
Farid de la Morlette, dün akşam Facebook’ta bir kediyi duvara fırlatırken çektiği videoyu yayınlayan kişi. Gerçekleştirdiği “sömürü”, sosyal medya başta olmak üzere medyada geniş yer buldu. Pek çok insan bu korkunç görüntülerden sorumlu olan kişiye duyduğu kızgınlığı ifade ediyordu. Bu yaşananlar bana ABD’de köpek dövüşü gruplarında yer aldığı ortaya çıktığında pek çok Amerikalının şok olmasına sebep olan Michael Vick (bir Amerikan Futbolu oyuncusu) vakasını hatırlatıyor. Bunların ardından bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Peki bu kadar kişinin öfkesinin sebebi nedir? İki vaka da korkunç olmaları, haklı gösterilemez olmaları ve rahatsız edici bir korkaklığın belirtilerini taşıyor olmaları konusunda birbirine çok benziyor. Her ne kadar etkisiz oldukları ortada olsa da bu tarz barbarca eylemleri cezalandıran yasalar mevcut. Ancak gösterilen tepkileri göz önünde bulundurursak, şu etik ilke herkes tarafından paylaşılıyor: Hissedebilir ve savunmasız olanlara karşı gerçekleştirilen zulüm cezasız kalmamalı.
Fakat sosyal medya ağlarında bu zulüm görüntüleri paylaşıldığında insanların takındıkları tutumlar bir yandan da çelişkili değil mi? Başka bir şekilde ifade edersem, neden bir kediye karşı gerçekleştirilen şiddet bu kadar tepki topluyor? Örneğin boğa güreşine karşı bu kadar büyük bir tepkinin gösterildiğini hiç görmedim, oysa aynı tarz bir zalimliği içeriyor. Hayvanların bütün bir tarih boyunca hiç olmadığı kadar büyük sayılarda yok ediliyor olmasının bu şekilde lanetlendiğine şahit olmuyorum. Daha az görünür olsa da şiddete dahil olmadan geçirdiğimiz bir günümüz yok. Her yıl tüketmemiz için 60 milyardan fazla kara hayvanı öldürülüyor, bu sayıya çok daha fazla olan deniz hayvanları dahil değil. Peki bu şiddeti nasıl haklı görebiliriz? Sağlık? Gelenek? Böyle gelmiş böyle gider? Bunların hiç birinin gerçekte tutarlı bir tarafı yoktur. Yaşadığımız çağda çok çeşitli yiyeceklere ulaşabiliyoruz, bu çağda tamamıyla bitkisel bir beslenmeyle mükemmel sağlıklı bir hayatımız olabiliyor, yaşadığımız çağda hayvanları ya da hayvansal “ürünleri” tüketmenin etik olarak haklı görülüp görülemeyeceğini tartışma imkanına sahibiz. Peki bu durumda gündelik şiddeti nasıl haklı görebiliriz?
Haz. Bütün bu zulüm başka hiçbir şekilde açıklanamaz. “Eti o kadar çok seviyorum ki vazgeçemem” cümlesini o kadar çok duydum ki! Ama bazı vejetaryenlerin ve veganların da etin tadını sevdiğini biliyor musunuz? Çünkü mesele hayvan bedeninin tadını sevip sevmememiz değil. Mesele, aldığımız bu hazzın böylesi bir zulmü haklı çıkarıp çıkarmadığı.
“Kedi fırlatan kişi” söz konusu olduğunda, bu kişinin bu eylemi haz için yaptığını biliyoruz. Bunu göstermekten alınan haz, zalim olmaktan alınan haz, olay çıkarmaktan alınan haz, her neyse. Bize dönelim; et veya başka hayvansal ürünler yediğimizde, bunların hayvanların ölümüne ve acı çekmesine yol açan işlemlerle soframıza geldiğinden emin olabiliriz. Aldığımız haz, etik sorunlardan daha baskın çıkıyor. Davranışı ortaya çıkaran etmenler her iki durumda da birbirinin aynısı.
Bir çeşit “ahlaki şizofreni” içerisindeyiz. (Bu terimi Profesör Gary Francione’dan ödünç alıyorum) Bir tarafta, önemsediğimiz hayvanlar var: köpekler, kediler, bazı tavşanlar vs. Diğer taraftaysa, tüketmek ve sömürmek konusunda kendimize izin verdiğimiz hayvanlar var: inekler, domuzlar, tavuklar, atlar (tabii herkes değil!) vs. Neden bazı türlere ayrıcalık tanıyoruz? Bunun sebebi, kültür, alışkanlıklar ama en çok da bu konuya duyduğumuz düşmanlık. Belli türleri tercih etmekteki kriterlerimiz tamamıyla keyfi. Bir yandan bir kediyi severken bir yandan da domuzların bedenlerini yememizi haklı gösterebilecek hiçbir mantıklı sebep yok. Hayvan sömürüsünün ve zulmün devam etmesinin tek sebebi her birimizin aldığı haz.
Buradan çıkardığım sonuç şu: Bu kirli durum, insanların hissedebilir ve bilinçli hayvanlara ortada hiçbir neden yokken işkence etmekten zevk alabileceğini gösteriyor. Ama bir sonuç daha var: Ortada hiçbir geçerli sebep yokken herkes, hissedebilir ve bilinçli milyarlarca hayvanı tüketmekten de zevk alıyor. Böyle düşününce, biz de Farid de la Morlette gibiyiz*.
*Bu ifadeyi Gary L. Francione’Un Eat Like You Care kitabında yer alan “Biz de Micheal Vick” gibiyiz bölümüne gönderme yaparak kullanıyorum.
Kévin Barralon, Hukuk Felsefesi Öğrencisi
Kaynak:
HuffPost 06.02.2014
Nous sommes tous des “Farid de la Morlette”
http://www.huffingtonpost.fr/kevin-barralon/video-chat-farid-de-la-morlette_b_4735708.htm

Bir Cevap Yazın