Gary L. Francione

“Abolisyonizm”1 terimi hayvan etiği bağlamına uygulandığında büyük oranda anlamsız kaçıyor çünkü kendilerini “abolisyonist” olarak tanımlayanlardan tüm hayvan kullanımlarının sonlandırıldığını görmek isteyenler var, tümünün değil de bazılarının sonlandığını görmek isteyenler var, ve hayvan istismarının sadece bazı “korkunç suistimaller” içerenlerinin bitmesini isteyen ama hayvan kullanımını tamamen reddetmeyenler var. Bu yüzden, kendilerini “abolisyonistler” olarak tanımlayanların neyi sona erdirmek istediği ve sona erdirmek istedikleri her neyse onu nasıl sona erdirecekleri konularında üzerinde fikir birliğine varılmış bir tanım yoktur. Bu bağlamda, tek başına “abolisyon”, tıpkı “hayvan hakları”na inandıklarını iddia eden hayvan istismarcıları tarafından kullanıldığı için anlamsız hale gelen “hayvan hakları” gibi, özel bir görüş tanımlamaz.
Bu yazı, Avustralyalı düşünür Peter Singer’ın geliştirdiği görüşe alternatif olarak geliştirilmiş, hayvan haklarının abolisyonist kuramı olarak bilinen özel bir abolisyonist kuramı tanımlamaktadır. Singer, tercihe dayanan faydacılığın bir biçimini benimser; bu biçim, dahil olan ya da etkilenen varlıkların çıkarlarından ya da tercihlerinden duydukları tatmini azami düzeye çıkaran hareketleri teşvik eder. Singer, insan benzeri bir öz farkındalığa sahip olan ve geleceği aktif olarak düşünebilen varlıklara öncelik tanır. İnsan harici büyük goriller, yunuslar ve fillerin böyle bir öz farkındalığa sahip olduklarını kabul etmesine rağmen, diğer hayvanlar hakkındaki şüphesini belirtir ve istismar ettiğimiz birçok hayvanı sonsuz bir şimdide yaşıyor olarak görür. Acı ya da sıkıntı çekmemekten çıkarları vardır ama yaşamlarını sürdürmekten çıkarları yoktur; ya da en azından, Singer’ın “normal” insanlar ve insan benzeri bir öz farkındalığa sahip insan harici varlıklarla bağdaştırdığı, yeri doldurulabilir kaynaklar olarak kullanılmama yönündeki varsayımını onlarla da bağdaştırmaya götürecek bir çıkarları yoktur.
Singer öncelikle kullanımın kendisi yerine yerine muameleyle ilgili sorunlara odaklanır ve refah reformlarını savunur. Örneğin 2005’te Singer, HSUS, PeTA, Mercy for Animals, Vegan Outreach ve Compassion Over Killing gibi büyük hayvan örgütlerinin katıldığı, Whole Foods adlı A.B.D. temelli bir süpermarket zincirinin “mutlu istismar” olarak adlandırılabilecek etiketlendirme programını kamusal olarak övme niteliğindeki girişimine öncülük etti. Singer, “daha yüksek refah seviyeli” et ve diğer hayvansal ürünlerin “merhametli” tüketiminin normatif bir biçimde makbul hale gelmesini ve genel olarak refah reformlarıyla birlikte hayvan savunuculuğunun asıl odağı olmasını teşvik eden “mutlu istismar” hareketinin en önemli ismidir. “Mutlu istismar” hareketi, şu an Kuzey ve Güney Amerika’daki, Batı Avrupa’daki, Avustralyadaki ve Yeni Zelanda’daki modern hayvan hareketinin baskın unsuru.
Abolisyonist yaklaşım Singer’ın yaklaşımını reddeder ve haklar görüşünün ayırıcı özelliği olan bir deontolojik unsuru dahil eder. Tıpkı Tom Regan’ın yaptığı gibi; ama belli unsurlar ve vurgularla ayrışır:
I.
Öncelikle, abolisyonist yaklaşım tüm hayvan kullanımlarını reddeder. Bu reddin üzerine temellendirildiği önkabul, tüm insanların, kendilerine özgü nitelikleri dikkate alınmaksızın, temel, yasalar öncesi bir ahlaki hak olarak başkalarına kaynak teşkil ediyormuş gibi davranılmama hakkına sahip olmasıdır. İnsanların köleliğini bertaraf eden de bu haktır. Ahlaki değer teşkil etmek, bir insanın hayatının ve temel çıkarlarının değerinin köle sahibi tarafından sıfıra indirilmesine izin veren taşınabilir mülk statüsünü reddetmeyi zorunlu kılar. Hayvanların en ufak bir ahlaki değer teşkil etmediğini keyfi bir biçimde beyan etmeden, ki insanların çoğu bu görüşü reddeder, bu hakkın insan harici hayvanlara genişletilmesini başaramamayı gerekçelendiremeyiz. Bu yüzden, eğer hayvanlar ahlaken önemliyse, onlara birer kaynak teşkil ediyormuş gibi davranamayız ve mülk olmama hakkını tanımak, topluma yerleşmiş tüm hayvan istismarlarını bertaraf edecektir. Abolisyonistler (bu terimi benim kullandığım anlamıyla) evcilleştirmeyi reddederler ve insan harici hayvanların, insan kullanımının herhangi bir “insancıl”lıktaki herhangi bir biçimi için dünyaya gelmediğini savunurlar.
Haklar görüşüne başvurmadan da büyük oranda aynı sonuca varacağımız bir mantık bulunmaktadır. Hissedebilir varlıklara “gereksiz” yere acı çektirmeme ve onları öldürmeme yönünde ahlaki bir sezgiyi paylaşırız; normal şartlar altında, bir davranışın hissedebilir bir varlığa doğrudan acı ve ölüm getirdiği gerçeği, ahlaken o davranışın aleyhine işler. Elbette buradaki gereklilik unsurunu neyin tatmin ettiği konusunda büyük oranda anlaşmazlık vardır, ama genelde sadece zevk, eğlence ve elverişliliği tek başına gereklilik ya da zorlayıcı sebep olarak nitelendiremeyiz. Çoğumuzun örneğin köpek dövüşüne, boğa güreşine ya da küçük hayvanların kadınların ayaklarıyla ezilmesini erotize etmeyi amaçlayan hayvan ezme videolarına karşı olma sebebi budur.
Abolisyonist perspektif, hayvan kullanımının çok büyük bir kısmının sadece zevk, eğlence ve elverişlilikten ibaret olduğudur. Hem hayvan sayısına göre, hem de kültürel önemine göre en belirgin hayvan kullanımı, gıda için olandır. Yılda yaklaşık 58 milyar kara hayvanını ve bilinmeyen ama kesinlikle daha az olmayan bir sayıda deniz hayvanını gıda için öldürürüz. Hayvansal yiyecek yemek genelde, en azından kısmen, insan sağlığı ve doğru beslenme temellerinde gerekçelendirilir. Gelgelelim bu temeller büyük oranda güvenilirliğini yitirmiştir ve vegan bir beslenmenin sağlık için yeterli olduğu artık bilinmektedir. Dahası, artan sayıda ana akım sağlık koruma uzmanı hayvansal gıdaların insan sağlığına zarar verdiğini öne sürmektedir. Ayrıca hayvan endüstrisinin nasıl bir ekolojik facia olduğuna dair hiç şüphe kalmamıştır. Hayvan kullanımının sebep olduğu sarsıcı miktarda acı ve ölüme dair elimizde kalan en iyi gerekçeler, tatlarının iyi olması, hayvansal gıda yemeye alışkın olmamız ve kolay ulaşılmalarıdır. Gerçekten de, hayvan kullanımımızın %99’u bariz biçimde keyfîdir ve kabul ettiğimizi iddia ettiğimiz temel ahlaki ilkeyle çelişir.
Net bir şekilde keyfî olmayan ve analizi haklar dilini gerektiren tek hayvan kullanımımız ciddi insan hastalıklarının tedavisindeki hayvan kullanımıdır. Dirikesimden elde edildiği düşünülen insan sağlığı faydalarına dair ciddi sorunlar olması bir yana, aynı durumlarda insanları kullanmayı ahlaken gerekçelendiremiyorsak deneylerde hayvanları kullanmayı da gerekçelendiremeyiz. Bu hakkın insan harici hayvanlara kadar genişletilmesini başaramamayı gerekçelendiremeyiz.
II.
İkincisi, hayvan kullanımını reddetmenin doğal bir sonucu olarak, abolisyonistler hayvan kullanımında reform yapma amaçlı kampanyaları desteklemezler. Yani abolisyonistler, hayvanlar istismar edilirlerken onlara yapılan muameleyi sözümona iyileştirecek hayvan refahı reformu kampanyalarını desteklemezler.
Teoride, hayvan istismarı ahlaken gerekçelendirilemiyorsa, o zaman bu istismarı (güya) daha “insancıl” yapma amaçlı kampanyaları destekliyor olmamamız gerekir.
Pratikte ise, büyük oranda hayvanların taşınabilir mülk statüsünün bir sonucu olarak, hayvan refahı reformu işe yaramaz. Hayvanların çıkarlarını korumak para gerektirir ve hayvanların çıkarlarını genelde sadece -neredeyse her zaman ekonomik olan- bir faydayla sonuçlanacaksa koruruz. Hayvanların mülk statüsünün hayvanlara sağlanabilecek faydaları yapısal olarak kısıtlamak gibi bir etkisi vardır ve birçok reform yapılagelmiş olanı değiştirmekten çok az daha fazlasını yapar; örneğin barınma maliyetini artırır ama veterinerlik maliyetini düşürür ve toplamda kurumsal kullanıcılar için ürün verimliliğini yükseltme etkisi yaratır. Üretim maliyetlerinin arttığı durumlarda dahi, bu artma nadiren talep esnekliğinin önüne geçer; böylece hayvansal ürün pazarı olumsuz etkilenmez. Refah reformu, bu sebeple, hayvanların mülk statüsünü ortadan kaldırmak adına hiçbir şey yapmaz. Dahası, hayvan refahı önlemleri toplumu hayvan istismarı hakkında daha iyi hissettirir ve bu da hayvan kullanımının sürmesini teşvik eder.
Hayvan haklarına abolisyonist yaklaşım, hayvan refahı reformu kampanyalarını reddetmeye ek olarak, muamele standartlarını iyileştirmek değilse de sadece belli hayvan kullanımlarını yasaklamayı amaçlayan tek konulu kampanyaları da reddeder. Örneğin, abolisyonistler kürke ya da kaz ciğerine karşı kampanyaları desteklemez. Böyle kampanyalar istismarın bazı biçimlerinin diğerlerinden daha kötü olduğu fikrini yayar ve hayvan kullanımının genel olarak kabul gördüğü bir kültürde, kampanyalarda hedeflenmeyen diğerlerinin kullanımı ahlaken daha kabul edilebilir görünür. Yani kürk kötü olarak görülür; deri ve yün ise ahlaken daha kabul edilebilir alternatifler olarak görülür. Kaz ciğeri kötü görülür; diğer hayvansal gıdalar ise ahlaken daha iyi ve kabul edilebilir görülür. Dahası, insanlar hayvansal yiyecek yemeyi ahlaken kabul edilebilir gördüğü için, bu belli hayvan kullanımlarını reddetmekte de genelde başarısız olurlar. Kürke ve belli gıdalara (kaz ciğeri, dana eti, vs.) karşı tek konulu kampanyalar onyıllardır yapılmaktadır ve bu nesneler halen yüksek talep görmektedir.
III.
Üçüncüsü, abolisyonist yaklaşım veganlığı etik bir temel olarak görür ve tıpkı süt ve yumurta arasında ya da hayvansal gıdalar ve giysi ya da diğer ürünler için hayvan kullanımı arasında olduğu gibi, etle diğer hayvansal ürünler arasında da etik olarak tutarlı bir ayrım yapamayacağımızı savunur. Hayvanların zerre kadar etik değeri varsa, onları yemeyi, giymeyi veya kullanmayı gerekçelendiremeyiz. Eğer birileri kendilerini abolisyonist olarak görüyorlarsa, insan köleliğine karşı olan bir abolisyonistin köle sahibi olabileceğinden daha fazla hayvansal ürün tüketemezler. Abolisyonist yaklaşım, veganlığı, hayvanların etik bir değere sahip olduğu fikrine dair tek mantıklı tepki olarak görür. Yani, eğer hayvanların etik olarak değeri varsa ve varoluşları insan kaynağı olmaktan ibaret, insan aracı olan eşyalar değillerse, o zaman onları yemeyi, giymeyi ve kullanmayı gerekçelendiremeyiz.
Abolisyonist yaklaşım hayvan istismarı sorununu öncelikle bir talep meselesi olarak görür, arz değil. Yani, sorun topluma hayvansal ürün tedarik eden kurumsal istismarcıların olması değildir; asıl sorun toplumun bu ürünleri talep etmesidir. Refahçılar çözümü öncelikle (ve bazı refahçılar tamamen) hayvanlara edilen muameleye yönelik düzenlemelerin iyileştirilmesi sonucu “insancıl” biçimde üretilen bir arz meydana getirmek olarak görür. Abolisyonistler çözümü öncelikle insanların hayvan istismarını ahlaken gerekçelendirilemez olarak görmelerini ve dolayısıyla da veganlığı benimsemelerini sağlayarak talebi düşürmek olarak görür.
Aktivizm olarak, bir abolisyonist, akla hayale gelebilecek birçok biçimde yapılabilen yaratıcı, şiddetsiz veganlık savunuculuğunu benimsemelidir. Yerel bir pazarda stant açıp vegan yiyecek örnekleri dağıtmak, eğitici materyaller dağıtmak, ilk ve ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde ve diğer yerlerde eğitim vermek, barışçıl gösteriler örgütlemek ve aileyi, arkadaşları ve komşuları hayvan istismarı meselesi ve veganlık hakkında bilgilendirmek, veganlığı hayvanları ahlaken umursayan kişilerin olağan durumu olarak inşa etmeye yardımcı olacak birer yöntemdir.
IV.
Dördüncüsü, abolisyonist yaklaşımın önemli bir kısmı da insan harici kişilerin ahlaki statüsünü hissedebilirlikten başka hiçbir bilişsel nitelikle ilişkilendirmemesidir. Hissedebilirlik öznel farkındalıktır; dünyayı algılayan ve deneyimleyen bir kişiye işaret eder. Hissedebilir bir varlığın çıkarları vardır; bunlar tercihler, istekler ve arzulardır. Bir varlık hissedebilirliğe sahipse, bu durum o varlığın bir insan aracı olarak kullanılmama hakkına sahip olması için gerekli ve yeterlidir; bağlantılı olarak, insanlara o varlığı bir kaynak olarak kullanmama etik yükümlülüğü getirir. Bu, o hayvanı “insani” kullanma meselesi değildir. Daha az acı daha çok acıdan daha iyi olsa bile, hiçbir kullanım ahlaken gerekçelendirilemez.
Singer, hissedebilirliğe ahlaken dikkate alınmak için gerekli ve yeterli olarak odaklanmasına rağmen, hissedebilirliğin, tüm “normal” insanların faydasına olan yeri doldurulabilir bir kaynak olarak kullanılmaya karşı çıkan bir önermeyi desteklemek için yeterli olduğunu düşünmemektedir. Yani, insanlar öz farkındalık sahibi ve ileriyi düşünebilir olduğu için, öldürülmeleri bir faciadır ve Singer’ın varsayımı “yaşam hakkı” için benzer şekilde işler. Yukarıda bahsedildiği üzere, Singer insan harici büyük gorillerin, yunusların ve fillerin insanvari bir öz farkındalık sahibi olma konusunda insanlara benzediklerini düşünse de diğer hayvanlara dair şüphe vardır ve bu da Singer’ın veganlığın etik bir temel olması fikrini reddetmeye götürür. Singer kendisini bir “fleksitaryen” olarak tanımlar, “bilinçli bir hepçil” olmayı “savunulabilir bir etik konum” olarak görür ve tutarlı bir vegan olmayı “fanatiklik” olarak yorumlar.
Abolisyonist yaklaşım bu konumu reddeder ve hissedebilir herhangi bir varlığın öz farkındalık sahibi olduğunu, bu yüzden de böyle bir varlığın varoluşunu sürdürmekten çıkarı olduğunu ve insanların böyle bir varlığa, muamelenin “insancıllık” derecesinden bağımsız olarak bir kaynak teşkil ediyormuş gibi davranmama yükümlülüğü bulunduğunu savunur. Hissedebilirlik dışında hiçbir bilişsel nitelik gerekmez ve Singer’ın sadece insanvari öz farkındalığı olanların varlığını sürdürmekten ahlaken önemli bir çıkarı olduğu görüşünün kendisi türcüdür.
V.
Beşincisi, hayvan haklarına abolisyonist yaklaşım türcülüğü reddeder, çünkü ırkçılık, cinsiyetçilik, heteroseksizm ve sınıf ayrımcılığı gibi o da hissedebilir varlıkların çıkarlarını düşürmek ve değersizleştirmek için ahlaken ilgisiz bir kriteri (türü) kullanır. Fakat türcülüğe herhangi bir karşı çıkış ancak tüm ayrımcılık biçimlerine genel olarak karşı çıkıldığında anlam kazanır. Yani, türcülüğe karşı çıkıp hayvan savunucuları olarak bu diğer ayrımcılık biçimleri üzerine bir görüşümüz olmadığını öne süremeyiz. Türün insan harici kişilerin çıkarlarını düşürmek ya da değersizleştirmek için ahlaken itiraz kaldırır bir kriter olarak görülmesini reddederken ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim/tercihin insan çıkarlarını düşürmek ya da değersizleştirmek için ahlaken itiraz kaldırır kriterler olarak görülmeleri üzerine bir görüşümüz olmadığını söyleyemeyiz. Türcülüğe karşı olmamız tüm ayrımcılıklara karşı olmamızı gerektirir.
VI.
Altıncısı, abolisyonist yaklaşım şiddetsizlik ilkesini kapsar ve hayvanlara adaleti sağlamak için araç olarak şiddet kullanmayı reddeder. Abolisyonist yaklaşım hayvan istismarı sorununu bir şiddet sorunu olarak da görür ve daha çok şiddeti çözümün bir parçası olarak görmez. Dahası, abolisyonist yaklaşım, kurumsal hayvan kullanıcılarına karşı şiddet içeren herhangi bir savunuculuğun ister istemez keyfî olacağının, çünkü hayvansal ürün tüketenlerin meselenin dışında tutulamayacağının ayırdına varır.
Çeviri: Gülce Özen Gürkan
Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/abolitionist-animal-rights-abolitionist-veganism-in-a-nutshell/
1. ç.n. Abolisyon: İng. Feshetme. Abolisyonizm: Köleliği feshetme, sona erdirme üzerine kurulu akımların kullandığı çatı kelime.

Bir Cevap Yazın