Hem hayvan hareketinin içinde hem de dışında olan pek çok kişi, kurban bayramının hayvan savunucuları için özel bir önem taşıyan bir felaket günü olduğunu düşünür. Bunda televizyon kanallarının bayram günlerinde “her yer kan gölü oldu, batıya rezil olduk” temalı haberleri ve kesimden kaçan boğaların “neşeli” müziklerle sunulduğu sözde “eğlenceli haberleri” kadar, hayvansal ürün tüketmek konusunda pek de sıkıntısı olmayan bazı “hayvanseverlerin” hayvansal et için öldürülen hayvanlara yönelik bir günlük sözde duyarlılıkları sebebiyle gösterdikleri tepkileri ve protestoları da etkilidir.
Oysa, her yıl 56 milyar kara hayvanının ve sayısını bilmediğimiz kadar çok deniz hayvanının sadece gıda amacıyla dünyaya getirildiği ve öldürüldüğü bir dünyada kurban bayramının diğer günlerden bir farkı yoktur. O gün gıda elde etmek amacıyla hayvanlar öldürülüyor, bir önceki gün ve bir sonraki gün de bu böyle olacak. Hayvanlar açısından bir fast food restoranında hamburger yapılmak üzere, bir vejetaryen restoranda peynirli sandviç hazırlamak üzere, bir Etsiz Pazartesi kahvaltısında omlet yapmak üzere ya da dini ritüeller dahilinde kullanılmak arasında fark bulunmuyor. Bu kullanımların tamamı, hissedebilir canlıların birer eşya statüsünde değerlendirilmesinden ve insan harici hayvanları insan amaçları için birer araç olarak kullanmanın meşru görülmesinden kaynaklanıyor. Bu kullanımların tamamına -sebep olarak ne gösterilirse gösterilsin- karşıyız, hissedebilir canlıların eşya, kaynak ve araç olarak kullanılması etik olarak yanlıştır ve kabul edilemez.
Ancak bütün bu hayvan kullanımı dünyasının içerisinde her gün veganlığı savunmak ve tüm kullanımlara karşı çıkmak yerine, kurban bayramının diğer günlerden farklı bir niteliği olduğunu ima edecek şekilde tek konulu kampanyalar gerçekleştirmek ya da kurban bayramındaki hayvan kullanımını verili olarak kabul edip acısız kesim için kampanyalar yapmak hayvan kullanımını çözüme ulaştırmak bir yana sorunu derinleştiriyor.
Refahçılık
Şu çok açık ki kurban bayramında gerçekleştirilen hayvan kesimleriyle diğer günlerde gerçekleştirilen hayvan kesimleri arasındaki TEK fark, birincisinin dini bir ritüelin bir parçası olarak gerçekleştirilmesi. Vegan olmayan “hayvanseverlerin” kurban bayramına yönelik tepkilerinin taşıdığı söylemlere bakıldığında mevzunun hayvanlardan ziyade Türkiye toplumunu kültürel olarak bölen “batılılık”, “çağdaşlık”, “ilericilik”, “modernlik” gibi söylemlerin ön planda olduğu ve temelde rahatsızlık duyulanın hayvanların “gözler önünde” ya da “çocukların önünde” öldürülüyor olmaları olduğunu tespit etmek zor değil.
Türkiye’deki en bilinen ‘’hayvansever’’ federasyonu HAYTAP (Hayvan Hakları Fedarasyonu) geçen yıl valilik ve kamu kuruluşlarına başvurarak ‘’herkesi rahatsız eden kurbanlıklara eziyet görüntülerinin önlenmesini istemiş’’. HAYTAP’a göre hayvanlar kurban kesimi için ayrılan alanların haricinde kesilmemeli, kesilmeden önce elektroşok cihazıyla bayıltılmalı ve ‘’kasıtlı kötü davranan, döven, aç, susuz bırakan, bakımlarını ihmal eden, acı çektirenlere’’ de para cezası uygulanmalıymış. Öyle görünüyor ki HAYTAP yıllardır kurban bayramlarını ‘’insani’’ kesimin ne kadar vicdanlı ve sağlıklı olduğunu tanıtmak için kullanıyor. İlgili haberde şu ifadeler yer alıyor: ‘’Hayvan Hakları Federasyonu İzmir Temsilcisi Esin Önder, AB’nin 1993 yılında hayvanların kesilmeden önce bayıltılmasını zorunlu hale getirdiğini Türkiye’nin 2011 yılında ‘acısız’ kesime geçeceğini AB’ye bildirmesine rağmen çoğu yerde bunu göremediklerini söyledi’’ Böylece isminde Hayvan Hakları ifadesi geçen bir dernekten daha, hayvanların nasıl öldürülmesinin daha uygun olacağına dair bilgiler ediniyoruz.
Buna ek olarak HAYTAP bayramlarda kedi ve köpeklerin tutulduğu barınakları ziyaret etmemizi öneriyor. Elbette insanlara boş vakitleri olan tatil günlerinde barınakları ziyaret etmelerini söylemekte bir yanlışlık yok, ancak bir taraftan başka hayvanların acısız ve gözlerden ırak bir biçimde öldürülmeleri için yapılan kampanya böyle bir öneriyle desteklendiğinde bu yalnıza yaratılmaya çalışılan “vicdan” söylemini güçlendiriyor. HAYTAP’ın sayfasını takip eden bir kişi şöyle düşünebilir: “Koyunları “insani” bir şekilde öldüreceğim sabah saatlerinin ardından barınakta köpekleri ziyaret edebilir, böylece bir “hayvan hakları” örgütünün önerdiği her şeyi gerçekleştirmiş olabilirim” ve vegan olmayan hayatına gönül rahatlığıyla devam edebilir.
HAYTAP’a yakın fikirler savunan, Hayvan Partisi ismiyle faaliyet gösteren başka bir refahçı grubun üyesi Demet Esra Köse, Bianet’in sorularını şu şekilde yanıtlıyor: “Ben vejeteryanım. Fakat dini inancı gereği usulüne uygun, hayvana en az acı çektirecek şekilde kurban kesenlere bir şey diyemem. Ama kasap olmayan kişilerin, hayvanlara acı çektirdiğini duymak istemiyoruz.” Bianet’in haberinde ‘hayvan hakları savunucuları’ diye geçen kişiler arasında veganlıktan bahseden tek bir kişi bile yok. En korkunç cevaplardan birisi ‘’Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği’’ ismini seçmiş derneğin üyesi Eva Aksoy’dan geliyor: “Mezbahalarda çalışanlar, bunu iş olarak yapıyor, bir endüstri var. Ama kurban denince hiçbir zorlama söz konusu değilken hayvanları öldürüyorlar. İhtiyaç olsa gidip bir kasaptan satın alınır.” Elbette, kasaplarda satılan etler varken hayvanların yaşam haklarını ellerinden almak niye(!!!).
Bu tarz refahçı fikirlerin ve “insani” kesim gibi korkunç uygulamaların yalnızca HAYTAP gibi hayvan haklarıyla ilişkisizliği gayet açık olan kurumlar tarafından değil, veganlar tarafından da savunulduğunu görmek oldukça can sıkıcı. Bunun bir örneği, Türkiye’deki veganları temsil ediyormuş gibi bir isim taşıyan, bir kişiye mi yoksa bir gruba mı ait olduğunu bilmediğimiz bir twitter hesabından geliyor:

Binlerce kişi tarafından takip edilen ve iddialı bir isme sahip olan hesap #acısızkurbankesimi şeklinde bir hashtag başlatıyor ve kurban kesme de dahil herhangi bir hayvanın herhangi bir zamanda kullanılması anına herhangi bir sebeple meşruluk kazandırmaya çalışan bir çoğunluğun bu düşünceyi tartışılmaz görmesi durumunu saygı duyulması gereken bir konu olarak kabullenip “acısız” kesim için çağrı yapıyor. Bu şunu söylemeye benziyor: “Amerika’nın Irak işgali çoğu Amerikalı için ya da Korowai kabilesinin insanları yemesi çoğu Korowaili için tartışılmaz bir konu ama öldürülen Iraklılara ya da kabilenin yiyeceği insanlara işkence çektirmenin ise tutulur yanı yok.” Oysa insan hayatının değeri konusunda ciddi oranda hemfikir bir toplumda böyle bir söylemin etik olmadığını ve insanların öldürülmesi ya da kullanılmasının yanlış olduğu temeli içinden bu tip sıradışı durumlara her halükarda karşı durmak gerektiğini anında farkederiz. Bir çoğunluğun dini inançlarını yaşama hakkına saygı duymak, o inançların içindeki hayvan kullanımlarını diğer kullanımlardan farklıymış gibi değerlendirmemek demektir; ancak bu, hayvan kullanmayı yanlış bularak vegan olmuş kişilerin o hayvan kullanımlarını (ya da bir önceki ve bir sonraki günlerdeki diğer hayvan kullanımlarını) herhangi bir gerekçeyle kabul ettiklerini beyan etmeleri anlamına gelmez.
Kurtarma Eylemi Olarak Hayvan Satın Almak
İsminde ‘’Vegan’’ kelimesi geçen grupların yaptığı tek şey bu değil. Geçtiğimiz sene gerçekleşen başka bir eylem pek çoğumuzu bu hareketin rasyonel düşünceye ve ne yaptığını sorgulamaya ne kadar ihtiyacı olduğu üzerine düşündürmüştü. Bu eylem bu günlerde Hayvanlara Özgürlük Partisi ismi ile yeniden örgütlenmeye çalışan Vegan Özgürlük Hareketi’nin koç satın alma eylemiydi. ‘’Bu Kurban (!) Bayramı’nda bir CAN da SEN KURTAR!’’ ismiyle yaptıkları eylemde aralarında topladıkları parayla 2 koç satın alan VÖH üyeleri daha sonra koçlarla birlikte Bakırköy meydanında bir basın açıklaması gerçekleştirmişlerdi. Basın açıklamasında dağıtılan broşürde veganlıkla ilgili herhangi bir bilgi yoktu, daha çok İslami bir takım bilgiler (bu konuya yazıda ayrıca değineceğiz) bulunuyordu.

Bu eylemin, hayvanların satın alınabilir birer eşya oldukları fikrini desteklemesi bir yana, hayvan satın almayı ‘’hayvan kurtarmak’’ olarak adlandırmakta, böylece hayvan satın alınarak hayvanların kurtarılabildiği bir aktivizm biçimi üretmektedir. Böyle bir aktivizm biçiminin herhangi bir dönüşümü tetikleyeceğini düşünmek için hayvancılığın nasıl işlediği konusunda bilgi sahibi olmamak gerekir. Hayvancılık sektöründe sınırlı sayıda hayvan doğal yollarla dünyaya gelip ardından satılmaz, talebin yoğunluğuna göre dişi hayvanlar tecavüz yoluyla hamile bırakılır ve yeni hayvanlar köle olarak kelimenin tam anlamıyla üretilir. Kimi hayvanseverler petshoplarda gördükleri kedi ve köpekleri yüksek fiyatlar ödeyerek satın alır ve bu hayvanları kurtardıklarını düşünür ancak gerçekten yaptıkları petshop sektörüne maddi kazanç sağlayarak sektörü büyütmek ve böylece daha fazla hayvanın üretilerek satılığa çıkartılmasına sebep olmaktır. Benzer bir hataya ‘’vegan’’ ve ‘’özgürlük’’ kelimelerini taşıyan bu hareketin de düştüğünü görüyoruz.
Kurtarıldığı iddia edilen koçlarla ilgili ise grup daha sonra daha fazla maddi bağış talep etti. Talepte şu ifadeler yer alıyor: ‘’Bu kurban katliamında CANlarını kurtardığımız bu iki bebeğimizin şimdiki yaşam şartları pek iyi değil ve daha çok rahat edecekleri bir çiftliğe nakil edip onlara orada daha iyi şartlar sağlamamız için sizlerin katkılarına ihtiyacımız var.’’ Hayvanları kurtarma kisvesi altında köleliklerini bir boyuttan bir başka boyuta taşımak, bu yeni kölelik boyutunda hayvanların ‘kurtulmuş’ olduğuna dair tepeden inme bir beyanda bulunarak insanların içlerini rahatlatmak, ve bu iç rahatlığını sürdürmelerini kolaylaştıracak biçimde onlardan ‘katkı’ ya da bağış toplamak, şu an Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok yerindeki refahçı ve yeni refahçı hayvan örgütlerinin benimsediği bir taktik. Bir yandan da hayvan hakları savunucularının insanları vegan olma yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerektiği konusunda bilgilendirme süreçlerinde en çok yollarına çıkan engellerden biri.
Din Üzerinden Kampanya Yürütmek
Vegan Özgürlük Hareketi gibi, diğer grupların bildiri ve basın açıklamalarında da İslami dini bilgiler ve çeşitli din insanlarının kurban hakkındaki görüşleri yer almaktaydı. Örneğin, Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri geçtiğimiz kurban bayramında ‘’Masum Bir Canı Değil Nefsini Kurban Et’’ pankartı ve ‘’Kurban Yakınlaşmaktır, Hayvan Kesmek Değil’’ sloganı ile bir kampanya yürüttüler. Kampanyalarını Ali Şeriati, İhsan Eliaçık, Yaşar Nuri Öztürk, Hüseyin Hatemi ve Eren Erdem gibi kişilerin kurban bayramı üzerine görüşlerini yaygınlaştırmak üzerine kuran BHÖ aktivistleri İstanbul’un çeşitli semtlerinde eylemler düzenlediler.

Kampanyada kullanılan bildiri (internet sitesinde yer aldığı kadarıyla) kurban bayramı haricinde hayvan kullanımının neden yanlış olduğuna dair herhangi bir bilgi vermiyor, veganlığa bir çağrı söz konusu değil. Açıklamanın bize tek söylediği çeşitli İslam araştırmacılarına göre kurban bayramında hayvan kesilmesinin zorunlu olmadığı bilgisi. Milyonlarca insanın dini inançları gereği hayvan öldürmeye kendisini zorunlu hissettiğini düşünürken, tersinin de mümkün olabileceğini söyleyen çeşitli İslam araştırmacılarının sözleriyle karşılaştığımızda bu sözleri topluma yaymak istemenin ilk başta neden iyi bir fikir gibi gözüktüğünü anlamak zor değil. Fakat çeşitli sebeplerle bu fikir o kadar da iyi bir fikir değil.
İlk olarak, yapılan alıntılar kurban bayramında hayvan kesmenin ‘zorunlu’ olmadığına değiniyor ve en fazla yapabileceği de bu olabilir. Ancak yaşadığımız toplumda 56 milyar kara hayvanının ve sayısız deniz hayvanının öldürülmesi için de hiçbir zorunluluk bulunmuyor, yine de toplumun %99’u vegan olmadan yaşamaya devam ediyor. Durum buyken, bir grup hayvan aktivistinin aslında bayramda hayvan kesmenin zorunlu olmadığını dile getirmesinin gerçek bir dönüşüm sağlaması pek mümkün görünmüyor. (Konu hakkında bir sonraki altbaşlıkta daha geniş bir tartışma yer alıyor.)
Müslüman veganların, vegan olmayı düşünen ancak Kurban bayramı konusunda endişeli olan veganları bu şekilde bilgilendirmesi samimi ve gerçekçi olurdu. Ancak hayvan savunusunu genel olarak din içinden temellendirmemesine rağmen sadece kurban bayramının dini bir ritüel olmasını baz alarak dinde hayvanın yeri üzerine sadece o gün adına söz söyleyen hayvan savunucusu bir grubun inançlar üzerinden bir anlatı inşa etmesi pek çok insana samimi gelmeyecek, aksine tepki toplayacaktır. Üstelik söylemlerini temel aldıkları din araştırmacılarının hiçbirinin vegan olmaması, ilerde ya da öncesinde bu kişiler hayvan hakları aleyhinde söylemlerde bulunduklarında hayvan savunucuları tarafından kurban bayramı adına öne çıkarılan söylemleri tutarsız olarak görülecek; bu tutarsızlık vegan olmaya karar verme süreçlerinde kendi inançları içinden hayvan sömürüsüz bir yol bulmaya çalışan kişileri de olumsuz etkileyecektir. Tarihsel olarak da inançları ve yaşama biçimleri belli bir yaşam tarzını ve inanç yorumunu dayatan bir devlet tarafından baskı altına alınmış hisseden insanlar laik görüntü çizen bir grup tarafından bir kez daha kendilerine dinlerinin öğretilmeye çalışılmasına tepki gösterecektir ve bu tepkiyi gösterirken haklı oldukları noktalar vardır.
Tek Konulu Kampanyalar Değil Veganlık Savunusu
Francione, ‘Neden Veganlık Temel Olmalıdır’ başlıklı yazısında keyif için her pazar bir araya gelip araba yarışı yapan bir grup insanı örnek verir. Örnekte, bir gün bu gruptan bir kişinin bir yakını hastalanır ve o da yakınını acilen otomobiliyle hastaneye götürmeye karar verir. Bu esnada bir aktivist ona yakınını hastaneye götürmek için otomobil kullanmamasını çünkü otomobilin çevreye zararı olduğunu vs. anlatmaya başlar; üstelik bu kişi onun her pazar araba yarışı yaptığını bilmektedir ama o ana kadar bir şey söylememiştir. Francione bu durumu tek konulu kampanyalara benzetir; her gün hiçbir zorunluluğu olmadığı halde sadece keyif için 3 öğün hayvansal ürün tüketen insanlara, doğru olmasa bile hayatta kalması için çok önemli olduğuna inandığı tıbbi hayvan deneylerine karşı çıkmasını söylemek çoğunlukla işe yaramaz. Bu sebeple, tıbbi hayvan deneyleri gibi konularda gerçek bir tartışma başlatabilmemiz için veganlığı yaymamız gerekir.
Kurban bayramındaki durumu da buna benzetebiliriz. Yılın 364 günü hiçbir zorunluluğu olmadığı halde hayvansal ürünler tüketen insanlara, kendilerini zorunda hissettikleri, üstelik dünyevi hayata dair mevzuların ötesinde sonsuz ahiret hayatlarının niteliğini belirleyecek olduğuna ve tanrıya karşı görevleri olduğuna inandıkları bir eylemi değiştirmelerini söylemenin gerçek bir sonuç vereceğini beklemek mantıklı değil.
Üstelik, diğer 364 gün değil de o günün konu ediliyor olması da amacın ne olduğu konusunda şüphe uyandırıcı. Bu gerçekten hayvan kullanımını sona erdirmeye yönelik bir eylemse, neden doğrudan veganlığa çağrı yapmıyor? Eğer yalnızca kurban bayramına yönelik bir eylemse, neden böyle? Amaç hayvan kullanımını bitirmek mi, yoksa İslam’a yönelik bir eylemde bulunmak mı? Niyetlenilen ne olursa olsun, algının bu yönde olması şaşırtıcı olmaz. Zira mantıksal olarak, doğrudan veganlık çağrısı yapmak ve bu çağrıya odaklanmak yerine kurban bayramını hedef alan bir kampanya düzenlemek için hiçbir sebep yok.
Kimi hayvan savunucuları, kurban bayramında hayvan kurban etmenin İslami olarak zorunlu olmadığı duyurulmadığı müddetçe Müslümanların vegan olamasının önünde daima bir engel bulunacağını öne sürüyor. Bu doğru değil. Dünyada çok sayıda Müslüman vegan var ve kurban bayramının inançlarıyla ne şekilde örtüştüğünü ve ibadetlerini hayvanlara zarar vermeden ne şekilde gerçekleştireceklerini kendi inanç pratikleri çerçevesinde keşfedebilmekteler.
Kurban Bayramı Üzerinden Veganlık Anlatmak Mümkün mü?
Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı Vegan Forumu içerisindeki tartışmalarımızda ‘Evet’ cevabını vermiştik. Bu yüzden yazının bu kısmı bir özeleştiri niteliği taşıyor. Forumdaki tartışmalarda şunu düşünmüştük: ‘’Evet, kurban bayramı tıpkı diğer günler gibi hayvan kullanımının sürdüğü bir gün ancak farklı olarak kurban bayramında hayvan kesimleri sokaklara taşınıyor ve herkesin gözü önünde gerçekleşiyor ve pek çok insan bu durumdan olan rahatsızlığını dile getiriyor. Bu insanlara, tam da bu tepkilerini dile getirdikleri bir dönemde ulaşmak ve bu tepkilerinin tek karşılığının vegan olmak olabileceğini söylemek mümkün olabilir mi?’’
Bu düşünce çerçevesinde ‘’Kesilen hayvana iyi bak, o her gün tabağında’’ temalı bir kampanya düzenlemiştik. Kampanyanın mesajı, kurban bayramının bir gün öncesinde ve bir gün sonrasında hayvan kullanımının sürüyor olduğu ve bu sebeple bu kıyıma karşı koymanın tek yolunun vegan olmak olabileceği idi. Bildirilerimizden basın açıklamamıza, dövizlerimizden etkinlik sayfamıza her yerden bu mesajı vermeye çalışmıştık. Ancak bunun mümkün olmadığını gördük.

Şu alıntı etkinliği haberleştiren bir haber ajansının metninden: ‘’Kadıköy Boğa Heykeli’nde toplanan veganlar, kurban bayramında yaşanan hayvan katliamlarını protesto etti. Kurban Bayramı’nın 1. gününde Kadıköy Boğa Heykeli’nde toplanan veganlar ‘Kesilen hayvan her gün tabağında’ yazılı pankartla bayramda hayvan kesimini protesto etti.’’
Haber yazarının ‘’‘Kesilen hayvan her gün tabağında’ yazılı pankartla bayramda hayvan kesimini protesto etti.’’ gibi kendi içinde çelişen cümleler yazması bir şeyin göstergesi: Veganlığı anlatmanın tek bir yolu vardır ve o da dosdoğru bir şekilde veganlık anlatmaktır. Veganlık anlatımızın içine herhangi bir dolaylama eklediğimizde bu yalnızca bir kafa karışıklığına yol açar. Bu ayrıca, ne şekilde düzenlenirse düzenlensin, bir tek konulu eylemin asla veganlık anlatmak için bir araç olarak görülemeyeceğinin de bir örneği. Siz istediğiniz kadar veganlık anlattığınızı düşünün, anlattıklarınız henüz vegan olmayan kişiler tarafından bir türcülük filtresinden geçirilip öyle algılanacaktır ve bu örnekte veganlık anlatan eyleminiz bir ‘’kurban bayramı protestosu’’ olarak algılanır.
Bu eylemdeki ikinci hata en baştaki analizdeydi. Kurban bayramında hayvan kullanımının görünürlüğüne dair değişen bir şey yok çünkü hayvan sömürüsü görünmez değil, hiçbir zaman da olmadı. Henüz vegan olmayan herkes yediği etin bir hayvanın vücudu olduğunu, tükettiği sütün, balın ve yumurtanın hayvanlardan geldiğinin farkında. Hayvan refahı geleneği hayvanları ‘’insancıl’’ bir şekilde kullandığımız müddetçe ortada bir sorun kalmayacağına toplumu ikna etmiş durumda ve süt şişeleri de ineklerin ne kadar ‘’mutlu’’ bir şekilde sömürüldüklerini anlatıyor. Yani sorun görünmezlik değil, sorun hayvan refahı. Sorun, kurban bayramında hayvanları elektroşok ile uyutarak öldürmemiz gerektiğini, o zaman sorun kalmayacağını öne süren HAYTAP, Hayvan Partisi gibi kuruluşlar.
Kurban Bayramı Eylemleri: Tek Konulu Eylemlerdeki Yanlışlar
Kurban bayramı eylemleri, her gün hayvansal ürün tüketen vegan olmayan kişilere kendi yaptıklarından hiçbir farkı olmayan şeyleri yapan insanlara kızarak içlerini rahatlatma fırsatı veriyor; halihazırda Müslümanlara karşı antipati duyan kişilerin ayrımcı görüşlerini ifade etmek üzere bir platform yaratıyor; ilericilik, modernlik, batılılık gibi kavramlar üzerinden toplumun belli bir kesiminin ötekileştirilmesi için bir bahane üretiliyor; hayvanların mal ve kaynak statüsü hakkında herhangi bir değişim gerçekleştirmiyor; hatta yılın geri kalan günlerindeki hayvan kullanımlarını normalleştiriyor ve refahçılık propagandalarına zemin hazırlıyor; üstelik bayramı bir hareket noktası olarak ele alıp veganlık anlatmak istesek dahi bu bir işe yaramıyor. Bunlar, bu eylemlere katılan herkesin islamofobik olduğu anlamına gelmiyor, ancak niyetimiz ne olursa olsun sonuçların problemli olduğunu ve islamofobiye göz kırptığını görmemiz gerekiyor.
Kurban bayramlarında gerçekleştirilen eylemler, tek konulu eylemlerin sadece işlevsiz olmadıklarını aynı zamanda çeşitli ayrımcılık biçimlerini de bünyelerine katmaya müsait yapıları ve henüz vegan olmayanlara içlerini rahatlatacak bir zemin sunmaları açısından zarar verici olduklarını gösteren mükemmel örnekler.
Eğer kurban bayramında hayvanların öldürülüyor olması bizi diğer günlerdekinden daha fazla rahatsız ediyorsa bunun altında hangi sebeplerin yattığına dair kendi içimizde bir araştırma yapmalıyız. Hayvan kullanımının her koşulda yanlış olduğu konusunda net olan bir veganın kurban bayramının yılın geri kalan 364 gününden farklı bir gün olmadığının farkında olması gerekir. Tek konulu eylemlere destek vererek sorunun bir parçası haline gelmemeli, her gün veganlığı nasıl ve ne şekilde savunuyorsak aynı şekilde devam etmeliyiz.
Eğer vegan değilseniz, lütfen vegan olun. Vegan olmak hissedebilir canlılara karşı sorumluluklarınızın ilkidir ve en önemlisidir. Eğer vegansanız, veganlıktan daha azını savunan kampanyalara destek vermeyin ve türcülüğe karşı çıkmanın tüm ayrımcılıklara karşı çıkmakla tutarlılık kazanacağını unutmayın.
Eğer bu yazıda sözü edilen eylemlere katılan kişilerdenseniz, ve yazıyı yeni refahçılık dayatmacılarının ‘’şüphesiz ki, bir başka ‘hayvan savunucusunun’ yaptıklarını bariz biçimde sorunlu da olsa asla sorgulamamanız gerekir’’ prensibine uymaması gerekçesiyle rahatsız edici buluyor iseniz, size bu sözde “birlik” söylemi hakkında anlatmamız gerekenler var:
Tüm eleştirileri bir saldırı olarak algılayan ve eleştirilerin tamamını kutsal bir amaç uğruna (burada hayvanların çektikleri acıları azaltmak) bir ‘’birlik’’ olma söylemiyle baskılayan bir yapı ancak totaliter bir toplumsal yapı olabilir. Bu tarz yapılar her türlü eleştirel düşünceye kapalı ve takipçilerinin sorgulamasını istemeyen yapılardır. Örneğin kültlerin yeni kazandıkları üyelerinden ilk talepleri sorgulamaya ve eleştirmeye son vermeleri ve ritüellere katılmalarıdır, ritüellere katılarak inanca da ikna olursunuz. Hayvan hareketi de gittikçe böyle bir yapı kazanmakta ve eleştirel yaklaşımları baskılayıp herkesten “birlik” olup eylemlere katılmasını istemekte. Ancak bu “birlik” söyleminin altında birilerinin sürekli haksızlığa uğramaya mahkûm edildiğini, avantajlı konumdaki diğerlerinin ise bu “birlik” söylemiyle içlerinin rahatlatılarak aslında kendilerinin de üzerinde yer aldığı kaygan zeminin nasıl unutturulmakta olduğunu unutmayın. Sizden soru sormamanızı, eleştiri yapmamanızı, çünkü bunun bir “birlik” haline zarar veriyor olduğunu, bunun yerine eylemlere katılmanızı ve bağış yapmanızı talep eden, kendisini lider, şef, önder ilan eden, “birlik” söylemi ile yeni refahçılığı dayatan kişilerin bunu yapmaktaki asıl amaçları ve bu yaptıklarının varacağı nokta hakkında kafa yormalıyız.
Bu yüzden, hayvan hareketinin eleştirel düşünceye açık, mantıksal argümanlarla tartışan, hedeflerini ve eylemlerini rasyonellik üzerine inşa eden bir harekete dönüşmesini önemsiyoruz. Bu yüzden hayvan hareketine yönelik eleştirilerimizi -hayvan savunucuları için ne kadar kutsal olduklarını önemsemeden bütün yapılara yönelik eleştirilerimizi- açıkça yazıyoruz, pratiğin ne olması gerektiği üzerine fikrimizi belirtiyoruz ve bunu yapmaya da devam edeceğiz. Biz hayvan savunucularının buna ihtiyacı var fakat daha önemlisi, hayvanların kendilerini toplumun gözündeki mülk statülerinden ve bunun korkunç getirilerinden kurtaracak, hedefi ve stratejileri belli rasyonel bir harekete ihtiyacı var.

Bir Cevap Yazın