekniğine geçer. PeTA da boykotu kaldırır ama sitenin bir köşesinde yine de vegan olsak daha iyi olacağını söyler.

Bu örnek uç bir örnek gibi geliyorsa bir de şunu düşünün, eğer şehrimizde açılan her vegan olmayan restoranı protesto etmiyorsak ama yeni açılan bir sirki protesto ediyorsak, yemek için hayvan kullanmanın sirkte hayvan kullanmaktan daha kabul edilebilir olduğu mesajını vermiyor muyuz? Eğer her vegan olmayan restoranı (yani şu anda Türkiye’deki BÜTÜN restoranları) teker teker protesto etmiyor da yalnızca McDonald’s gibi zincirleri protesto ediyorsak insanların “peki köydeki tavukların yumurtasını yemek neden sorun olsun ki” sorusunu sormalarına şaşırmamalıyız. Henüz vegan olmayanlara sorunun ‘hayvan kullanımı’ olmadığı, sorunun ‘hayvanları endüstrinin ve kapitalizmin kullanıyor olması’ olduğu mesajını veren hayvan hareketinin ta kendisi değil mi?

image

“Sinir bozucu veganlar”
Türkiye’de henüz bir hayvan refahı hareketi olduğunu söylemeyiz. PeTA gibi milyonlarca dolar bağış toplayan büyük derneklerimiz yok. Ancak refahçılık ve yeni refahçılık fiziksel olarak olmasa da söylemsel olarak hakim durumda ve burada henüz birkaç yıldır var olan hareketi de her geçen gün etkisi altına almakta. Batıdaki en yaygın ve en güçlü hareket olan yeni refahçılıktan kopyalanmış eylem biçimleri, sloganlar ve kampanyalar beraberinde yeni refahçı düşünceyi de hakim hale getiriyor. Durum böyle olunca yeni refahçı hareketin öncülüğüne aday olan gruplar da varlıklarını belli etmeye başlıyorlar.

Geçtiğimiz sonbaharda Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden konuşmacıların öncülük ettiği bir panelin ardından çıkan Rahatsız Veganlar bildirisi yeni refahçılığı sol bir retorikle harmanlayarak hayvan hareketini yeni bir dalgaya davet ediyor. Bildiride veganlık bir tüketim alışkanlıklarını değiştirme meselesine indirgeniyor, tam da bu sebeple çöpte bulunmuş ya da trafikte öldürülmüş hayvansal ürünlerin yenebileceği ima ediliyor. Bu da yetmiyor, ardından şunu söylüyorlar:

_“…sayısız hayvanı hapishane riskini göze alarak kurtaran ancak zaman zaman hayvansal ürün tüketebilen insanlar da elbette hayvan özgürlüğü hareketindendir”, “Herkes köleleştirmemekte, öldürmemekte ortaklaşarak pratiklerini kendi vicdanları ve imkânlarına göre çizmelidir”

ve

“Tüketim biçimlerindeki farklara göre hayvan özgürlüğü hareketindeki bazı insanları değersizleştirmek baskıdır, vegan polisi oynamaktır.”

sonra da çevre söz konusu olduğunda ekliyorlar:

“Vegan olmayıp yalnızca ama yalnızca bisikletle ulaşım sağlayan bir insan, belki de yeryüzüne vegan bir “şoför”den daha fazla katkıda bulunmaktadır, daha fazla hayvanı ölümden kurtarmaktadır.”

Bu bildiride hayvanları yememek ve bedenlerini kaynak olarak kullanmamak sadece bir “tüketim biçimi” olarak ele alınıyor ve bu konuda ne yapılacağını tamamen insanların “vicdanlarına” bırakmamız gerektiği savunuluyor. Böyle sözlerin herhangi başka bir hak mücadelesinde dile getirildiğini gözünüzün önüne getirirseniz, söz konusu bildirinin içerdiği yoğun türcülük daha da anlaşılır hale gelecektir. “Kölelik karşıtlarını, evlerinde siyah köleleri olup olmadığına bakarak değerlendirmek baskıdır” veya “heteroseksizme karşı olup da arada bir sokakta gördüğü eşcinsel çiftleri taciz edenler de bu hareketin bir parçasıdır” ya da “İnsanlara çocukları taciz etmemelerini söylemek baskıdır, pedofili karşıtı polisliği oynamaktır, insanlar bu konuda kendi vicdanlarına uyan neyse onu yapmalılar”. Bunlar ne kadar kabul edilemez sözlerse yukarıda yer alan alıntılardaki sözler de aynı derecede kabul edilemez sözlerdir.

Rahatsız veganlar bildirisinin paylaşıldığı internet ve dergi sayfasındaki görsele göre 1. Dalga hayvan özgürlüğü hareketinin amacı “önce vejetaryen sonra da vegan kültürün oturtulması” idi (elbette bu sıralamanın kendisi de hatalı) ve bu aşama tamamlandı. Bildiriye göre hayvan hareketi bu aşamadan sonra hayvansal ürün tüketme meselesini tartışmayı sona erdirmeli, çöpten bulduğu hayvansal ürünleri yiyebileceğini söyleyen freeganlar ve yol kenarında bulunan ölü hayvanların yenebileceğini savunan roadkill hareketleri gibi gruplarla işbirliği içerisinde olmalı. Bildiri temel eylem biçimi olarak da ‘bir tüketim biçimi meselesi olan’ veganlığı yaymak konusundaki çabalarına bir son vermeli ve hayvan kurtarmayı amaçlayan doğrudan eylemlere ağırlık vermeli! Oysa, bu bildiriyi yazanların dahi vegan “kültür” konusunda net olmadıkları (zira bildirinin başlığı Rahatsız Veganlar olsa da, yazanların bir kısmının vejetaryen olduğu da belirtilmiş yazının girişinde) çok açıkken, vegan kültürün oturduğu iddiasını neye dayanarak öne sürdükleri havada kalıyor. Dahası, hayvanları mal ve kaynak olarak görmenin ve kullanmanın adil olmaması sebebiyle hayvan kullanımını hayatımızdan çıkartıyor olmamız “kültür” olarak adlandırılabilir mi? Diğer ayrımclıklara ve sömürü biçimlerine karşı olmaya “kültür” diyor muyuz?

Rahatsız veganlar gücümüzü ve enerjimizi toplumu veganlık yönünde değiştirmek için harcamak yerine, kafesten çıkarılan her hayvana karşılık bir aktivistin hapse girdiği ve bir yandan da aynı aktivistlerin arada bir hayvansal ürün tükettiği bir mücadele yöntemini öneriyorlar. Elbette pratikte bu yöntem ufak bir “öncü” kesimin kendisini ALF ilan ederek zaman zaman eylem yapması, bunun sonucunda bazen cezai yaptırımlarla karşılaşması, hareketin geri kalanınınsa bir yandan bu eylemlerin haber ve videolarını sosyal medya üzerinden büyük hayranlıkla paylaşması, bir yandan da harekete ayırdığı zamanı refah reformu talepleri ve tek konulu eylemlerle geçirmesi ve çoğunlukla vegan değil vejetaryen olup mutlu hayvan ürünlerini tüketmesi anlamına geliyor. Süper kahraman romantizmini bırakarak bakarsanız, böyle bir politik taktiğin sadece işlevsiz olduğunu değil, aynı zamanda toplumun büyük çoğunluğunu hareketin dışında bir izleyici konumuna iterek pasifize edeceğini, hayvanların en temel haklarını (başkasının malı ve kaynağı olarak kullanılmama hakkı) çiğnemeyi kabul edilebilir göstermekte olduğunu ve çok da uzun olmayan bir vadede hareketi tükenmeye sürükleyeceğini görmek pek zor değil.

Rahatsız Veganlar bildirisinin yayınlandığı Sosyal Savaş dergisinin internet sitesinde yer alan bir yazıda ise abolisyonist bir sayfa olan Diren Vegan hakkında şu ifadeler geçiyor

“Diren Vegan gayet ahlakçıdır. Mesela vejetaryen hayvan hakları savunucularına ya da ‘esnek vegan’ hayvan hakları savunucularına saldırır onları yerden yere vururlar. Biz de her insanın tam vegan olmasını destekliyor ve öneriyoruz fakat iş ahlakçılık boyutuna geldiği zaman sinir bozuyor.”

Yazıyı yazanlar ve yayınlayanlar vejetaryen kalarak ya da “arada bir hayvansal ürün tüketip” bunun adını “esnek veganlık” koyarak da hayvanların haklarını savunabileceğimizi öne sürmekle kalmıyor, veganlığın adaletin temeli olduğunu savunmayı da “ahlakçılık” olarak gördüklerini ifade ediyorlar. Veganlığı savunmanın “aşırılık”, “fundemantalizm”, “ahlakçılık” olduğunu söyleyen Peter Singer ve diğer refahçılarla aynı ifadeleri kullanıyor olmaları “Hayvan Özgürlükçülüğü” tabirini Peter Singer’ın “Hayvan Özgürleşmesi” isimli refahçı kitabına atfen kullanıyor oldukları izlenimini veriyor.

Yeni refahçı eylemleri düzenleyenler ve savunanlar, kendilerinin kesinlikle refahçı olmadıklarını, “hayvan özgürlükçüsü” olduklarını öne sürüyorlar. Oysa “hayvan özgürlükçülerini” bir gün sirkleri protesto ederken, bir gün ALF eylemlerine övgüler düzerken, bir gün hayvanseverlerle aynı metinlere kurumsal imza verirken, bir gün PeTA’nın kampanyalarının Türkiye ayağını düzenlerken, bir gün hayvan deneylerine karşı stant açıp hayvan deneyi içermeyen ancak vegan da olmayan ürünlerin olduğu listeleri insanlara sunarken, başka bir gün bisikletle Avrupa’yı gezmeye karar veren vejetaryen gezgini desteklerken görüyoruz. Bütün bunları yaparken bir broşürün altında küçük puntolarla, “tüketimi azaltmanın bir yolu olarak veganlığı” önerirlerken, bir yandan da sol gazetelere veganlığın tüketimin bir biçimi olduğu ve zaten hayvan haklarını savunmak için “vegan olmaya gerek olmadığı” beyanında bulunuyorlar. Artık piyasada “vegan ve vejetaryen hayvan özgürlüğü dergisi” alt başlığını taşıyan bir dergi bile var. Elbette veganlık anlatmak derken kast ettiğimiz bu değil.

Tanımı oldukça muğlak (ve belli ki vejetaryenleri de kapsayan) “hayvan özgürlükçülüğü” kavramını yazının başında belirttiğimiz gibi şöyle tanımlıyorlar; “Hayvan refahçıları kafesleri genişletmek ister, bizse tüm kafesleri ortadan kaldırmak istiyoruz”. Fakat bu tanım yeni refahçı olmayı engellemiyor. Sorun şu ki, 35 yıl önce sorulan soru “kafeslerin ve köleliğin olmadığı bir dünyaya nasıl ulaşacağız?” idi ve bu doğru bir soruydu. Yeni refahçılık bu soruya verilmiş yanlış bir cevaptır ve yanlış cevap zamanla sorulan soruyu da değiştiriyor, uluslararası yeni refahçı hareket her geçen gün geleneksel refahçılığa daha da yaklaşıyor. Hayvan kullanımının failinin biz değil de karnizm ideolojisi olduğunu öne süren Melanie Joy gibi kişiler, hayvan hakları ile hayvan refahı arasında bir fark olmadığı, birlikte hareket etmemiz gerektiğini öğütlüyor. Söz konusu soruya hayvan özgürlükçüleri de aynı yanlış cevabı veriyorlar; bu da gösteriyor ki “hayvan özgürlükçülüğü” ifadesi bu coğrafyada yeni refahçılığın kulağa daha hoş gelen ismi.

Sorunun Kökünü Es Geçmek
Yeni refahçılar “Son kafes de yok olana dek” sloganını sıkça kullanıyorlar, sorun şu ki bu sloganda eylem kısmı eksik. Son kafes yok olana dek refah reformlarını ve tek konulu kampanyaları mı destekleyecekler, ya da bunları yaparken “kafes kıran” doğrudan eylemcilerden mi medet umacaklar? Ancak bu noktada son kafes yok olana dek “sonsuza dek” demek oluyor, çünkü bu eylemlerin hayvan kullanımını bitirme doğrultusunda ilerlediklerini söylemek için hiçbir gösterge yok. Şu çok açık: hayvan refahı reformları ve tek konulu kampanyalar türcülük ağacının dallarını budamayı hedefler. Tüm hayvan kullanımları ve bu kullanımların yol açtığı ölüm ve acı türcülük ağacının dallarıdır ve budanan dallar daha gür çıkmaktadır. 35 yıllık yeni refahçı hareket batıda hiç olmadığı kadar güçlü bir ‘mutlu hayvan’ ürünleri pazarı yarattı ve acıyı azaltmak için hayvan tüketimini bırakan insanların yeniden hayvan tüketimine döndüklerini söylediklerine sıklıkla şahit oluyoruz.

Tek konulu kampanyalara ya da hayvan refahı reformlarını savunan eylemlere katılan kişilerin büyük çoğunluğu bunu hayvanlara yardım etmek için yapıyor. Pek çoğumuz internette ve gündelik hayatta hayvan kullanımını görüyor, hayvanlara yönelik şiddet içeren videoları izliyoruz ve bunlardan rahatsız oluyoruz. Bu görüntüler bir şeyler yapma isteği uyandırıyor ve karşımıza ilk çıkan yeni refahçı hareketler oluyor. Bugün abolisyonist olanların arasında bir zamanlar yeni refahçı eylemlere katılan, bunların organizasyonunda yer alan kişiler var. Fakat kendimize sormak zorundayız, hayvanlar için gerçekten istediğimiz şey nedir ve katıldığımız eylemler, attığımız sloganlar, desteklediğimiz örgütler buna ulaşmak için doğru yolu izliyorlar mı? Hayvanlara yardım etmek isterken istemeden de olsa onlara zarar veriyor olabilir miyim? Bu soruları kendimize sorduğumuzda ve cevapları bulmak için harekete geçtiğimizde, gerçek bir değişim için hareket eden bir vegan taban hareketine ihtiyaç duyduğumuzu anlıyoruz.

Gerçek ve kalıcı bir değişimi hedeleyen bir politik hareket, sorunun kökünün ne olduğu tespit etmeli ve bu kökü kurutmak için harekete geçmelidir. Türcülük ağacının köküne indiğinizde hayvan kullanmayı normal bulan yani vegan olmayan toplumu görürsünüz. Toplum vegan değildir, bu yüzden her geçen gün nüfusun neredeyse %99’u hayvanların mal ve kaynak olma statülerini destekler, hayvan kullanımına hem maddi hem de manevi olarak katkıda bulunur, vegan olmayan türcü değerleri yeni kuşaklara aktarır. Toplumdaki norm hayvan kullanmaktır; veganlar yani hayvan kullanmayı reddedenler, hayvan kullanımının haklı görülemeyeceğini düşünenler toplumdaki çok küçük bir azınlığı oluştururlar. Veganlar bu kadar azken, hayvan kullanımı hakkında toplumun çoğunluğu için bir sorgulama ya da tartışma mevcut değildir. Değiştirmemiz gereken tam da budur, çünkü sorunun kaynağı budur.

Dünyanın bir gecede vegan olmayacağını biliyoruz. Bildiğimiz başka bir şey ise, henüz vegan olmayan kişileri net ve doğrudan veganlıkla ilgili bilgilendirmez ve veganlığı yaratıcı ve şiddetsiz eylemlerle yaygınlaştırmazsak dünya hiçbir zaman vegan olmayacak. İnsanlarla teker teker konuşursak herkesin vegan olacağını öne sürmüyoruz. Araştırmalar ve deneyimler gösteriyor ki, eğer bir düşünce toplumda %10 tarafından sıkı bir biçimde savunulmaya başlanırsa toplumun geri kalanı da çok hızlı bir biçimde bu düşüncenin etkisi altına giriyor. Eğer 35 yıl önce modern hayvan hareketi toplumu veganlık hakkında bilgilendirmek için uluslararası bir kampanya başlatmış olsaydı şimdi bu orana ya çoktan ulaşmış ya da çok yakınlarında olurduk ve toplumdaki norm değişmeye başlardı.

Abolisyonist Veganlık
Denenmiş ve sadece başarısız değil aynı zamanda zararlı da olmuş yöntemleri tekrar etme, kaybetmeye mahkum mücadelelere zaman ve enerji harcama, rasyonel argümanları bir kenara itip duygularımızla hareket etme ve bu yüzden bir takım figürleri, örgütleri ve eylem biçimlerini romantize etme lüksümüz yok. Her yıl 56 milyar kara hayvanı ve sayısız deniz hayvanı sadece gıda için öldürülüyor, bu sayıya bir de diğer kullanımları ekleyin. Veganlık onlar için savunacağımız en son şey değil. Veganlık savunmamız gereken ilk şey.

Eğer vegan değilseniz, lütfen vegan olun. Vegan olmak pek çok kişinin zannettiğinden çok daha kolaydır, sağlıklıdır ve hesaplıdır. Vegan olmak hayvan hareketinde ulaşacağınız bir mertebe değil, hayvan haklarını önemsiyorsanız yapmanız gereken ilk ve en önemli şeydir. Vegan olmakla, vejetaryenlik ve diğer biçimler arasındaki fark bir derece farkı değildir. Vejetaryenlik, hayvan kullanımıdır, adaletsizliğin bir biçimidir. Veganlık, hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddettiğimizin beyanıdır ve adaletin temelidir.

Ve eğer vegansanız, lütfen veganlıktan daha azını savunan hayvan refahı reformlarına ve tek konulu kampanyalara destek vermeyin. Hayvan refahı, yeni refahçılık ve hayvan hakları konusunda bilgilenin ve veganlıkla ilgili gelebilecek sorular hakkında kendinizi donanımlı hale getirin. Evet, “bitkilerin de canı yok mu?” sorusu can sıkıcı olabilir ama daha da can sıkıcı olan bu sorunun cevabını bilmediği için çaresiz kalan bir vegandır. Vegan Abolisyon dergisi, Abolisyonist Vegan Hareket üyelerinin hazırlamış olduğu Hayvanlara Adil Davranma Kılavuzu, Gary L. Francione’un Hayvan Haklarına Giriş kitabı ve abolisyonistveganhareket.org adresinde yer alan yazılar bu konuda size gerekli araçları sağlayacaktır. Bu kitapları, yayınları ve yazıları okumaya ayıracağınız zaman aktivizmin önemli bir aşamasıdır. Bu bilgileri edindikten sonra henüz vegan olmayanları veganlık konusunda bilgilendirin. Asla bir adım olarak vejetaryenlik, Etsiz Pazartesi gibi hayvansal et ile diğer hayvansal ürünler arasında ayrım yapan bebek adımlarını önermeyin. Vegan Eylem Günü stantlarına gelin, Abolisyonist Vegan Hareket’in düzenlediği toplantılara katılın veya kendi şehrinizde/semtinizde vegan toplantılar, piknikler ve başka yaratıcı ve şiddetsiz etkinlikler düzenleyin. Abolisyonist Vegan Hareket, yaratıcı ve şiddetsiz etkinliklerde kullanabileceğiniz çok sayıda materyale sahip, bunların tamamını internet üzerinden indirebilir, kendi imkanlarınızla çoğaltabilir ve kullanabilirsiniz. Bu konuda Abolisyonist Vegan Hareket’in kuralı, bu malzemeleri kullandığınız eylemlerin şiddet ve ayrımcılık (cinsiyetçilik, ırkçılık, milliyetçilik, heteroseksizm, sınıfa dayalı ayrımclık, engellilere yönelik ayrımcılık gibi) içermemesi, eylemlerin tek konulu olmaması (veganlıktan daha azını savunmuyor olması) ve etkinliğe aktivist olarak katılan kişilerin vegan olmasıdır.

Eğer bütün veganlar yeni refahçı fikir ve pratikleri terk edip, topluma karmakarışık mesajlar vermekten vazgeçer, veganlık savunusu etrafında birleşir ve yaratıcı ve şiddetsiz yollarla veganlığı yaygınlaştırmak için harekete geçerse vegan bir topluma ulaşmamız hiç de zor olmayacak. Yeni refahçılığı değil, adaletin temeli olan veganlığı yükseltelim.


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin