image

Daha önce de “Küçük balıkları yemeyelim ama büyük balıkları yemeye devam edelim.” ve “Deri ticareti için sürdürülebilir fok avcılığı” gibi kampanyalarıyla çevre vurgularını ön planda tutarak hayvan refahçılığı alanına da el atmaya başlayan Greenpeace, dünyadaki refahçı grupları takip ederek Türkiye’de bir “kafessiz yumurta/serbest gezen tavuk” kampanyası başlattı. Greenpeace bu kampanyasının “tavukçuluk endüstrisine karşı” olduğunu ve hayvanların çıkarına olduğunu iddia ediyor. Gerçekte bu olsa olsa market raflarında son zamanlarda gittikçe yaygınlaşmaya başlayan “kafessiz yumurtalar”, “serbest gezen tavuklar” gibi mutlu(!) sömürü ürünleri için gönüllü bir halkla ilişkiler ve reklam çalışması olabilir. Çünkü;

  • Böyle kampanyalar insanları hayvanlarla ilgili sorunun onları kullanıyor olmamız değil, onları nasıl kullandığımız olduğuna, yani hayvanlara kendimizce “merhametli” olduğuna inandığımız biçimlerde davrandığımız müddetçe onları kendi amaçlarımız için kullanmamızda ve öldürmemizde bir sorun olmadığına ikna eder.
  • Bunun gibi kampanyalar muamelelerdeki sözde iyileşmelerin hayvanlar için anlamlı bir değişikliği ortaya çıkardığı gibi bir yalanı pazarlar. Oysa navegan bir dünyada hayvanların doğdukları andan öldükleri ana kadar birer eşya olarak yaşadıkları hayat “en iyi” koşullarda bile, insanlar söz konusu olduğunda işkence ve kölelik olarak adlandıracağımız bir yaşamdır. Başkasının malı olarak yaşamanın ve ölmenin “iyi” olarak adlandırılabilecek bir hali yoktur.
  • Bu tarz kampanyalar, insanların ölü hayvan bedenlerini ve hayvan bedeni salgılarını kullanırken içlerinin rahat etmesini, bu kişilerin destek verdikleri derneklerin onay damgasını taşıyan hayvansal ürünleri (!) gönül rahatlığıyla satın almalarını ve bu esnada da ahlaki olarak doğru davranışı sürdürdüklerine inanmalarını sağlar.
  • Böylece çok sayıda kişinin hayvanlara yönelik ahlaki kaygıları, yine hayvan kullanımını besleyecek ve devam ettirecek kanallara aktarılır.
  • Üstelik Greenpeace ve benzerleri, bu gibi kampanyalar üzerinden (yani hayvanların maruz kaldıklarını ve insanların hayvanlara yönelik henüz tam karşılığını bulmamış ahlaki kaygılarını kullanarak) bağış toplar ve birer ticarethane olan bu derneklerden birinin daha çarkları hayvan kullanımı üzerinden dönmeye devam eder.

Böyle kampanyalarda birer ticarethaneden başka bir şey olmayan bu dernekler büyük miktarda bağış toplar. Yani Greenpeace gibi dernekler bu kampanyalardan kazançlı çıkarlar. Şirketler piyasaya yeni sürecekleri sözde “insani”, “merhametli” mutlu(!) sömürü ürünlerini ücretsiz olarak tanıtır ve satışlarını arttırır. Yani şirketler de bu kampanyadan kazançlı çıkarlar. Dahası, hayvan kullanmaya devam eden kişiler, yaptıklarının ahlaki olarak doğru ve üstelik hayvanlara karşı “merhametli” bir davranış olduğu konusunda, destek verdikleri derneklerin onayını alır ve rahatlarlar. İçlerinde biraz olsun vicdani sıkıntı kaldıysa, dernekler onlara bu konuda iç huzurunu bağış yaparak satın alabilme yolunu açar. Yani hayvanlarla ilgili ahlaki kaygı güden her vegan adayı, bu kampanyalar sonucunda bu kaygıdan uzaklaştırılır.

Peki ya tavuklar? Ya da diğer hayvanlar?

Bu kampanyalardan kazançlı çıkmayanlar onlardır. İnsanların damak zevki için, alışkanlıkları için kullanılmaya ve öldürülmeye devam ederlerken, bir de alay edercesine, ölümleri ve köleliklerine “merhametli” ve “mutlu” damgaları eklenir. Tavuklardan birer yiyecek olarak bahseden, tavukların yerinin sofraların baş köşesi olduğunu söyleyen yani tavuklara açıkça mal ve kaynak statüsünü yakıştıran bir kampanya tavuklar için nasıl iyi olabilir? Acilen ortadan kalkması gereken “hayvancılık” kurumunu çeşitli düzenlemelerle meşru hale gelebilirmiş gibi göstermekle kalmayıp, bir de çevreye uyumlu hale getirmeyi, bu kurumun birer ürünmüş gibi paketleyip sattığı hayvan bedenlerini ve beden salgılarını insanlar için daha “sağlıklı” hale getirmeyi amaçlayan bir kampanya nasıl olabilir de hayvanlar için iyi olabilir?

Eğer hayvanları önemsiyorsak, üstümüze düşen onları kullanmanın merhamet damgaları ve yeşil bir paketle süslenmiş yeni yollarının pazarlanmasına yardım etmek ve hayvan sömürüsüne kişisel onay damgamızı basmak değil, onları kullanmaya hemen son vermek yani vegan olmak, ardından da veganlığı tutarlı ve tavizsiz olarak savunmaktır.

Eğer vegansanız, henüz vegan olmayanlara anlatmanız gereken şey “mutlu” sömürü ürünlerine yönelmeleri ya da bir kölelikten diğerine geçişten ve yeni kölelik biçimini kutlamaktan başka bir anlamı olmayan kampanyaları desteklemeleri değildir. Hayvanları önemseyen bir kişiyi böyle kampanyalara yöneltmek hem hayvanlara hem de bu kişiye karşı haksızlıktır. Herkes vegan olabilir ve olmakla yükümlüdür.

Ve eğer Greenpeace’i ve benzeri kurumları maddi ve manevi olarak destekliyorsanız, lütfen hayvan kullanımını teşvik eden bu kurumlara destek vermek konusunda bir daha düşünün. Hayvanlarla ilgili sorunun kölelik ve katliam değil, köleleştirirken ve katlederken hayvanlara nasıl davrandığımız olduğu fikrini yaymalarına maddi olarak destek vermeyi istediğinizden emin misiniz?

Greenpeace’in bu kampanyasına kendi sloganlarıyla cevap verelim: YUTMAYIZ! Hayvan köleliğinin üzerine basılan “merhametli” damgalarını, yeni kölelik biçimlerinden başka bir şey önermemesine rağmen hayvan köleliği kurumlarına karşıymış gibi yapan halkla ilişkiler kampanyalarını, hayvanları köleleştirmenin ve katletmenin “ahlaki olarak doğru ve meşru” yolları olduğu yalanını, tavukların insan tüketimi için birer “yiyecek kaynağı” olduğu yalanını YUTMA, YUTTURMA!

Kölelik kurumu düzenlemeye ve iyileştirmeye tabii tutulamaz.
Kölelik kurumu ancak ortadan kaldırılabilir.
Bunun da yolu hayvanların bedenlerine haksızca uzattığımız ellerimizi onların bedenlerinden tamamen çekip vegan olmak ve veganlığı yaygınlaştırmaktır.

Mutlu sömürü değil, veganlık.
Reform değil, abolisyon.

YAZIYA EK (19.05.2016): 

GREENPEACE VE HAYVAN SÖMÜRÜSÜ ŞİRKETLERİ AYNI TARAFTADIRLAR

#YutmaYutturma

Bir süre önce yayınladığımız bir görselde “Mutlu sömürü reklamları var, çünkü muameleye odaklanan bir hayvan hareketi var” yazmıştık. Refahçılar, ideal olanın hayvanları katleder ve köleleştirirken bunu belli standartlar dahilinde yapmak olduğu fikrini pazarlarken, sömürü kurumları da bu standartlar üzerinden kendilerini sömürünün “mutlu” cephesi olarak lanse ediyorlar. Birbirlerine karşı gibi görünen bu iki cephe aslında aynı tarafta yer alıyor: Hayvanların mal ve kaynak olduğunu savunan tarafta! Bunun bir örneğini Greenpeace ile hayvan sömürüsü kurumları arasındaki sözde-tartışmada görebiliriz.

Greenpeace, sömürücü kurumlara yönelik taleplerinde hayvanların katledilirken ve köleleştirilirken nasıl muamele görmeleri gerektiğine dair bir liste sunuyor. Greenpeace’in kendi kurumsal Facebook sayfasından yayınladığı belgelere göre talepte bulundukları şirketler Greenpeace’e kampanyalarıyla ilgili ihtarname yollamış. Bu şirketler kendilerinin de hayvanlara yönelik muamelelerinin Greenpeace’in talep ettiği şekilde olduğunu, farklı iddiaların yalan olduğunu öne sürüyor. Yani Greenpeace ile bu şirketler hayvanların köleliği ve katliamı konusunda oldukları gibi, aslında ideal muamelenin ne olduğu konusunda bile hemfikirler! Hatta Greenpeace kampanya sorumlusu, eğer bu şirketler söyledikleri gibi Greenpeace’in taleplerini karşılıyorlarsa bu durumu internet sitelerinde seve seve yayınlayacaklarını, yani bu şirketlere destek vereceklerini söylüyor.

Tavuklar bu şirketlere göre de, Greenpeace’e göre de birer yiyecek kaynağı. Tavukların ölü bedenlerini “köy tavuğu”, beden çıktılarını “serbest gezen tavuk yumurtası” olarak pazarlayanlar bu kampanyadan çok memnun olacaklar ki Greenpeace’in Facebook sayfasındaki gönderilerde sık sık bu tarz “çiftliklerin” reklamları yorum olarak giriliyor. Greenpeace’in tavuklara bakış açısı konusunda hâlâ bir şüpheniz varsa “Yutmayız” kampanyasının ilk etkinliği olarak düzenledikleri toplantıda konuşmacılardan birinin uzun uzun doğal bir tavuğun kaç saatte “piştiğini” tartıştığını hatırlayın.

Elbette hem Greenpeace hem de bu şirketler için tavuklar kâr edebilecekleri bir alan, sokaktaki çalışanları şimdiden tavukların başlarına gelenleri anlatıp Greenpeace’e bağış toplamaya başlamış olmalı!

Oysa ne tavuklar ne de herhangi bir hayvan insanların yiyecek, giyecek, eğlence, deney kaynağı ya da malzemesi değildir, olamaz. Bugün karşı taraflardaymış gibi yapıyor olabilirler ama bu gerçeği kabul etmeyenlerin, hayvanlara mal ve kaynak muamelesini uygun bulanların aynı tarafta olduklarını biliyoruz.

Bugün araları bozukmuş gibi davranabilirler, birbirlerine karşı kampanya yapıp ihtarname çekiyor olabilirler, ancak aslında temelde uzlaştıklarını biliyoruz. Bu uzlaşma tavukların ve diğer hayvanların ölü bedenleri ve kölelikleri üzerine kurulu, eğer işbirliğine yanaşırlarsa birbirlerinin “seve seve” tanıtımlarını yapacaklar. Tıpkı ABD’deki “mutlu sömürü” logosu taşıyan ölü hayvan bedenleri gibi, tıpkı büyük harflerle “merhametli ve doğal” olarak tanıtılan “hayvansal ürünler” reyonları gibi.

Bütün bunlar, hayvanlarla ilgili problemin onları kullanıyor olmamız değil de, onları nasıl kullandığımız olduğu yalanını yaygınlaştırmak için. Sanki birkaç ufak tefek düzeltme yapılsa hayvanları kullanmamızla ilgili bir problem kalmayacak! Bu 200 yıllık yalanı yutma, yutturma!

Problem, hayvanları nasıl kullandığımız değil, onları kullanıyor olmamız.

Çözümse veganlık, vegan bir dünya.

Kölelik düzenlenemez, ancak ortadan kaldırılabilir.
Reform değil, abolisyon!

İlginizi çekebilir:


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin