
Stanley Harrold
(Çevirmen Notu: Abolisyonist veganlık ve abolisyonizm aynı şeyler değildir; ancak, Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım adlı hayvan hakları kuramının adı, 19. yy abolisyonist hareketlerinin kişileri insan malı olarak görmeye karşı çıkan toplumsal dönüşüm temelli yaklaşımından esinlenmektedir. Abolisyonist veganlık hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.)
Abolisyonizm, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar boyunca süren büyük bir reform hareketi olarak, köleliği bitirmeyi ve köle olarak tutulan milyonlarca siyahi insanı özgür bırakmayı amaçlamıştır. Kölelik karşıtı hareket olarak da bilinen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) abolisyonizmi, köleliğe ve Transatlantik köle ticaretine karşı uluslararası bir çabanın parçası olmuştur. Tarihsel kökleri, köleliğe karşı siyah direnişine, Hristiyan ahlâkının yeniden yorumlanmasına, on sekizinci yüzyılda evrensel insan haklarına dair fikirlere ve ekonomik dönüşüme dayanır. Kölelik karşıtlarının bazıları köleliğin kademeli olarak kaldırılmasını, bazıları ise acilen kaldırılmasını savunmuştur. 1830’lardan itibaren, abolisyonizm terimi yalnızca ikinci grubu tanımlamak için kullanılmıştır.
Erken Dönem
Avrupa soylarının Afrikalılara ve onların soylarına zorunlu işçilik dayatmalarıyla ortaya çıkan ırk-temelli kölelik, Amerikalar’daki Avrupa kolonizasyonunun bir sonucu olarak, on altıncı yüzyıl boyunca geniş çaplı bir uygulama haline gelmiştir. On yedinci yüzyılın ortalarıyla birlikte, kölelik, Birleşik Krallık Kuzey Amerika kolonilerinin daha sonra ABD haline gelecek olan kısmına ulaşmıştır. Köleliğin Amerika’daki hâlinde, köleleştirilen kişi, alışılageldik anlamdaki tüm haklarını kaybeder, yaşamı boyunca hizmet eder ve köle niteliğini çocuklarına da aktarır. İlk zamanlarda, köleliğe maruz kalanlar, kendilerini satın almak, dava açmak, kaçmak, ve nadiren de isyan çıkarmak suretiyle, özgürlüklerini kazanmaya çalışmışlardır. 1712’de New York’ta, 1739’da ise Stono – Güney Carolina’da büyük birer köle ayaklanması ortaya çıkmıştır.
Amerika’nın ilk beyaz abolisyonistleri, Dostlar Cemiyeti’nin (Quaker’lar adlı bir hristiyan cemaatinden) üyeleridir ve —Britanya’daki din kardeşleri gibi— köleliğin günah olduğunu ve hem köle hem de sahip için fiziksel olarak tehlikeli olduğunu savunmuşlardır. 1740’lar ve 1750’ler boyunca, New Jersey’den John Woolman ve Pensilvanya’dan Anthony Benezet adlı Quaker abolisyonistleri, cemaatin diğer Amerikalı üyelerini, köle ticaretiyle ilişiklerini kesmeye ve kölelerini aşamalı olarak azat etmeye teşvik ederler. Amerikan Devrimiyle birlikte (1775-83), abolisyonizm, Afrikalı Amerikanlar ve Quaker’lar arasında yayılır. Avrupa Aydınlanmasından gelen ve Bağımsızlık Bildirgesiyle güçlenen Doğal Haklar doktrinleri, Siyahların vatansever ordularında hizmet vermeleri, siyahların köleliğin kaldırılmasına yönelik imza kampanyaları, Evanjelik hristiyanlık, ve ilk beyaz abolisyon cemiyetlerinin etkinlikleri, Kuzey Amerika’yı siyasal abolisyonizmde dünyaya öncülük etmek adına cesaretlendirir. 1777’de Vermont ve 1783’te Massachusets’le başlayarak, Delaware’in kuzeyindeki tüm eyaletler 1804 yılına kadar ya köleliğe kendi yetki sınırları içinde son vermiş, ya da kademeli olarak bitişi için gereken şartları sağlamıştır. Bu esnada, 1787’deki kongre de, Kuzeybatı İçtüzüğüne Kuzeybatı Bölgesi’nde köleliğin yasaklanmasına yönelik bir madde ekler. 1780’ler boyunca, Üst Kuzey eyaletleri kendi kölelerini azat etmek isteyen sahipler üzerindeki yaptırımlarını hafifletir ve küçük, Quaker’ların yoğunlukta olduğu, kademeli abolisyon cemiyetleri, Delaware, Maryland ve Virginia’ya yayılır.

Abolitionist Quaker Benjamin Lay (William Williams, 1790)
Devrimci-dönem abolisyonismi 1780’lerde zirveye ulaşır. Daha sonra, birçok gelişme durur ve kölelik karşıtı bilincin güneye doğru olan ilerlemesi tersine döner. 1793’te pamuk çırçır makinesinin icadı ve bunun sonucu olarak pamuk üretiminin Eski Güneybatıya doğru genişlemesi, köleliği yeniden canlandırır. Haiti’de 1791’de başlayan kanlı köle ayaklanmasının 1804’te bağımsız bir siyah cumhuriyetinin kurulmasıyla sonuçlanması, özgür Afrikalı Amerikanları kontrol edemeyeceklerinden korkan beyaz Güneylileri, köleliğin kaldırılmak yerine daha da sıkılaştırılması gerektiğine inanmaya götürür. 1800 yılında Richmond-Virginia yakınlarındaki Gabriel adlı bir kölenin önlenen isyan girişimi de bu inancı destekler. Savunmaya geçen beyaz sayısındaki artışın doğrudan bir sonucu olarak, Üst Güney’deki kölelik karşıtı cemiyetler dağıtılır ya da zayıflatılır. Bu esnada, Kuzeyde, yeni ve bilime dayandırılan bir ırkçılık, beyaz yurttaşları, sosyal statüyü ırk terimleriyle tanımlamaya, okullara, kiliselere ve iş yerlerine siyahi erişimini yasaklamaya ve köleliği siyahi Güneylilere uygun görmeye teşvik eder.
Kademeli abolisyonizmi savunan beyazlar, tehlikeli ve kontrol edilemez bir özgür siyah sınıfın oluşmasını önlemek adına, köleliğin kaldırılmasının eski kölelerin sürgün edilmesiyle birlikte gerçekleşmesine dair görüşü kabul etme noktasına gelirler. 1816’da Amerika’nın önde gelen köle sahiplerinin oluşturduğu Amerika Kolonizasyon Cemiyeti (American Colonization Society – ACS), hedefinin özgür Afrikalı Amerikanları Afrika’ya yollayarak kademeli abolisyonu desteklemek olduğunu iddia eder. ACS, 1820’lerde öncü Amerikan kölelik karşıtı dernek haline gelir ve Batı Afrika’daki bir siyahi koloni olarak Liberya’yı kurar. Bir zaman, ABD’deki artan baskıya maruz kalan siyah liderler, bu stratejiyi kabul ederler. Siyahi deniz kaptanı Paul Cuffe’nin en iyi örneklerden biri olduğu üzere, Amerika sınırları dışında bir anayurdun oradaki ve Atlantik Okyanusu çevresindeki köleliği zayıflatacağı umuduyla, 1810’lar boyunca ACS ile işbirliği yaparlar. Ancak, 1820’lerle birlikte, birçok Afrikalı Amerikan, ACS’nin asıl hedefinin, köleliği güçlendirmek için, kölelik karşıtlığına en çok adananları —kendilerini— uzaklaştırmak olduğunu düşünmektedir.
Acil Abolisyonizm
1820’lerin sonları ve 1830’ların başları boyunca, ABD’deki Afrikalı Amerikan köleliğinin derhâl kaldırılmasına ve eşit hakların derhâl verilmesine adanmış, daha radikal bir abolisyonizm biçimi ortaya çıktı. Abolisyonistleri acilciliğe yönlendiren üç etmen vardı. Birincisi, siyah abolisyonistler, beyaz Kuzeyliler arasından küçük bir azınlığı ACS’nin kölelik yanlısı ve sahtekâr bir dernek olduğuna ikna etmişti. İkincisi, siyahların huzursuzluğuna dair işaretler, Güneyde bir ırk savaşından kaçınabilmeyi dileyen beyaz abolisyonistler arasında bir aciliyet hissi uyandırmıştı. 1822’de Denmark Vesey adlı bir özgür siyah, Charleston-Güney Carolina’da büyük bir köle ayaklanması düzenledi. Yedi yıl sonra, Boston’da, siyah abolisyonist David Walker, Dünyanın Renkli Yurttaşlarına Çağrı adlı devrimci kitapçığını yayınladı. Köle vaiz Nat Turner 1831’de Southampton-Virginia’da bölgenin yaklaşık 60 beyaz sakininin ölümüyle sonuçlanan bir köle ayaklanması yönetti. Üçüncüsü, kuzeydeki ekonomik modernleşmenin İkinci Büyük Uyanış olarak bilinen geniş çaplı bir dinî canlanmayla aynı zamanlara denk gelmesi, artan sayıda beyazın köleliği barbarca, miadını doldurmuş ve günah olarak tanımlamasına katkıda bulundu. Refaha ermiş ve Tanrının gazabından korkan bir ülkede köleliğin bitmesi gerektiğine inanıyorlardı.
Tüm bu etmenler, beyaz bir New England’lı olan William Lloyd Garrison’ın sıradışı kariyerini etkiledi; Garrison, 1831’de Boston’da The Liberator (Özgürleştirici) adlı haftalık bir gazete çıkarmaya başladı. Daha sonra, 1833’te Philadelphia’da ırk ve cinsiyet çeşitliliği içeren bir grubu—birkaç siyah erkek ve birkaç beyaz kadın mevcuttu—bir araya getirerek Amerikan Kölelik-Karşıtı Cemiyet’ini (American Anti-Slavery Society – AASS) kurdu. Şiddeti herhangi bir şekilde araçsallaştırmayı reddeden AASS, ABD’deki Afrikalı Amerikan köleliğinin derhâl, karşılıksız olarak kaldırılması ve Afrikalı Amerikanlara eşit haklar verilmesi için “ahlâki ikna” yöntemini kullanmayı ilke edinmişti. Örgütün liderliğini ağırlıklı olarak beyaz erkekler yapıyordu, ama binlerce siyah erkek ve her iki ırktan binlerce kadın aktif destek veriyordu. Eskiden köle olan Frederick Douglass, Henry Highland Garnet ve Sojourner Truth’un da içinde bulunduğu birkaç Afrikalı Amerikan, bu çift ırklı abolisyonist harekette lider vasfıyla yer aldılar. Susan B. Anthony ve Elisabeth Cady Stanton gibi beyaz kadınlar kölelik karşıtı aktivistlere dönüştüğünde, kendilerine yönelik eşitsizliklere karşı da bilinç geliştirerek, kadın hakları hareketine ön ayak oldular.

The Liberator, 1. Sayı
AASS üyeleri küçük ve hakir görülen bir azınlık teşkil etmelerine rağmen, örgüt Kuzey boyunca hızla yayıldı. 1835 ve 1836’da, Kongre’ye binlerce kölelik karşıtı imza ve Güney’e de bir yığın abolisyonist propaganda yolladılar. Çabaları, Turner’ın ayaklanmasıyla ve Batı Hint Adaları’ndaki kademeli abolisyon girişimiyle birlikte, bir diğer öfkeli kölelik yanlısı tepkiyi doğurdu. Abolisyonistler Güney’de güvenli bir biçimde hareket edemiyorlardı. Kuzey’de, çeteler abolisyonist konuşmacıları dövüyorlar, abolisyonist buluşma yerlerini, okulları ve matbaaları tahrip ediyorlardı. Siyah topluluklarına da saldırıyorlardı.
Daha Sert Bir Abolisyonizm
Anti-abolisyonizm ve köleliği zayıflatmak için yapılan barışçıl ajitasyonun etkisizleşmesi, 1840’ta acilci hareketi böldü. Garrison ve yandaşları New England’da konuşlandı ve sosyal mükemmeliyetçi, feminist ve anarşistleri oluşturdular. Şiddeti, adaletsiz hükümeti ve örgütlenmiş dini ifşa ettiler. Oy vermeyi reddettiler; Kuzey’i kölelik günahından kurtarmanın ve Güney’i köleliği kaldırmaya zorlamanın tek yolunun Birlik’in tasfiye edilmesi olduğu fikrini benimsediler. Garrisoncular olarak bilinen bu grup, AASS’nin yönetimini elde tuttu ve İç Savaş’a kadar, Kuzeylileri abolisyona dair harekete geçirme çalışmalarına yoğunlaştılar.
Ancak, abolisyonistlerin büyük çoğunluğu (siyah ve beyaz), kilise ve hükümetin harekete geçmesinin köleliği bitirebileceği fikrinde ısrar ediyorlardı. Şiddet içeren yöntemler kullanmaya daha meyilli hâle geldiler, radikal kadın hakları iddialarını reddettiler ve saldırgan örgütler kurdular. New York’lu iş adamı Lewis Tappan’ın kurduğu Amerikalı ve Yabancı Kölelik Karşıtı Cemiyet (The American and Foreign Anti-Slavery Society – AFASS, 1840-55), kiliseleri acilciliğe yönlendirmeye odaklandı ve Güney’e kölelik karşıtı propaganda yollamaya devam etti. Özgürlük Partisi (The Liberty Party, 1840-48), çeşitli politik stratejiler izledi. New York’un üst kısmında konuşlanan ve Gerrit Smith tarafından yönetilen daha radikal Özgürlük abolisyonistleri, köleliğin baştan beri yasa dışı olduğunu, acilcilerin güneye gidip kölelerin kaçmasına yardım etmekle yükümlü olduğunu, Kongre’nin de güneydeki eyaletlerde köleliği yasaklayabileceğini öne sürdüler. Daha muhafazakâr—ve çok daha fazla sayıda üye içeren—Özgürlük hizbine entelektüel ve politik liderlik edenler ise, Cincinnati’den Gamaliel Bailey ve Salmon P. Chase olmuştu. Bu hizip, güneyli eyaletlerde köleliğin yasal olduğunu kabul etti, Güney’de kölelerin kaçmasına abolisyonist yardımını reddetti ve abolisyon peşinde olmayan ama ABD hükümetinin kölelikten desteğini çekmesini isteyen kitlesel bir siyasal parti oluşturmaya çalıştı.
Bu esnada, siyah abolisyonistler, kaçak köleleri korumak için yerel asayiş dernekleri kurmaya yönlendiler ve çoğu AFASS ve Özgürlük Partisi’ni destekledi. 1846’da kilise yönelimli beyaz abolisyonistlere katıldılar; bu abolisyonistler, AFASS’nin kölelik karşıtı misyonerleri güneye göndermesi sonucu oluşan Amerikan Misyonerler Derneği’ndendiler. 1847’de Rochester – New York’ta The North Star gazetesini basmaya başlayan Douglass, 1851’e kadar Garrison’a sadık kaldıktan sonra, Özgürlük Partisinin radikal kanadına katıldı.

The North Star
1848’de Özgürlük Partisi’nin muhafazakâr kanadı, Amerikan bölgelerinde köleliğin yayılımını engelleme amacını taşıyan Özgür Topraklar Partisi’nin (Free Soil Party) kurulumuna yardım etti. Bu noktadan sonra, acilci olmaktan tamamen vazgeçtiler. 1854’te, Kongre Kansas bölgesini köleliğe açtığında, kölelik karşıtı Whigs ve Demokratlar’la, Cumhuriyetçi Parti’yi (The Republican Party) kurdular; bu parti, ilk başkanlık adayını 1856’da duyurdu. Cumhuriyetçi Parti, köleliği sadece ulusal alanda bitirmeyi amaçladı. Liderlerinin çoğu, köle sahiplerinin tahakkümüne karşı beyaz Kuzeylilerin çıkarlarını temsil etme iddiasındaydı. Ama partinin “Eski Özgürlük Siperi” üyeleri ve Massachusetts’ten Charles Sumner ve Ohio’dan Joshua R. Giddings gibi eski Özgür Toprakçılar, Cumhuriyetçileri daha yüksek standartlara taşıdı. Radikal Cumhuriyetçiler olarak, abolisyon ve Afrikalı Amerikan’lara eşit haklar için bastırdılar.
1848’den sonra, Özgürlük Partisi’nin daha radikal üyeleri—radikal politik abolisyonistler olarak bilinirlerdi—kendi küçük örgütlerini sürdürdüler. Yeraltı Demiryolu çalışmalarıyla (ç.n.: Kaçak köleleri yeraltı demiryollarından geçirerek kurtarma) ve Kuzey’de 1850’de çıkarılan Kaçak Köle Yasası’na (ç.n.: Kaçak kölelerin iade zorunluluğu yasası) karşı direnişleriyle öne çıktılar. Radikal politik abolisyonistler, John Brown’ın 1859’daki Harpers Ferry ayaklanmasını diğer tüm abolisyonist hiziplerden daha fazla desteklediler. Brown ve çift ırklı ekibi, bir köle ayaklanması ateşlemeyi umuyordu ama Virginia milisleri ve ABD birlikleri tarafından kolayca yakalandılar. Brown’ın eylemleri, yine de, beyaz Güneylileri sinirlendirdi ve korkuttu; yakalandıktan sonra ve o Aralık ayındaki idamından önce, ırksal adalete yönelik zarif çağrıları birçok Kuzeyli arasında sempati topladı.
İç Savaş ve Yeniden Yapılanma süresince Abolisyonizm
Brown’ın ayaklanması ve Cumhuriyetçi aday Abraham Lincoln’un 1860 başkanlık seçimlerindeki zaferi, beyaz Güneylilerin ayrışma hareketine zemin hazırlayarak 1861’deki İç Savaş’a götürdü. Savaş başladığında, insan esaretinin “mutlak tükenişini” savunan Lincoln, eski kölelerin Birleşik Devletler dışında bir yerde kolonize edilebileceğini düşünüyordu ve Güney’deki köleliğe karışmayacağına söz verdi. Daha ileri gitmenin Güneyli Birlikçileri uzaklaştıracağından ve savaşa kuzey desteğini zayıflatacağından korkuyordu. Buna rağmen, abolisyonistler neredeyse her yerde savaşı desteklediler çünkü savaşın köleliği bitireceğine inanıyorlardı. Garrison ve yandaşları güç kullanılan yöntemlere muhalefetlerini düşürdüler; kilise yönelimli ve radikal politik abolisyonistler AASS’ye yeniden katıldı. Örgütün etkisi büyüdükçe, Garrison’ın arkadaşı Wendell Philips Kuzey’in en popüler hatibi haline geldi. Phillips, Frederick Douglass, Sojourner Truth ve diğer öne çıkan abolisyonistler Radikal Cumhuriyetçiler’e katıldı ve Lincoln’a köleliği kaldırması ve Birliğin savaşta amaçladığı ırksal adaleti sağlaması için lobi yaptılar. Abolisyonistler—özellikle de siyah abolisyonistler—başkandan siyahi birlikleri askere kaydetmesini ısrarla talep ettiler.

İç Savaşta Askere Alınan Siyahlar
Ocak 1863’te Lincoln kölelerin Konfederasyon kontrolündeki bölgelerde özgür olduklarını ilan eden Özgürlük Bildirgesini yayımladığında, abolisyonistler, ırksal adalet yerine askerî ihtiyacı temel alan bu bildirgenin siyah özgürlüğü için güvenilmez bir çıkış noktası teşkil etmesinden endişe ediyorlardı. Ama bildirgenin önemini, özellikle de siyahi birliklerin askere yazılmasını onayladığını farkettiler. Genç beyaz abolisyonist erkekler, aksi durumda ayrı tutmaları gerekecek olan siyahi alayların çavuşu olmuşlardı. Abolisyonistler, Afrikalı Amerikanların nesiller boyu yaptığı karşılıksız işçiliğin bedeli olarak, oy haklarının, eğitimlerinin ve arazi mülkiyetlerinin olması gerektiğini savunuyordu. Tüm bu savundukları, siyahların ekonomik ve politik ilerlemeleri için hayati önem taşımaktaydı. Abolisyonistler bu bakımdan Radikal Cumhuriyetçiler’e benzemekle birlikte, Birliğin yeniden kurulumuna Afrikalı Amerikanların da dahil edilmesi konusunda onlardan çok daha ısrarcılardı. Lincoln’ün Aralık 1863 tarihli ve eski sahiplerin eski kölelerinin durumları üzerindeki kontrolünü sürdüren Yeniden Yapılanma planını olumsuz karşıladılar. Sonuç olarak, 1864’te birkaç abolisyonist Lincoln’ün başkanlığa yeniden aday olmasına karşı çıkan küçük bir grup Radikal Cumhuriyetçiye katıldı. Ancak, Garrison, Douglass ve AASS’nin birçok lideri Lincoln’ü etkileyebileceklerine inanıyorlardı ve onu desteklemeye devam ettiler.
1861 yaz mevsimi boyunca, abolisyonist örgütler, eski kölelerin fiziksel, manevi ve eğitimsel ihtiyaçlarını karşılamak üzere savaş bölgelerine misyonerler ve öğretmenler yollamaya başladılar. Kadınlar kısmen ağırlıktaydı çünkü genç abolisyonist erkekler Birlik ordularına yazılmıştı. En azimli çaba, Birlik güçlerinin 1861’de aldığı Port Royal’de bulunan Güney Carolina Deniz Adalarıydı. Orada, Virginia, Kentucky ve Louisiana bölgelerinde, abolisyonistler, baskı görmüş insanları bağımsız maliklere ve ücretli işçilere dönüştürme girişiminde bulundular. Çabaları siyah kiliselerin, okulların ve diğer kurumların oluşturulmasına teşvik etti ama çok ciddi eksiklikler mevcuttu. Kuzeyliler güneyli siyah kültürünü anlamadılar, işe yaramaz bürokratik politikalara meylettiler, ve yerleşik koşullara bir çözüm olarak gördükleri ücretli işçiliğe fazla güvendiler. Eski köleler bu koşullar altında ilerleme kaydetmediklerinde, birçok abolisyonist, olayın mağdurlarını suçladı.

Yine de, 1865 Mayısında İç Savaşın bitmesi ve o Aralık ayında köleliği ABD’nin her yerinde yasa dışı hale getiren On Üçüncü Yasa Değişikliğinin (Thirteenth Amendment) onaylanmasıyla, Garrison abolisyonizmin başarıya ulaştığını ilân etti. Liberator’ın basımını durdurdu ve AASS’yi dağılmaya sevk etti. Cumhuriyetçi Parti’nin o andan itibaren siyah haklarını ve çıkarlarını koruyacağına inanıyordu. Acilcilerin, aralarında Douglass, Phillips ve Smith’in de bulunduğu büyük bir çoğunluğu bundan emin değildi ve AASS’yi 1870’e kadar tuttular. Siyah abolisyonistler, özellikle eski kölelerin hakları lehinde ve Lincoln’ün başkanlıktaki halefi Andrew Johnson’ın gerici politikaları aleyhinde aktif olarak lobicilik yaptılar. 1866 ve 1867’de birçok abolisyonist, siyah erkeklerin oy verme haklarını yeterince korumadığı gerekçesiyle, On Dördüncü Yasa Değişikliğine itiraz etti. Bundan sonra, yetişkin siyah erkeklerin oy hakkını daha güçlü bir şekilde güvence altına alan On Beşinci Yasa Değişikliğini desteklediler. Stanton’ın liderlik ettiği bir feminist abolisyonist azınlık ise, beyaz kadınlara oy hakkı verilmesinin bir öncelik olması gerektiğini savunarak itiraz etti.
On Beşinci Yasa Değişikliği 1870’te onaylanınca, AASS abolisyonizmin nihai hedefine ulaştığını ilân ederek dağıldı. Örgüt fazla iyimserdi. 1870’ler ve 1880’ler boyunca, güney eyaletleri—Birliğe yeniden katılarak—siyah haklarını azalttı ve Kuzey beyazları da razı oldu. Abolisyonistlerin de bu sonuçta bir miktar sorumluluğu vardı. Yine de, köleliği sona erdirmede, savaş sonrası Güney’de siyah kurumları aratmada ve Anayasa’da azınlık haklarının korunmasında çok önemli bir rol oynadılar.
Ek Okumalar: James D. Essig, The Bonds of Wickedness: American Evangelicals against Slavery 1770–1808, 1982; Lawrence J. Friedman, Gregarious Saints: Self and Community in American Abolitionism, 1830–1870, 1982; Stanley Harrold, American Abolitionists, 2001; Idem, The Rise of Aggressive Abolitionism: Addresses to the Slaves, 2004; James Oliver Horton and Lois E. Horton, In Hope of Liberty: Culture, Community, and Protest among Northern Free Blacks 1700–1860, 1997; Julie Roy Jeffrey, The Great Silent Army of Abolitionism: Ordinary Women in the Antislavery Movement, 1998; Matthew Mason, Slavery and Politics in the Early American Republic, 2006; James M. McPherson, The Struggle for Equality: Abolitionists and the Negro in the Civil War and Reconstruction, 1964, reprint, 1992; Richard H. Sewell, Ballots for Freedom: Antislavery Politics in the United States 1837–1860, 1976; James Brewer Stewart, Holy Warriors: The Abolitionists and American Slavery, 2nd ed., 1997.
Orijinal Metin: http://assets.press.princeton.edu/chapters/s1AB_9518.pdf
Çeviri: Gülce Özen Gürkan

Bir yanıt yazın