
Sosyal medya hesaplarımıza, köpek bedenlerinin yemek kaynağı olarak kullanıldığı Yulin festivali ve bu festivale karşı yürütülen kampanyalar hakkında abolisyonist veganların ne düşündüğünü soran mesajlar alıyoruz. Bu sorulardan birine şöyle cevap verdik:
Köpek bedenlerinin kaynak olarak kullanılıyor olması etik olarak yanlış ve kabul edilemez bir durum. Tıpkı ineklerin, tavukların, kuzuların, domuzların ve diğer tüm hissedebilir varlıkların gıda, giyim, eğlence ve deney malzemesi olarak kullanılmasının etik olarak yanlış ve kabul edilemez olması gibi. Tüm hissedebilir varlıkların herhangi bir şekilde mal ve kaynak muamelesi görmesine ve tüm hayvan kullanımlarına karşıyız ve bunu engellemenin yolu da vegan olmak ve veganlığı yaygınlaştırarak toplumda hayvan kullanımının normal ve kabul edilebilir olduğu yönündeki algıyı değiştirmek.
Çin’deki ‘köpek yeme festivali’ne karşı yürütülen kampanya her yıl sırasıyla gündem olan diğer tüm tek konulu kampanyalar gibi türcü bir kampanya. Kampanya hayvanları türlerine göre birbirinden ayırmak ve önem sırasına sokmak temelinde işliyor. Kampanya toplumda, kedilerin ve köpeklerin ‘sevilecek’, ineklerin, tavukların, balıkların, kuzuların ‘etinden, sütünden, yumurtasından faydalanılacak’ hayvanlar olduğu yönündeki türcü algıyı beslemekten başka hiçbir şey yapmıyor.
Hayvan hareketi tamamıyla bu tarz kampanyaların etkisi altında: Kürke karşı kampanyalar, dini bir takım ritüellere karşı kampanyalar, fayton karşıtı kampanyalar, fok balıklarını korumak için yapılan kampanyalar, yunusların ve orangutanların bilişsel kapasitelerini ön plana çıkartarak bu türlere odaklanan kampanyalar vs. Bu esnada veganlık ya hiç bahsedilmeyen ya da küçük bir dipnotta ya da köşedeki bir pankartta geçiştirilen bir mevzu oluyor.
Üstelik Yulin kampanyası hem ırkçı bir ton taşıyor hem de ırkçı önyargıları besliyor. Zira, hayvan istismarı tüm dünyada, tüm kültürlerde yaygın bir şekilde sürüyorken belli bir kültüre ya da coğrafyaya odaklanıldığında ve bu kültür hedef haline getirildiğinde, bir süre sonra ‘çekik gözlülerden nefret ettiğini’ ifade eden (ve bununla beğeni toplayan) ‘hayvanseverler’ ya da Nepal’de bir depremin yaşanmasının ‘iyi olduğunu’ söyleyen hayvan savunucuları ortaya çıkıyor.
Yulin festivali karşıtı kampanya dahil tek konulu kampanyaların hepsi benzer biçimlerde sorunlu. Bu kampanyalar tam da hayvan hareketinin mücadele etmesi gereken türcü önyargılardan yararlanıyor ve bu önyargıları besliyorlar, insan hakları ihlallerinin önünü açabilecek bir takım ayrımcılıklara uygun bir zemin hazırlıyorlar. Dahası, pek çok vegan da veganlığı yaygınlaştırmak ve topluma tüm hayvan kullanımlarının yanlış olduğunu anlatmak için kullanması gereken zamanı ve kaynakları bu türcü kampanyalara ayırıyor. Böylece hayvan istismarının kökünde yatan asıl sorun olan naveganlığa ve türcülüğe değil de, bu sorunun sonuçları arasından keyfi ve önyargılara dayalı olarak seçilmiş bir takım sonuçlara odaklanılmış olunuyor.
Vejetaryenlik de buna çok benzeyen bir konum. Nasıl ki, bahsettiğimiz kişiler yalnızca köpeklerin yenmesine karşı çıkıyorsa, bir vejetaryen de benzer şekilde sadece havyan eti yenmesine karşı çıkar ancak kendi yaşamında hayvan istismarı olan hayvan sütü, yumurtası, yünü, derisi gibi kullanımları sürdürür. Oysa, kedilerle inekler arasında ayrım yapmakla, inek sütü ile dana eti arasında ayrım yapmak da aynı derecede anlamsızdır. Tüm hayvan kullanımları hak ihlalidir, yanlıştır, istismardır.
Vegan olmadığımız müddetçe hayvan hakları ihlalinin faillerinden biri olmayı sürdürdüğümüzden ve sorunun bir parçası olduğumuzdan hayvan haklarını savunamayız. Çünkü hayvanları kullanarak onların en temel hakkı olan başkalarının mülkü olmama hakkını tanımadığımızı ilan etmiş oluruz. Damak zevkimiz, alışkanlıklarımız, çevremizdekilerle uyum içinde olmamız gibi tamamen vazgeçilebilir şeylerin insan harici hayvanların temel haklarından daha önemli olduğunu ilan etmiş oluruz. Navegan kalıp hayvanları savunduğumuzu söylediğimizde gerçekte yaptığımız hayvan haklarını savunduğumuz fikrine kendimizi inandırmamız olur ve bundan en büyük zararı yine insan harici hayvanlar görecektir.
Tek konulu kampanyaların yol açtığı problemleri ve hayvan hareketinin veganlığa odaklanması gerektiğini sosyal medya hesaplarımızda, internet sitemizde ve Vegan Abolisyon dergisinde sıkça belirtiyoruz. Ne yazık ki, vegan olmayan ve bu kampanyalara destek veren kişiler kadar veganlar da bu kampanyalara destek veriyor ve bu kampanyaların eleştirilmesine tepki veriyor. Hayvan hareketi refahçı/yeni refahçı fikirlerin etkisi altında ve bu fikirler yoğun bir biçimde türcülük içeriyor ve toplumun sahip olduğu türcü fikirleri sorgulamadan benimsiyor. Vegan olan pek çok kişi de bir anda sahip olduğu önyargılardan ve türcülüğün etkilerinden sıyrılamıyor. Bu sebeple kuramsal olarak kendimizi geliştirmek ve tepkilerimizi eleştirel bir gözle izlemek önem taşıyor.
Bu konuya dair aşağıdaki yazılardan daha geniş bilgi edinebilirsiniz:
Tek Konulu Kampanyalarla İlgili Sorun
http://abolisyonistveganhareket.org/post/74930688782/tek-konulu-kampanyalarla-ilgili-sorun
Haritanın Her Yerinde Aynı: Milliyetçilik ve Hayvan Hareketindeki Yansımaları
http://abolisyonistveganhareket.org/post/117450307281/haritan-n-her-yerinde-ayn-milliyetcilik-ve
Neden Sadece Veganlık Anlatmak Gerekir? Veganlığı Nasıl Anlatmak Gerekir?
http://abolisyonistveganhareket.org/post/100764858691/neden-sadece-veganl-k-anlatmak-gerekir-veganl-g

Bir Cevap Yazın