Viva!’ya Mesajım: Sorun Dini Kesim Değil

Değerli meslektaşlarım:

Haberlerde toplumu veganlık hakkında bilgilendirmek için kullanılabilecek bir mesele gündeme geldiğinde hayvan savunucularının bu fırsatı es geçip yeni refahçılık rüzgarına kapılmalarına ve böylece insanların hayvan sömürmek konusunda daha iyi hissetmelerine yol açmalarına her zaman üzülmüşümdür.

Britanya gazetesi The Mail On Sunday, Britanya’da servis edilen etlerin büyük bir kısmının helal et olduğu yani hayvanların İslam kurallarına uygun olarak öldürüldüğü konusunda bir haber yayınladı. Helal kesim, Yahudilerin kaşrut ritüeline benziyor ve hayvanların boynunda derin bir kesik açmayı, hem nefes hem de dolaşım borusunu kesmeyi ancak omurgayı sağlam bırakmayı içeriyor. Bu şekilde kesilen hayvanlar baygınlaşmıyor ve helal ve koşer kesim zalimce olmakla ve kesimin hayvanların öldürülmeden önce bilinçsiz hale getirildiğinin varsayıldığı sersemletme metoduna göre daha fazla acı ve ıstıraba sebep olmakla eleştirilmekte. İngiltere’de çok sayıda insan, yedikleri etin “insani” bir şekilde öldürülmüş olmayan hayvanlardan geldiğini düşündüklerinde rahatsızlık duymuş.

Bana göre İngiltere’de veya dünya üzerindeki herhangi başka bir yerde tüketilen hiçbir hayvanın öldürülme biçimini bu kelimenin anlamını ciddi biçimde çarpıtmadan “insani” olarak tanımlayamayız.

Yani gazetede çıkan bu haber hayvan savunucularına mesele hakkında endişe duyan topluma aslında “insani” biçimde elde edilmiş et diye bir şeyin olmadığı; tüm etlerin ve tüm hayvansal ürünlerin en iyi durumda bile işkenceden geçmiş insan harici hayvanlardan geldiğini açıklamak için bir fırsat sunuyor. Ve her ne koşulda olursa olsun tek gerekçemiz tatlarının güzel olmasıyken hayvanları öldürmeyi haklı göremeyeceğimiz konusunda.

Peki hayvan savunucuları bu fırsatı kullandı mı?

Hayır.

Bunun yerine mevzuyu belli bir dinin belli bir uygulamasına dair bir sorun olarak gösterdiler. Örneğin, Viva!’nın fikri makalede şu şekilde alıntılanmış:

“Dini sebeplerle üstlenilmiş başka pratikler, örneğin çok eşlilik ya da zina yapanların taşlanarak öldürülmesi gibi eylemlere İngiltere’de izin verilmiyor. Dini özgürlükler diğer etik hususların önüne geçemez ve bu tarz bir kesimin sebep olduğu ızdırap o kadar ciddi ki, önlenmesi için harekete geçilmesi engellenemez. Tüketiciler sersemletilmeyen hayvanlardan elde edilen etleri satmakta ısrarcı olan yerleri boykot ederek kendi üstlerine düşeni yapabilir.”

Viva!’nın konuyu hayvanların öldürülüyor olmasından çıkartıp nasıl öldürülüyor olduklarına odaklanması ve sorunu bir Müslüman eylemi olarak nitelendirmesi beni korkunç biçimde üzdü. Ne yazık ki, hayvanları inciten yalnızca Müslümanlar değil  ve Viva!’nın yorumları İngiltere ve ABD’de zaten yükselişte olan İslamofobi’yi destekliyor. Yukarıda belirttiğim gibi Yahudiler de aynı yöntemi kullanıyor ve herkesin Yahudilerin ve Müslümanların yönteminden daha iyi olduğunu öne sürdüğü sersemletme yöntemi de oldukça korkunç. Helal et ile “insani” et arasında bir fark olduğu inancı tamamıyla bir fanteziden ibaret. Hepsi işkence ve ölüm içeriyor. Hayvanları bir yandan etik topluluğumuzun bir parçası sayıp bir yandan da onları yemeye ve onlardan yapılan ürünleri tüketmeye devam edebileceğimiz görüşünü sürdürmek açık biçimde dürüst olmayan bir davranış.

Maalesef hayvan tüketen herkes aynı gemide sayılır; Müslümanlar ve Yahudiler için ayrılmış farklı bir gemi yok. Helal ve kaşrutu eleştirerek sanki sersemletilerek öldürülmüş hayvanları yiyenler hayvan refahını önemsedikleri için etik olarak daha iyi bir konumdaymış gibi davranmış oluyoruz. Yani bir kez daha yeni refahçıların en sevdiği etkinlik olan insanları “insani” bir biçimde gerçekleştirildiği ve “hayvan refahı” standartlarını karşıladığı müddetçe hayvan sömürüsünde bir sorun olmadığına inandırarak iyi hissettirme etkinliğine katılmış oluyoruz. Şunu da eklemeliyim ki ABD’de satılan etin, özellikle Kuzeydoğu’dakilerin büyük kısmı da koşer kesimle elde ediliyor ve aynı durum Atlanta için de geçerli.

Her durumda, çözüm sersemletilmiş hayvanlardan elde edilen et satan yerlerden alışveriş edip helal ya da koşer et satan yerleri boykot etmek değil.

Çözüm kendinize şunu sormak: Eğer bu konuyu önemsiyorsam; eğer işkenceye ve sebepsiz öldürmeye karşıysam, neden et ve diğer herhangi bir hayvansal ürünü yemeye devam ediyorum?

Buna vereceğiniz yanıt ya aslında gerçekten önemsemediğinizi kabullenmenize ya da vegan olmayı ciddi biçimde düşünmeye başlamanıza neden olacaktır.

Viva! gibi grupların veganlığın ortalama bir insan için fazla göz korkutucu olduğu fikrinde ısrar ediyor olması çok yazık. Çünkü böyle değil, bu tepeden bakan konum kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşüyor ve veganlığın “uç bir nokta” olarak resmedilmesini kolaylaştırıyor.

Anlaşılması güç olan nasıl olup da sözüm ona hayvan sömürüsüne karşı çıkan bir sosyal hareketin veganlığı bir etik temel olarak savunmayı reddettiği ve bunun yerine kendini fabrika çiftliklerinde üretilenler yerine “mutlu” et ve hayvansal ürünlerin kullanılmasını teşvik etmeye ya da hayvan eti ile diğer hayvansal ürünler arasında bir fark olduğu fikrinin sürdürülmesine adadığı.

Eğer vegan değilseniz, vegan olun. Bu çok kolaydır, sağlığınız ve gezegen için daha iyidir. Ve en önemlisi, etik olarak doğru ve adil olan davranıştır.

Dünya vegandır, eğer isterseniz.

Gary L. Francione

©2010 Gary L. Francione

Kaynak http://www.abolitionistapproach.com/message-to-viva-the-problem-is-not-religious-slaughter/#.VBnKGM6jnpI


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin