
“Hayvanları düşünmemize sıra gelene kadar insanlarla ilgili çözmemiz gereken çok sayıda problem var”
“Önce dünyaya barış getirelim, hayvanlarla daha sonra ilgileniriz.”
Hayvan hakları savunucusu olan hemen hemen herkes bunlarla ya da benzer yorumlarla karşı karşıya gelmiştir. Sıklıkla, böyle yorumlarla karşılaştığımda ne yanıt verdiğime dair sorular alırım.
Öncelikle; insan hakları için mücadele eden insanların bu mücadelelerini bir kenara bırakıp bunun yerine, hayvan hakları mücadelesi vermeleri gerektiğini söyleyen kimse yok. Buradaki mevzu şu: eğer hayvanların ahlaki topluluğun bir üyesi olduğunu kabul ediyorsak, onları yemeyi, giymeyi ve tüketmeyi bırakmalıyız. Vegan olmak, çocuk istismarına, kadına yönelik şiddete ya da savaşa karşı durmaya son vermenizi gerektiren bir şey değil.
Bir kültür merkezinde hayvan hakları üzerine seminer verdikten sonra, yanıma bir kadın geldi ve şiddet ve tecavüz mağduru kadınlara destek veren bir merkezde gönüllü olarak çalıştığını, hayvanlar hakkında anlattıklarımın ilgisini çektiğini; fakat yaptığı çalışmalar zamanının çoğunu aldığından, hayvan hakları mücadelesine nasıl vakit ayıracağını bilemediğini söyledi.
Ben de ona şu soruyu sordum: “Yemek yemek için vaktiniz var, değil mi?”
Soruya “Elbette” diye yanıt verdi.
“Üstünüze bir şeyler giyiyor ve şampuan gibi çeşitli ürünler kullanıyor musunuz?”
“Evet, elbette. Fakat bu sorularınızın konuyla ne ilgisi var?”
Aslında konu tamamen bununla ilgiliydi. Kendisine hayvan meselesini ciddiye alıyorsa, yapması gerekenin; hayvanları yememek, giymemek, hayvansal malzemeler içeren ya da hayvanlar üzerinde denenen ürünleri kullanmamak ve hayvanları eğlence amacıyla kullanan etkinliklere katılmamak olduğunu anlattım. Hayvan meselesine dair başka herhangi bir şey yapmazsa da vegan olmasının, arkadaşlarını ve ailesini vegan olmaya teşvik etmesinin hayvan hakları mücadelesinde önemli bir rol oynayacağını ve bunun verdiği kadın hakları mücadelesine herhangi bir engel teşkil etmeyeceğini söyledim. Hayvan kullanımını sonlandırmak için vereceğiniz mücadeleye bir sonraki öğününüzde başlayabilirsiniz.
İkincisi, insan ve hayvan sömürüsünü birbirinden bağımsız sorunlar olarak görmek bir hatadır. Tam tersine, sömürünün tüm biçimleri birbirinden ayrılmaz bir bütünsellik içindedir. Tüm sömürü biçimlerinin temelinde şiddet bulunur. Biz şiddetin herhangi bir türünü mazur gördükçe şiddetin her türlüsü devam edecektir.
Rus yazar Lev Tolstoy’un dediği gibi: “Mezbahalar oldukça, savaşlar devam edecek.”
Tolstoy kesinlikle haklıydı. İnsanlar, sırf hayvan yemenin ya da kullanmanın verdiği haz gibi makul olmayan gerekçelerle yiyecek için hayvanları öldürmeyi normal karşılıyorlarsa, değer verdiği bir şeyi kaybetmektense şiddet uygulamayı da kabul edilebilir bulacaklardır.
Elbette aynı mantığı diğer taraftan da kurabiliriz: Eğer ırkçılığı, cinsiyetçiliği, heteroseksizmi ve ayrımcılığın diğer biçimlerini mazur görürsek, türcülük de var olmayı sürdürecektir. Bu yüzden hayvan savunucuları kendilerini ‘tek bir konunun’ savunucusu olarak görmemelidir. Türcülük; tıpkı ırkçılık, cinsiyetçilik ve diğer ayrımcılık biçimleri gibi ahlaken kabul edilemez bir olgudur. Ayrımcılık, alakasız bir kriteri temel alarak varlıkları ahlaki kaygının dışına iter. Bu alakasız kriterin ırk mı, cinsiyet mi, cinsel yönelim mi yoksa tür mü olduğu fark etmez. Türcülüğe karşı olup da diğer ayrımcılık biçimlerini desteklememiz ya da bunları mazur görmemiz akla yatkın olmaz. Türcülük; ırkçılıktan, cinsiyetçilikten ve diğer ayrımcılık biçimlerinden farklı değildir. Türcülüğe karşı duruyorsak diğer tüm ayrımcılık biçimlerini de reddetmemiz gerekir.
Bu, hayvan savunucularının hayvanlar için çalışmayı bir kenara bırakıp insan hakları aktivistleri haline gelmeleri gerektiği anlamına da gelmez. Ancak, hayvan savunucularının diğer insanlara karşı tüm ayrımcılık biçimlerini reddettikleri konusunda açık olmalarını ve kendi hayatlarında ayrımcı uygulamalara asla yer vermemelerini gerektirir.
Üçüncü olarak, sadece kendini düşünmeyen pek çok insan şevkle dünyayı değiştirmek ister; fakat en önemli değişimin kişinin kendisiyle başladığını göremezler.
Mahatma Gandhi der ki: “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi olmalısın.” Eğer şiddetten arınmış bir dünya istiyorsanız, şiddetsizliği benimsemelisiniz. Veganlık, şiddetsiz bir yaşamın önemli bir parçasıdır; çünkü hayvanlardan elde edilen tüm yiyecek ve ürünler, şüphesiz, şiddetin bir sonucudur.
Tolstoy’un bir değerli sözünü daha paylaşmak isterim: “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”
Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/human-rights-and-animal-rights-perfect-together/
[Bu yazının Umut Erdem tarafından çevirilmiş bir başka sürümü daha bulunmaktadır]

Bir Cevap Yazın