
Hem veganlar hem de naveganlar sık sık hayvan refahı yaklaşımı ile abolisyonist yaklaşım arasında ne fark olduğunu ve refahçı yaklaşımın neden abolisyonist haklar yaklaşımı ile uyumsuz olduğunu soruyor. Hayvan etiğine refahçı yaklaşımla ilgili en az dört sorun vardır
Bu yazıda bu sorunlar kısaca açıklanacak.
İlk sorun, hayvan refahı önlemleri hayvanların çıkarlarını korumak adına ya hiç koruma sağlamaması ya da çok az bir koruma sağlamasıdır. Örneğin, PETA , Mc Donald’s ve diğer fast food zincirlerinin, Temple Grandin’in inşa ettiği hayvan yükleme ve mezbaha yöntemlerini uygulamaya geçirmeleri için bir kampanya örgütlemişti. Fakat Grandin’in yöntemini takip eden bir mezbaha da bu yöntemi takip etmeyen bir mezbaha kadar dehşet verici bir yerdir. Tersini iddia etmek bir hezeyandan başka bir şey değildir.
Hayvan hareketindeki pek çok grup domuzlara yönelik gebelik kafesi uygulamasının alternatiflerinin kullanılması için kampanyalar örgütlüyor. Fakat yakından bakıldığında, böyle maliyetli kampanyalar sonucu getirilen bu tarz hayvan refahı önlemlerinin kurumsal sömürücülerin ne isterlerse yapmalarına izin verecek olan ciddi ölçüde yasal boşluklar içerdiği görülür ve sonuç olarak bu önlemler çok da bir değişiklik yaratmaz. Florida’da yürütülen gebelik kafesi karşıtı kampanyayla ilgili olarak böyle reformların sınırlarını gözler önüne seren “Hayvan Refahı’nın Zaferi” isimli bir makale yayınlamıştım. Bu durumun aynısı “hayvan refahındaki gelişmeler” olarak gösterilen diğer pek çok başlıkta da mevcut. Bu “gelişmeler” bizi iyi hissettirse de hayvanların iyi hissetmesini sağlamıyor.
İkincisi; hayvan refahı için alınan önlemler hayvan sömürüsü konusunda insanların içlerini rahatlatıyor ve bu da hayvan kullanımının devam etmesine yol açıyor. Hayvanlara yönelik muameleler sebebiyle hayvansal ürünleri tüketmekten kaçınan insanlar, refahçı hayvan örgütlerinin ağzından hayvanlara daha “insani” davranıldığını öğrendiklerinde, tekrar hayvansal ürünleri tüketmeye başlıyor. Bu konuyu blogumdaki “Mutlu Et/ Hayvan Ürünleri” isimli makalemde ele aldım.
Tuhaftır; ama hayvan reformları aslında hayvanların çektiği acı miktarının artmasına sebep olabilir. 5 hayvanı sömürdüğümüzü ve bu hayvanlara 10 birim acı çektirdiğimizi varsayalım. Hayvanlara toplamda 50 birim acı çektirmiş oluruz. Refahçı önlemler sonucu her bir hayvanın çektiği acı 1 birim azaldığını fakat tüketilen hayvan sayısının 6’ya çıktığını düşünelim. Hayvanların çektiği toplam acı bu durumda 56 birim olacaktır. Gördüğünüz gibi toplam acıda bir artış söz konusu. Bunun sürekli olarak bu şekilde gerçekleştiğine şüphe yok. Örneğin; Avrupa’da buzağıların “dana eti” olarak kullanımıyla ilgili yeni düzenlemeler sığır eti tüketimini artırmıştır.
Üçüncüsü; hayvan refahı, hayvanların mülk statüsünü ortadan kaldırmak için bir şey yapmaz. Hayvan refahı standartlarına genel olarak hayvanları daha verimli bir şekilde sömürmek için ihtiyaç duyulur. Yani, hayvan refahı genel olarak insanlara ekonomik fayda sağlayabildiği ölçüde hayvanların çıkarlarını korur. Bu da açıkça hayvanların birer meta, birer mülk olma konumlarını güçlendirmektedir.
Örneğin; Amerika Birleşik Devletleri İnsancıl Topluluğu (HSUS), hayvan refahı önlemlerini hayvanları birer ekonomik meta olarak daha verimli kullanmayı sağlayacağını savunarak teşvik eder. Gebelik kafeslerine karşı sunulan alternatiflerin verimliliği ve üreticinin kârını artırdığını öne süren “Gebelik Kafeslerine Alternatif Üretim Sistemlerini Uygulamanın Ekonomisi Üzerine” başlıklı HSUS Raporu’na ya da gaz kontrolü yoluyla öldürmenin; “hayvan gövdesindeki hasarları, bulaşmaları ve soğutma harcamalarını azaltarak maliyetleri düşüreceğini ve etin verimini ve kalitesini arttırıp raf ömrünü uzatarak gelirleri yükselteceğini ve çalışma koşullarını da iyileştireceğini” bildiren “Kümes Hayvanlarının Elektrik Verilerek Öldürülmesine Alternatif Üretim Yöntemlerini Uygulamanın Ekonomisi Üzerine” başlıklı HSUS Raporu’na bir göz atın.
Bu yaklaşım HSUS gibi geleneksel refahçı örgütlerle sınırlanamaz. PETA gibi yeni refahçı örgütlenmeler de bunu benimsemiştir. “Gaz Kontrolü Yoluyla Öldürmeye Karşı Elektrikle Hareketsizleştirme Analizi” başlıklı raporda PETA, elektrikle sersemletme yöntemiyle hayvan kesmenin kuşların kemiklerinin kırılmasına sebep olması ve bunun insan sağlığı açısından tehlike yaratması sebebiyle “ürün kalitesini ve elde edilecek kazancı azalttığını” iddia ederek kümes hayvanlarının gaz kontrolü yoluyla öldürülmesini savunur. Rapora göre ayrıca elektrikle sersemletme yöntemi pek çok açıdan da “iş maliyetini artırmaktadır”.
PETA, gaz kontrolü yoluyla öldürmenin ürün kalitesini ve verimliliğini artırdığını öne sürer çünkü PETA’ya göre bu yöntem kullanıldığında hastalık bulaşma riski düşmekte, “etin raf ömrü” uzamakta, “daha yumuşak göğüs etleri” üretilebilmekte ve bu yolla güya kemiklerin kırılıp ufalanması, kanamaların yaşanması önlenmektedir. PETA ayrıca gaz kontrlü yoluyla öldürme yönteminin, denetleme ihtiyacını, kazaları ve devir daimi azaltması sebebiyle iş maliyetleri düşürdüğünü iddia eder. Ek olarak gaz kontrolü yoluyla öldürme yöntemi enerji harcamalarını, ortaya çıkan artık ürünleri ve su kullanımını azaltarak kümes hayvanı endüstrisine “başka ekonomik faydalar” sağlar, yani hayvan refahı sayesinde üreticilerin daha çok parayı cebinde tutabilir.
Başka bir deyişle, HSUS, PETA ve diğerleri aslında hayvan sömürüsünden elde edilen kârı artırma yolları bulma konusunda et endüstrisine yardım eden danışmanlar haline gelmiş durumdalar. Bu işbirliği, hayvanların refahları açısından ufak tefek gelişmelere sebep olsa bile hayvanların mülk statüsünü değiştirmek adına hiçbir katkı sağlamaz; aksine hayvanların ekonomik metadan başka bir şey olmadıkları şeklindeki anlayışı sağlamlaştırır ve dahası insanların hayvanları sömürmek konusunda kendilerini daha iyi hissetmelerine sebep olur.
Dördüncü sorun; bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybettiği bir durumda olmamızdır. Yani sözde “daha insani” olan sömürüye harcadığınız her saniye ve her kuruş, vegan/abolisyonist eğitime daha az para ve zaman harcamak demektir. Bir de şu şekilde düşünelim: Yarın hayvanlar konusuna ayıracak iki saatiniz olduğunu varsayın. Seçim sizin: Ya insanları “kafessiz” yumurta yemeye yönlendiren bilgiler içeren broşürler dağıtacaksınız ya da “kafessiz” yumurta da dahil hiçbir yumurta yememeleri çünkü bunların tamamının hayvanlar için büyük miktarda acı ve kaçınılmaz bir şekilde ölüm anlamına geldiğini anlatan başka bir broşürü dağıtacaksınız. İkisini birden yapamazsınız, ya da yapsanız bile mesajlarınız birbiriyle çelişiyor ve kafa karıştırmaktan başka bir şey yapmıyor olacaktır
İnsanları veganlık hakkında eğitmek, kısa vadede hayvanların çektiği acıyı azaltmak uzun vadede ise hayvanlar için kayda değer bir değişimi savunacak ve destekleyecek abolisyonist hareketi inşa etmek adına en etkili yoldur. Hayvan refahı hayvanlara birer meta gibi muamele etmeye devam eder. Hayvan refahı, hayvan çıkarlarını önemli ölçüde korumadığı gibi sömürü konusunda insanların içini rahatlatarak toplamdaki acıyı arttırır ve kaynakları vegan/abolisyonist eğitimden uzaklaştırır.
İnsanlar yeni refahçı grupların hayvan sömürüsünü bitirmeye yönelik abolisyonist bir bakış açısına sahip olmadıklarını ne kadar çabuk görürlerse o kadar iyi olacak. Yeni refahçılar hayvansal ürünler satan kurumsal sömürücülerin ortakları haline geldiler. Yeni refahçılar, hayvan ölülerini ve ürünlerini pazarlamaları konusunda kurumsal sömürücülere yardım etmek için İnsancıl Yetiştirilmiş ve Taşınmış Sertifikası, Özgür Yiyecek Sertfikası ve Hayvana Merhamet Sertifikası adını taktıkları sertifikalar üretmek gibi utanç verici işlerle meşguller. Bu yaptıkları işlerin ne hayvan haklarıyla ne de abolisyonist yaklaşımla bir ilgisi var. Aksine bu tam da abolisyonist hareketin karşı çıktığı durumdur.
Evet, bir bakıma öldürecek olduğunuz birisine bir de işkence etmemek “daha iyidir”. Fakat bu durum, işkence etmeden öldüren katili “merhametli” yapmaz. Tecavüz ettiğiniz birini bir de dövmemeniz “daha iyidir”. Fakat bu dövmeden birine tecavüz etmenin “insani” bir eylem olduğu anlamına gelmez. Hayvan refahı hareketi, daha “insani” bir sömürünün ahlaki olarak kabul edilebilir bir sömürü biçimi olduğunu savunur. Bu, abolisyonist bir yaklaşım değildir.
Hayvan haklarını savunanların sömürü standartları konusunda endüstriye yardım etmek gibi bir işleri olamaz. Hayvan haklarını savunanlar, tüm sömürü biçimlerine karşı olmalı ve açık ve net bir mesaj vermelidir: Hayvan kullanımını ahlaki olarak meşrulaştıramayız. Bu kadar.
Tüm hayvan hakları savunucularının tek bir hedefe odaklanmaları gerekiyor: Talebin azalması. Hayvan haklarını savunanlar, talebi devam ettirmekten ve hayvansal ürünleri yemek konusunda insanların içlerini rahatlatan sözde “merhametli” tüketimi asla teşvik etmemeliler.
Gary L. Francione (2007)
Kaynak:
http://www.abolitionistapproach.com/wp-content/uploads/2015/08/4ProblemsAnimalWelfare.pdf
Çeviri: Berk Efe Altınal

Bir Cevap Yazın