
Sorunun kısa cevabı şu: Hayvanlar için çok az şey elde etti. Şimdi yazının devamını okumaktan vazgeçebilir, sonra da Instagram’da fotoğraflara bakmaya dönebilir ve/veya bana keyif kaçırıcının teki olduğum için öfkelenebilirsiniz. Yine de konuyla ilgili benimle birlikte düşünmek isterseniz, okumaya devam edin, belki o kadar da tatsız bir yazı değildir.
Önce şuradan başlayalım, bu “yasak” neyin nesi? 18 Eylül 2018’de, Los Angeles Kent Konseyi, gerçekleştirdiği anonim oylamanın sonucunda (3 fireyle) Los Angeles’ta kürk ürünlerinin üretimini ve satışını yasaklama yönündeki düzenlemeler lehinde karar aldı. Bu yasağın şu raporda yer alan bazı istisnaları var; örneğin dini gerekçelerle kullanımlar ya da yasal yollarla yakalanmış hayvanların kürklerinin yeniden satılması gibi durumlar istisna sayılıyor. “Yasak” kararın alınmasından sonraki iki sene boyunca yürürlüğe sokulmayacak. Batı Hollywood, Berkeley ve San Fransisco’da da benzer “yasaklar” söz konusu.
Bu “yasak”, kürkün yasaklanması anlamına gelmiyor. Los Angeles’ın dışından hâlâ kürk satın alınarak Los Angeles’a nakliye ettirmek mümkün. Hâlâ her yerde kürk giyilebiliyor ve yasağın olmadığı yerlerde kürk üretimi aynen devam ediyor. Kürklü hayvanlar hâlâ yetiştiriliyor, tuzağa düşürülüyor, sömürülüyor ve öldürülüyor. Ne kadar “insani” biçimde öldürüldüklerinin bir önemi yok, ölmek istemeyen birini öldürmek hiçbir zaman “insani” olamaz. Bu esnada kürk endüstrisi yasağa ve en azından bu sezonluk kürk kullanmamaya karar veren birkaç modaevine rağmen hâlâ sapasağlam duruyor.
Ayrıca yasanın ne kadar etkili olacağını da sorgulamak zorundayız. San Fransisco’da yasak Kamu Sağlığı Departmanı tarafından şehir kurallarının ihlal edilmesi meselesi olarak ele alınarak uygulamaya geçirilecek. Yönetim halktan bir şikayet aldığında ihlali kontrol etmek üzere ilgili yere bir teknisyen gönderecek. Muhtemelen Los Angeles da benzer bir yol izleme niyetinde, ancak bu konuya raporda değinilmiyor. Yasanın uygulanmasındaki bir zorluk da, gönderilecek teknisyenin satılan kürkün “yasal yollarla tuzağa düşürülmüş hayvanlardan” (evet, Kaliforniya ve ABD federal kanunlarında hayvanları tuzağa düşürmenin yasal yolları var) elde edilip edilmediğini nasıl tespit edeceğinin belli olmaması. Bana öyle geliyor ki yasa pek etkili değil.
İkincisi, kazanan kim? Her zaman olduğu gibi, hayvanlar değil insanlar. Mağazalarda kürk görmek istemeyen insanlar daha az kürk görecekler, hatta belki hiç görmeyecekler. Büyük hayvan grupları zafer ilan edecek ve bu yasağın haberini başka şehirlerde de aynı içi boş sonuçları elde etme vaadiyle bolca bağış toplamak için kullanacaklar. Şehir konseyi üyeleri, bir sonraki seçim kampanyalarında halk arasında popüler (ancak kendileri için yüksek bir bedeli olmayan) bir davaya destek olan bir aday olarak kendilerini tanıtma fırsatına sahip olacaklar. Büyük ihtimal bu konsey üyelerinin çok azı kürk işinde ya da öyle olsalar bile kendi işlerini kanundan muaf tutacaklar. Bunun meclis üyelerine bedeli hepi topu kendi tarihi iş yerlerini Los Angeles dışına taşımak zorunda kalacak kürk parekendecilerinden birkaç oy kaybetmek olacak. Bu oylar da çok fazla değil çünkü kürk hiçbir zaman Los Angeles ekonomisinin önemli bir parçası olmadı. Nihayetinde, bu “yasak"la beraber hayatlarında hayvanların yararına gerçek bir değişiklik yapmayan (yani hâlâ vegan olmayan, hayvan kullanımına devam eden) çok sayıda insan ne kadar erdemli ve ahlaken üstün olduklarını dünyaya duyurmanın kolay bir yolunu bulmuş olacak.
Kürk "yasağı” hareketinin destekçilerinden biri olan meclis üyesi Koretz, meclis toplantısında müthiş ve ateşli bir konuşma gerçekleştirdi. Şöyle diyordu: “Canlı bir hayvanın derisini soymaya zalimlikten başka takılabilecek bir isim yok. Bunu piyasanın çözmesini beklemek bir çözüm değil. Bu, kaçırılan insanlarla seks yapmak isteyenler oldukça insan ticaretine izin vermemiz gerektiğini söylemeye benziyor. Bunlara piyasanın karar vermesi bence uygun değil. Ve eğer hayvanlara soracak olursanız, size kürk için canlı canlı derilerinin yüzülmesini istemediklerini söyleyeceklerdir. Ne yazık ki soramıyoruz. Ama onların sesi olmak için eyleme geçmeliyiz. Sessizlerin sesi olmalıyız."
Sayın meclis üyesi elbette haklı. Hissedebilir varlıkların derilerini yüzmek, onları öldürmek ve sömürmek ne adil ne de ahlaka uygun. Bunları yapmak için hiçbir haklı sebebimiz yok, bunları yapmaktaki tek gerekçemiz tatlarını lezzetli bulmamız ya da onlardan yapılan kıyafetleri seksi bulmamız. Hissedebilir varlıkların temel hakları ve sömürü konusunda kararı piyasaya bırakmamak gerektiği konusunda da onunla aynı görüşü paylaşıyorum. Ne var ki hayvanlar hissedebilir varlıklar olsalar da, kanunen birer nesne olarak tanınıyorlar ve insanlar onlara ancak işlerine geldiğinde ya da bunu yapmak kârlı olduğunda yaşama hakkı tanıyor. Bu böyle sürdüğü müddetçe, hayvanlar piyasadaki diğer nesnelerden farklı bir konumda olamayacaklar. Güney Carolina’daki Florence kasırgasını düşünün. Kasırgada daha ilk tespitlere göre yaklaşık 5 bin domuz ve 819 milyon tavuk ve hindi öldü. Bütün eyalette 9 milyon domuz ve 3.4 milyon tavuk ve hindi bulunuyor. Ölen hayvanların piyasa değeri tespit edildikten sonra sigorta, şirketlerin zararını karşılayacak. Meclis Üyesi Koretz, hissedebilir bir varlığın yaşamasına veya ölmesine piyasa karar vermesin diyor, oysa vegan olmamayı seçtiğimiz her gün tam yaptığımız bu oluyor.
Meclis Üyesi Koretz’in hayvanların sessizliğiyle ilgili yaptığı yoruma bir şerh düşmek istiyorum. Hayvanların sesi var: tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında, öldürülmek için sıraya sokulduklarında ve sıranın kendilerine geldiğini fark ettiklerinde korktuklarını, gerildiklerini, üzüntülerini ve daha pek çok duyguyu ifade ediyorlar. Aynı şekilde, bir şey hoşlarına gittiyse bunu da gösteriyorlar. Onlarla kelimeler aracılığıyla konuşamasak bile hislerini anlayabiliyoruz. Buna rağmen hayvanların ihtiyaçlarını, isteklerini ve hislerini inkar etmeyi seçiyoruz, çünkü cahilce ve kibirli bir şekilde bunları ifade edebilenin sadece kendimiz olduğunu sanıyoruz. Sayın meclis üyesinin vegan olup olmadığını bilmiyorum (kendisine sordum) ancak söyledikleri vegan olmanın gerekliliğini gösteriyor ve umarım o da vegan olur.
Üçüncüsü, neden kürk özel bir ilgiye değer görülüyor? Neredeyse bir asırdır kürk meselesine takılıp kaldık. İlk kürk protestoları 1920lerde hayvanları tuzağa düşürme uygulamalarına karşı başlatıldı. 98 yıl sonra kürk hâlâ mevcudiyetini sürdürüyor. Biz kürke bu kadar odaklanmışken deri ve yün nedense(!) hiçbir itirazla karşılaşmadan kullanılıyor. Deri ve yün endüstrileri de sarsıcı miktarlarda hayvanı sömürüyor ve öldürüyor; bu hayvanlar da tıpkı kürklü hayvanlar gibi hissedebilir varlıklar ve onlar da ölmek istemiyor. Deri, yün, kuş tüyü, ipek ve kürk; hepsi ahlaken aynı şekilde yanlış.
Bitirirken, "Of ya, öyle canımı sıktın ki! Hiç mi umut yok?” dediğinizi duyar gibiyim. Umut tabii ki var. Bu “yasaklar” müthiş fırsatlar. Böylece karşımıza bu konular üzerine düşünmek, kendi tepkilerimizin farkına varmak ve düşüncelerimizi toparlamak için fırsat çıkıyor. İnsanların, hayvanların hiç gereği yokken çektiği acılar ve öldürülmeleri üzerine düşündükleri bu anları yakalayabilir ve arkadaşlarınızla, ailenizle ve içinde bulunduğunuz toplumun üyeleriyle konuşarak onların da noktaları birleştirmelerine, bu acı ve ölümlerle kendi beslenmeleri ve yaşamları arasındaki bağı fark etmelerine yardım edebilirsiniz. Sözün özü, hayvanlar için etkili, gerçek ve anlamlı bir değişiklik olsun istiyorsak tüm bu insanların vegan olmaları gerekiyor.
Eğer vegan olmayı düşünüyorsanız, vegan olmayı düşünen birini tanıyorsanız ya da veganlıkla ilgili insanları yönlendirebileceğiniz bir yer arıyorsanız şu internet sitesi size yardımcı olacaktır: www.VeganOluyorum.com *
[*] İngilizce metinde www.HowDoIGoVegan.com
Çevirinin kaynağı:
THE L.A. FUR “BAN” – WHAT DOES IT ACTUALLY ACCOMPLISH?, EMILIA LEESE | 21 Eylül, 2018

Bir Cevap Yazın