Geçmişte birçok defa olduğu üzere mevcut koruma yasalarının hayvanların aleyhine olacak şekilde değiştirilerek başta köpekler olmak üzere sokaklarda yaşayan evcilleştirilmiş hayvanların barınaklara kapatılması ve öldürülmesi konusu bir kez daha gündeme getirildi. Bu defa bu gündemi özenle inşa eden ve çeşitli örgütlenmelerde vücut bulan bir siyasi iradenin de mevcut olması toplumun geniş bir kesiminde yakın gelecekte yaşanabileceklere ilişkin kaygı uyandırıyor.
İnsan türünün mensupları olarak sokaklarda yaşayan köpeklere ve diğer evcilleştirilmiş hayvanlara yönelik, tam da bu evcilleştirmeden kaynaklanan bazı sorumluluklarımız var. Onların bakımlarını üstlenmekle, güvenliklerini sağlamakla sorumlu olduğumuz gibi, dünyaya daha fazla evcilleştirilmiş hayvan getirilmesini engelleyecek şekilde kısırlaştırma faaliyetlerini gerçekleştirmek ve desteklemek, üretim ve satım gibi işlemlerini ise ne amaçla yapılıyor olurlarsa olsunlar kategorik olarak reddetmek ve durdurmakla sorumluyuz.
Bu sorumluluklar uzun bir zamandır mevcut Hayvanları Koruma Yasasında belediyeler için de tanımlanmış durumda. Bu aynı zamanda devletin toplumla yapmış olduğu bir sözleşme. Ancak bu sözleşmeye hem belediyeler tarafından uzun yıllardır uyulmuyor ve gerekli kısırlaştırma çalışmaları gerçekleştirilmiyor, hem de sözleşmenin tek taraflı olarak ortadan kaldırılması gündeme getiriliyor.
Kısırlaştır-yerine bırak uygulamasının yerine önerilen hayvanların barınaklara kapatılması ve yöntemi ne olursa ve adı nasıl konulursa konulsun “verilen süre içerisinde sahiplenen olmazsa öldürme” gibi yöntemlerse hiçbir şekilde kabul edilemez öneriler. Bu öneriler, bir önceki yasada korunması gereken varlıklar olarak tanımlanmış sokaklarda yaşayan evcilleştirilmiş hayvanları gözden uzaklaştırılması ve yok edilmesi gereken varlıklar olarak tanımlıyor. Bir kez daha içinde bulunduğumuz çelişkilerle dolu toplumsal yapıda bazı hayvanların görece korunur durumda olan konumlarının toplumsal mutabakatlarla pamuk ipliğine bağlı konumlar olduğunu görüyoruz.
Bunun sebebi hayvanlara yönelik çelişkiler içeren tutumlarımız. Gündelik davranışlarımızla, hayvanların insan mülkü oldukları, insanların damak zevki ya da giyim alışkanlıkları gibi basit çıkarları karşısında milyarlarca hayvanın yaşam hakkının hiçe sayılabileceği mesajını veriyoruz. Bu durumda kediler ya da köpekler gibi bazı türlere atadığımız korumalar, bu türlere mensup hayvanların hak sahibi kişiler olarak görülmelerinden değil, toplumsal mutabakatlardan kaynaklanıyor. Hak temelli değil, koruma temelli olan bu mutabakatlar da şu anda görüyor olduğumuz gibi her an ortadan kalkma tehlikesi altında oluyor.
Hayvanların -sadece kedilerin ve köpeklerin değil, sistematik olarak tükettiğimiz hayvanlar da dahil tüm hissedebilir varlıkların- hak sahibi kişiler olduğunu bütünsel olarak tanımadığımız müddetçe bu durum devam edecek. Köpeklerin barınaklara kapatılmasını ve öldürülmesini talep eden şu anki sistematik propaganda savuşturulabilirse bile kısa zaman sonra başka şekillerde geri dönecek. Bu esnada toplumun bu korumayı lütfetmediği diğer hayvanlar sistematik olarak sömürülmeye ve öldürülmeye devam edecek. Kısacası, hayvanların insanların malı ve kaynağı olarak görüldüğü bir dünyada hiçbir hayvan güvende olamayacak.
Bu sebeple sokaklarda yaşayan hayvanlara yönelik mevcut sözleşmenin şartlarını yerine getirmeleri konusunda kurumlara sorumluluklarını hatırlatıyor ve önerilen uygulamaları kabul edilemez bulduğumuzu belirtiyorken, bu konuyu ciddiye alan ve önemseyen tüm bireyleri hayvan haklarını gerçekten benimsemeye ve tüm hayvanların haklarına saygı duyarak vegan olmaya davet ediyoruz.


Bir Cevap Yazın