Türcülük ve Milliyetçiliğe Karşı Dayanışalım!

Amed’in (Diyarbakır) Lice ilçesinde askeri kalekol yapımını protesto eden halkın üzerine ateş açılması sonucu Ramazan Baran ve Baki Akdemir isimli 2 kişinin öldürüldüğü ve çok sayıda kişinin yaralandığı haberini büyük bir üzüntü ve tepkiyle karşılıyor ve tüm hissedebilir canlıların yaşama ve acı çekmeme hakkının vazgeçilemezliğini savunan kişiler olarak, bu cinayetlerin herhangi bir mazeretinin olamayacağını düşünüyoruz. Ölenlerin yakınlarının acısını paylaşıyoruz, daha önce Lice’de bir kalekoldan atılan havan mermisi ile öldürülen 14 yaşındaki Ceylan Önkol gibi onlar da barış ve şiddetsizlik için verdiğimiz mücadelede her zaman aklımızda olacaklar.

Bu saldırılarda yaşanan ölümlerin son bulması adına devletin daha fazla ölüm ve şiddetten başka hiçbir şeye yol açma ihtimali bulunmayan savaş yanlısı ve çözümsüzlüğü dayatan ırkçı-milliyetçi-militarist politikalarına bir son vermesi gerekiyor. Rojava sınırında öldürülen Muhammet Reşit (13), Saada Darviş ve Şua Hüseyin El Ubeyt örnekleri ve etnik kimliğinden dolayı öldürülen diğer tüm insanlar da gösteriyor ki devletin gözünde Türk olmamak yaşamınızı gözden çıkartılabilir hale getiriyor. Bu da tıpkı diğer ayrımcılık biçimlerinde olduğu gibi, yaşam hakkının ilgisiz bir kriter gösterilerek ihlal edilmesi anlamına geliyor. Bunu kabul etmiyoruz ve kabul etmeyeceğiz.

Devleti kendimizden bağımsız bir yapı olarak görüp bu olayların sorumluluğunu üzerimizden atmak yerine, devlet politikalarını da etkiliyor olan toplumun ayrımcı düşünce biçimine söylediklerimiz ve sustuklarımızla, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla sağladığımız katkının sorumluluğunu üstlenmeliyiz. Devletin ve hükümetin bu politikalardan vazgeçmesinin yolu toplumun dönüşümünden ve tepkisinden geçiyor. Bunun mümkünlüğünü ve önemini geçen yıl Haziran ayında hep beraber deneyimledik. Gezi Parkı Direnişi esnasında olduğu gibi, devlet güçlerince öldürülen kişilere sahip çıkmalı aynı zamanda ırkçı, milliyetçi, militarist ve çözümsüzlüğü dayatan politikaları değiştirecek bir taban hareketini var etmeliyiz. Kendi içimizdeki ve çevremizdeki milliyetçilikle ve militarizmle hesaplaşmak da bunun en önemli adımlarından biri. 

Milliyetçilik de türcülük, ırkçılık, cinsiyetçilik ve heteroseksizm gibi bir ayrımcılık biçimidir ve bir ayrımcılık biçiminin varlığı diğer ayrımcılıkların ortadan kalkmasının önünde engel teşkil eder. Kalıcı ve gerçek bir barış ancak tüm ayrımcılıkların ortadan kalkması ve tüm hissedebilir canlıların yaşama ve acı çekmeme hakkının ihlal edilemez kılınmasıyla mümkün olacaktır.

Daha fazla savaş, acı ve ölüm istemiyoruz. Bu coğrafyada yaşayan halkların varlığını, dillerini ve kültürlerini inkar ve imha etmeyi amaçlayan ırkçı-milliyetçi-militarist politikalara acilen son verilmelidir.

Hissedebilir canlıların yaşamaktan ve acı çekmemekten çıkarını savunan tüm veganları barışın tarafında yer almaya, bu cinayetlere olduğu gibi bu savaş ve şiddet ortamını doğuran milliyetçi-ırkçı-militarist politkalara karşı tepki vermeye davet ediyoruz. Bunun yanında, savaşa ve milliyetçi ayrımcılıklara karşı çıkan herkesi de mücadelelerinde tutarlı olmak adına türcülük karşısında da yer almaya, vegan olmaya davet ediyoruz. Savaş, soykırım, toplu kıyım, ve insan ve insan harici tüm hayvanlara yönelik şiddetin karşısında, barışın yanında tutarlı ve kararlı biçimde taraf tutalım ve tarafımıza sahip çıkalım.


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin