Veganlık: Hayvanların Acı Çekmesini Azaltmanın Bir Başka Yolu mu yoksa Adaletin ve Şiddetsizliğin Temel Prensibi mi?

image

Kendini vegan olarak tanımlayan insanlar arasında da önemli farklılıklar olduğunu anlamak mühimdir. Bir önemli farklılık; veganlığı, hayvanların acı çekmesini azaltmanın bir yolu olarak sürdürenlerle adalet, şiddetsizlik ve insan harici hayvanların etik birer birey olma prensibine bağlı olarak sürdürenler arasında doğan farklılıktır. İki grup arasındaki bu farklılık, soyut bir teori konusu olmasından öte ciddi derecede önemli ve etkili sonuçlar doğurmaktadır.

Yeni refahçılar arasında yaygın olan düşünce, veganlığın hayvanların acı çekmesini azaltmanın bir yolu – yollardan biri– olduğudur. Veganlığı bu şekilde tanımladığımızda aslında bunun,  organik yumurtaları ya da PETA ödülü sahibi Temple Grandin tarafından tasarlanmış mezbahalarda işlemden geçen hayvanların etlerini yemekten bir farkı olmadığını anlarız. İşte bunlar, yeni refahçıların iddia ettiğine göre hayvanların acı çekmesini azaltmanın bir yoludur. Eğer X kişisi, hayvanların acı çekmesini azaltmak için vegan olursa bu harika, eğer Y kişisi organik yumurta yiyerek bunu yapmayı seçerse bu da harika. Eğer X kişisi pazartesi günü hiçbir hayvansal ürün tüketmeyerek hayvanların acı çekmesini azaltmaya karar verip Salı günü “insani” yollarla elde edilen hayvan ürünlerini yerse bunda da hiçbir sorun olmaz. Ama veganlığı, etik bir konu olarak ele alıp sürdürmek için bu X kişisi, Pazartesi de Salı da vegan olmalıdır; fakat diğer günler bu kişi  “mutlakçı”, “tutucu” ve “fanatik” olacaktır. Peter Singer gibi kişiler ve “Vegan” Outreach ve PETA gibi gruplar bu yaklaşıma sahipler. Örneğin, Peter Singer “vicdanlı bir hepçil (omnivor)” olmanın “savunulabilir etik bir pozisyon” olduğunu ileri sürer. Tutarlı bir veganın ise “fanatik” olduğunu iddia eder. Singer kendisini, gerektiğinde vegan da olmayabilecek olan “esnek bir vegan” olarak tanımlar. Kendisi organik tavuk yemekten ve süt içmekten bahseder.  Kendince, hayvanların iyi muamele görüp “insani” bir şekilde öldürülmeleri sonucunda elde edilen ürünleri tüketmenin ve hayvansal et yemenin “konforu” hakkında demeçler verir.

Singer’ın 2006 yılının Mayıs ayında Mother Jones dergisine verdiği röportajdan:

“Hayatımızda hoşgörüye çok az yer var. Ben evlerinde vegan olan ve dışarı çıkıp bir restorana gittiklerinde, vegan olmamanın yarattığı konfordan yararlanan insanları biliyorum. Bunda gerçekten yanlış olan hiçbir şey yok.”

“Hayvansal et tüketmiyorum, 1971 yılından beri vejetaryenim. Aşamalı olarak vegan oldum. Ben çoğunlukla veganım ama kendimi “esnek vegan” olarak tanımlıyorum. Süpermarkete gidip vegan olmayan ürünler satın almam. Fakat başka insanların evlerine gittiğimde vegan beslenmekten ziyade vejetaryen beslenmek beni daha mutlu eder.”

PETA, bir ilke olarak veganlığı “kişisel arınma”, “kültürel narsistçe bir heves” ve “fanatik bir takıntı” olarak değerlendirir. “Vegan” Outreach, hayvanların çektiği acıya vurgu yapar ve veganlık hakkında verdiği şu demeçler, hayvan sömürüsünü önemsiz kılmaya yöneliktir:

“Veganlık, yapılabilecek en son şey değildir; kullanımının yasak olduğu bir içerik listesi sunan veya değişmez yasalar koyan din ya da inanç sistemi hiç değildir. Veganlık, sadece hayvanların maruz kaldığı zulme karşı ve hayvanların acı çekmesini azaltmaya yönelik bir duruştur.”

Yeni refahçıların savunduğu bu iddiaya göre, hayvan öldürmek aslında hayvanlara acı vermez. Hayvanlar bizim onları kullandığımızı ve öldürdüğümüzü umursamaz; fakat sadece nasıl kullandığımızı ve öldürdüğümüzü umursarlar. Onlar çok acı çekmedikçe bizim onları kullanmamıza karşı kayıtsızdırlar. Onları ilgilendiren şey, varoluşlarının devam etmesi değildir.

Bu görüş de insan harici hayvanlar için on yıllardır süren adalet mücadelesine karşı en büyük engeli teşkil eden “mutlu” hayvan eti/hayvan ürünleri olgusuna zemin hazırlıyor. Ayrıca PETA ve Singer’ın, kendisine veganlık konusunda ısrar edilmesine tepki gösteren birisinin, bulunduğu koşullar altında vegan olmama gibi etik yükümlülüğü olabileceğini öne sürmelerine neden oluyor.

Singer’ın vegan olmama gibi etik yükümlülüğümüzün olabileceğine dair yaptığı açıklama:

“Kişinin kendisini arındırmasından ziyade bir şeyler yaparak değişim yaratması daha önemlidir. Bir restorana gidip vegan bir menü sipariş ettiğinizi, onun yerine üzerinde peynir rendesinin bulunduğu bir yiyeceğin önünüze geldiğini hayal edin. Bu durumla karşı karşıya kalan veganlar çoğu zaman sinirlenip tabağı geri gönderirler. Böylece yemek israf edilmiş olur. Siz de vegan hatta vejetaryen bile olmayan arkadaşlarınızla birlikteyken aynı tutumu sergiliyorsanız, bana kalırsa bu son derece yanlış bir davranıştır. En iyisi, o yemeği her şeye rağmen yemektir; aksi takdirde insanlar şöyle düşünecek: “Ah şu veganlar…”

Ben ise bu görüşü reddediyorum. İnsan harici hayvanların varoluşlarına kayıtsız kalmadığını açıklamak için, onların beyinlerinin insanınkiyle benzer olması koşulunu öne sürmek, bence türcülüktür. Hissedebilir herhangi bir canlı hayatta kalmayı tercih ettiği, istediği ya da arzuladığı yaşama karşı kayıtsız değildir. İnsanların insan harici hayvanları, yararlanabilecekleri birer kaynak olarak kullanmalarını makul göstermenin, insan köleliğine kılıf uydurmaktan hiçbir farkı yoktur.  Hayvan kullanımının ve köleliğin kesiştiği bir nokta var: her iki öğreti sistemi de hissedebilir canlıları, yalnızca bir diğerinin yararlandığı kaynak haline getirir. Bu durum, ne insanın ne de insan harici hayvanın merkeze koyulmasıyla gerekçelendirilebilir; fakat güya biz onlara bu şekilde “insancıl” davranmış oluruz. Abolisyonist (hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddeden) yaklaşım veganlığı, bir bireyin köleleştirilmesinin reddedilmesi ve bunun pratiğe dökülmesi olarak tanımlar. Biz etik topluluğun üyesi olan tüm hissedebilir canlıları kucaklıyor ve insan harici hayvanların mal olarak görülüp köleleştirilmesine karşı çıkıyoruz. Veganlık, şiddetsizliğe olan bağlılığımızın temelini oluşturur. Veganlık, acı çekmeyi azaltmanın bir yolu değil, en azından insan harici hayvanlar için adaletin gerektirdiği bir zorunluluktur. İnsan/insan harici hayvanların ilişkilerini belirleyen ahlaki şizofreniyi reddetmek, bu mücadelede yapabileceğimiz en son şey değil;  aksine atacağımız ilk adımdır. Eğer hayvanların etik değeri varsa, o zaman bizim onları giymememiz, yemememiz ve kullanmamamız gerekir. Bir vegan, sadece pazartesileri vegan olan ya da sadece uygun olduğu zaman vegan olan kişi değildir; aksine vegan dediğimiz kişi, her gün vegandır. Nasıl eğer birisi ırkçı söylemler içeren bir şaka yaptığında veya bir kadını taciz ettiğinde sessiz kalmaktansa bu duruma karşı ses çıkarıp suçluyu rahatsız etmeyi yeğliyorsam, birilerinin rahatsız olacağını bile bile de vegan olurum.

Tecavüzü ya da çocuk istismarını reddetmede nasıl tutarlı bir davranış sergiliyorsak, veganlıkta da aynı tutarlılığı sergilemek, “mutlakçı” ya da “fanatik” olmak manasına gelmez. Zaten tutarlı bir veganı “mutlakçı” olmakla itham etmek kesinlikle türcü bir yaklaşımdır. Sonuçta insan sömürüsünün temel biçimlerini tamamen reddettiğinizde kendimizi bu şekilde adlandırmayız.

Eğer vegan değilseniz, vegan olun. Bu kolaydır. Bizi daha sağlıklı bir hale getirir ve kendimize yönelik şiddetin azalmasına yardımcı olur. Gezegenimiz için de en iyisi vegan olmaktır, tüm hissedebilir canlıların yaşadığı bu yere ve hayatımızın devamını sağlayan ekosisteme verdiğimiz hasarı azaltmada büyük bir rol oynar. Fakat en önemlisi, etik olarak yapılması gereken en doğru şey budur. Hepimiz şiddeti reddettiğimizi söyleriz. O zaman söylediğimiz şeyi ciddiye alalım ve yediğimiz, giydiğimiz şeylerden başlayarak dünyada var olan şiddeti azaltmak için önemli bir adım atalım.

Unutmayın, istediğiniz takdirde vegan bir dünyanın var olması imkânsız değildir!

Gary L. Francione

Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/veganism-just-another-way-of-reducing-suffering-or-a-fundamental-principle-of-justice-nonviolence/#.Uv8Y7mJ_sbb

(Çeviren: Gizem Aslan)


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin