
“Hak” kavramıyla ilgili bazı anlam karmaşalarından kaynaklanan ciddi anlaşmazlıklar var. İnsan haklarından bahsederken genellikle neyi kastettiğimiz noktasında yeterince açık olmuyoruz. Bu karmaşa ve netlik yoksunluğu “hayvan hakları” üzerine konuştuğumuzda daha da büyüyor, çünkü bazıları “hayvan hakları” terimini refahçı bir düzen adına kullanırken, diğerleri -ki ben de bu gruba dahilim- bu terimi hayvan sömürüsünün tamamen yok edilmesi adına kullanıyorlar.
Hayvan hakları savunucuları arasındaki karmaşanın en büyük kanıtı ise “hayvan hakları hareketinin babası” Peter Singer’ın insanlar veya insan olmayanlar için herhangi bir hakka inanmıyor oluşudur.
Şüphesiz ki hak kavramı pek çok felsefi tartışma ve fikir ayrılığı doğurmuştur. Fakat bu kavramı temel yönleriyle anlayabilmek adına karmaşadan uzak durabilir, hakkın tanımını açıklığa kavuşturabiliriz.
Hak nedir?
Hak, kısaca, bir menfaati/ilgi alanını koruma yoludur.
Menfaat (veya ilgilenilen şey) istediğimiz, arzuladığımız, ya da tercih ettiğimiz şeydir. Hepimizin menfaatleri vardır. Bazı menfaatler toplumda ortaktır. Beslenme ve sağlık buna örnek olarak gösterilebilir. Bazı menfaatlerse kişiye özgüdür. Benim golf oynamaya dair hiçbir menfaatim/ilgim yok; oysa pek çok insan golf konusunda oldukça tutkulu.
Herhangi bir menfaat veya ilgi alanına saygı duymakla birlikte, bir menfaati/ilgi alanını korumanın yalnızca iki yolu var:
1. Menfaati sadece genel olarak arzulanan sonuçlar doğurması kapsamında korumak.
2. Menfaati genel olarak arzulanan sonuçlar doğurup doğurmadığına bakmaksızın korumak.
Menfaati korumanın ikinci yolu haktır. Aşağıdaki örneğe göz atalım:
Özgürlüğümden menfaat sağlıyorum. Bu menfaati sonuca bağlı olarak koruyabiliriz; yani, bu menfaati yalnızca iyi sonuçlar doğurduğu takdirde korumayı seçebiliriz.
Peki ya politik açıdan popüler olmayan, görüşleri ve bakış açısı nedeniyle diğer insanlar tarafından hapse tıkılması ve sesinin kesilmesi gerektiği düşünülen biriysem? Eğer menfaatim yalnızca buna bağlı olarak korunacaksa, özgürlüğüm ancak ve ancak genele yarar sağladığında benim olacaksa, terazide karşı karşıya gelen farklı menfaatlerden hangisinin ağır basacağına göre hapse girmem gayet mümkün.
Öte yandan, politik görüşlerim diğerlerini incitiyor olmasına rağmen menfaatimi koruyabiliriz.
Eğer menfaati bu şekilde korursak, özgürlük hakkım olduğunu söyleyebiliriz. Diğer bir deyişle, özgürlük menfaatim, hapse girmem diğerlerinin yararına olacak olsa dahi korunma altına alınacaktır. Yine de, tüm bunlar özgürlük hakkımın mutlak ve sınırsız olduğu anlamına gelmiyor. Eğer bir suç işler ve mahkemedeki jürinin makul şüphelerinin ötesinde suçlu bulunursam, özgürlüğümden yoksun kalabilirim. Ancak bu, özgürlük menfaatimin korunmasına ve dolayısıyla benim için bir hak olmasına engel olacak bir şey yaptığımdandır.
Şimdi bir başka örneğe göz atalım: Yaşama menfaatim. Şüphesiz ki yaşamakta çıkarım var. Ve elbette, çoğumuz için diyebilirim ki, yaşamaktaki menfaatimiz muhtemelen acı çekmemekteki menfaatimizden çok daha güçlü. Ne de olsa pek çok insan yakalandığı hastalıkta hayati tehlike söz konusu olduğunda tedavi olmak için ızdırap dolu tıbbi prosedürlere katlanıyor.
Yine, bu menfaat sonuca bağlı olarak korunabilir, ve örneğin, elde edilecek veri birçok insanın kurtulmasını sağlayacaksa şayet rızasız bir denek olarak kullanılabilir ve öldürülebilirim. Ya da birden fazla canı kurtarmak adına organ transferi için hayatıma son verilebilir.
Alternatif olarak, gönülsüz denek veya organ bağışçısı olarak kullanılmam dolayısıyla ölümüm her ne kadar diğerlerine yarar sağlayacak olsa da yaşama menfaatimi koruyabilirsiniz. Böyle bir durumda yaşama hakkına sahip olduğumu söyleyebilirdik; diğer bir deyişle yaşama menfaatim, menfaatim korunmadığında diğerlerine sağlanacak yararlı sonuçlar gözetilmeksizin korunmuş olacaktı.
Yaşama hakkı mutlak değildir. Örneğin Joe bana herhangi bir provokasyonun etkisinde kalmadan ölümcül bir güçle saldırırsa, kendimi savunmam ve eğer gerekliyse onun canını almam kabul edilebilirdir. Böyle bir durumda yapmaya kalkıştığı eylem nedeniyle Joe’nun yaşama menfaatinin korunmuş olması gerektiğini düşünmeyiz. Lakin menfaatini yalnızca sonucunun iyi olacağını düşündüğümüz için de gözardı etmiyoruz.
Hak, menfaati çevreleyen duvar gibidir. Bu duvarın üzerinde ise “Burayı yalnızca geçmenin fayda sağlayacağını düşündüğünüz için geçemezsiniz.” yazmaktadır.
Özel Bir Hak: Diğerlerinin Mülkü Olmama Hakkı
Ne zaman insan hakları üzerine tartışılsa, gerçekte üzerine tartışılan şey insan menfaatlerinin sonuçlar hesaba kaılmaksızın korunması gerektiği olur. Ve şüphesiz ki hangi menfaatlerin bu tür bir koruma gerektirdiği hakkında da anlaşmazlıklar vardır.
Bununla birlikte, çoğu insanın karşı çıkamayacağı türden bir menfaat mevcut: Bir başkasının kaynağı, mülkü yahut kölesi olmama menfaati. Bu, insan köleliğinin kalktığı anlamına gelmiyor;
insan köleliği hala devam etmekte. Ama kimse bunu ayrımcılığın ve sömürünün farklı bir türünü savunduğu gibi savunmuyor. Her insanın köle olmama hakkına sahip olduğunu kabul ediyoruz.
Elbette, insan köleliği yasağı uluslararası cemiyet tarafından tanınan birkaç ahlaki haktan biri. Peki neden? Neden insan köleliğini özellikle kötü bir şey olarak kabul ediyoruz?
Cevap: Çünkü köleler hiçbir gerçek hakka sahip değillerdir. Kölelerin menfaatleri için sağlanacak her türlü koruma yalnızca sonuca bağlı olacaktır. Yani, onların menfaatleri sadece bir başkasının (genellikle köle sahibinin) yararınaysa korunur. Kölelik, insanları koşullu veya geçici değere sahiplermişçesine sunar. Kölelik, insanların içsel değerini veya diğerlerinin mülkü olmalarının ötesindeki herhangi bir değeri inkar eder. Eğer insanların ahlaki bir değeri varsa, eğer diğerlerinin malı olduklarından ötürü kendilerine biçilen geçici değerin ötesinde bir değere sahiplerse, onlara başka ne hakkı verecek olursak olalım, öncelikle diğerlerinin mülkü veya kaynağı olmama hakkını tanımak zorundayız.
Mülk olmama hakkı kişiye göre farklılık göstermez. Peter Singer gibilerini bir kenara bırakacak olursak, kalanımız rızasız bir denek olarak kullanılma noktasında ağır derecede zihinsel engelli biriyle bir deha arasında hak ayrımı gözetmez. Yani, engelli kişinin ve dehanın menfaatlerinin kaynak olarak kullanılmaması, sonuçlardan bağımsız olarak saygı görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ne de olsa kimse onlara değer vermese bile, engelli kişi ve deha kendilerine değer veriyorlar.
Mülk muamelesi görmeme hakkı basitçe menfaatin kişi malmışçasına yok sayılmaması, aksine belli insanların mal olarak kullanımının fayda sağlayacağı durumlarda dahi korunması anlamına gelir. Eğer bu menfaati bu şekilde-bir hakla-korumazsak, bazı insanlar (değer vermediklerimiz), bizim için öylesi faydalı olduğu sürece mal muamelesi görecekler ve varlıklarının sürdürülmesi de dahil tüm birincil menfaatlerinden yoksun bırakılacaklar.
Hayvanlar ve Mülk
İnsan harici hayvanların da menfaatleri var. Şüphesiz ki hayvan -insan veya değil- bu evrende hissedebilirliğinden ötürü menfaate sahip olan tek varoluş biçimi; hayvanların öznel farkındalıkları var. Bildiğimiz kadarıyla, kayaların ve bitkilerin menfaatleri veya ilgi alanları yok.
Bu objelerin zihinleri bulunmamakta; bir bitkinin ya da kayanın istediği, arzuladığı veya tercih ettiği bir şey yok.
Hissedebilirliğe sahip insan harici hayvanlar, türlerine göre değişmekle birlikte her türlü menfaate ve ilgi alanına sahipler. Acı çekebiliyorlar ve acı çekmemekte menfaatleri var. Ve tüm hissedebilir insan-dışı hayvanların yaşama menfaati de mevcut. Bir yazımda ve sitemdeki bir başka yerlerde öne sürdüğüm gibi, hissedebilir olmak yaşamaya devam etme menfaatine sahip olmak anlamına geliyor. Bilinç kendi içinde bir son değil; hayatta kalma amacıyla düzen içinde hissedebilirliğe evrimleşmiş belli varlıklar için süregelen varoluşun sonuna giden bir araç. Bir varlığın hissedebilir olduğunu ama istemediğini, tercihleri olmadığını veya hayatta kalmayı arzulamadığını söylemek absürd.
Hayvanların yiyecek, denek, giysi, eğlence aracı vs. olarak kullanılmamakta menfaatleri var. Bu aktiviteler ancak hayvanların mülk olarak görülmeleriyle mümkün olabilir. Doğada yaşayan hayvanlar bile çoğu durumda devlet mülkü olarak kabul edilirler; onları belirlenmiş vakitlerde, belirlenmiş yollarla öldüren bireylerin mülkü olma statüsüne indirgenmişlerdir. Bazılarımızın ailenin bir üyesi gibi gördüğü insan olmayan dostları varsa da, bu insan olmayan hayvanlar yasaların gözünde yalnızca sahip olduğunuz bir şeydir, bir maldır. Hayvan mülkümüze nasıl davranacağımız konusunda bazı sınırlamalar olsa da, pek yok.
Hayvan refahı yasaları, insan olmayanlara ihsan edilen haklar olarak görülemez. Hayvanların menfaatlerini koruması gereken bu yasalar, yalnızca sonuca bağlı koruma sağlamaktadır. Yani, hayvan menfaatlerini yalnızca bu menfaatlere biçtiğimiz değerler ölçüsünde koruyoruz. Bir insan harici hayvanların kesilmeden önce elektrik verilerek sersemletilmesini talep ediyoruz. Hayvanın biçilmeden önce sersemletilmekte menfaati olduğu için bu menfaati korumuyoruz; bunu koruyoruz çünkü bu bizim menfaatimiz. Sersemletilmiş bir hayvan işçilere daha az zarar veriyor ve daha az ceset hasarı oluşuyor; böylece “vizyoner” Temple Grandin’e göre et endüstrisi “güvenli, verimli ve karlı” oluyor.
İnsanlar arasında ayrım gözetmeden herkese verdiğimiz bir hakkı insan-olmayan hayvanlaravermememiz için iyi bir sebep var mı? Önceden de dediğim gibi, cevap hayır. İnsanlar ve insan- olmayanlar arasında mülk muamelesi görmeme hakkı noktasında yapılan tüm ayrımlar türcülükle ilişkili.
Eğer insan harici hayvanlar ahlaki açıdan değer taşıyacaklarsa -eğer yalnızca geçici veya koşullu değere sahip varlıkların ötesinde bir değerleri olacaksa- onların menfaatlerini de sonuçtan bağımsız ve mal olarak görmeden korumalıyız. Bu, hayvan sömürüsünü düzenlememizi değil, onu yok etmemizi gerektiriyor. Şu anda, burada bulunan evcil hayvanlarla ilgilenmek ve kendi kullanımımız uğruna dünyaya yenilerini getirmeye son vermek zorundayız.
Sonuç
Özetlemek gerekirse:
-
Hak, bir menfaati koruma yoludur.
-
Hak, menfaat için sonuçtan bağımsız bir korumadır; bu da menfaati korumadığımız takdirde olumlu sonuçlar alacak olsak dahi menfaati korumamız gerektiği anlamına gelir.
-
Eğer insanlar ahlaki bir topluluğun içinde olmaları, diğerlerinin mülkü olamayacakları anlamına gelir. Bu nedenle, insanların mülk muamelesi görmeme menfaatini sonuçtan bağımsız olarak korumak zorundayız.
-
Aynı şekilde, eğer insan-olmayanlar da ahlaki bir topluluğa dahillerse, onların da kaynak olarak kullanılmama menfaatlerini sonuçlarından bağımsız olarak korumalıyız. Bu, hayvan sömürüsünü ortadan kaldırmamızı gerektiriyor.
“Hayvan hakları”ndan bahsederken benim kastettiğim budur. İnsan harici hayvanların birer “şey” gibi muamele görmeme menfaatlerini korumak zorundayız. Bu koruma sonuçlara bağlı olamaz.
-Gary L. Francione
İngilizce kaynak metin:
http://www.abolitionistapproach.com/clarifying-the-meaning-of-a-right/

Bir Cevap Yazın