(Bu yazı daha önce Vegan Abolisyon dergisinin Güz 2014 sayısında yayınlanmıştır)

Bu yazı okuru büyük yeni refahçı grupların, sitelerinde küçük bir tura çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu gezinti sırasında amacımız sizlere hayvanlara değer verdiğini söyleyen bu oluşumların nasıl kendi söylemlerinin tersine çalışmalarda bulunduklarını ve nasıl hayvan hakları hareketinin geriye gitmesine sebep olduklarını göstermektir. Ayrıca bu grupların kullandığı “ırkçı”, “cinsiyetçi”, “bedenbiçimci” ifadeleri de bir kez daha sizinle paylaşmış olacağız.
Hem yazının tek taraflı yazılmadığını görmeniz açısından, hem de verilen örnekleri sayfalarda daha detaylı şekilde görüp daha iyi inceleyebilmeniz açısından, yazıyı okuduğunuz sırada internete erişimi olan bir bilgisayarı yanınızda bulundurmanızı öneririm.
Bu kısa açıklamadan sonra zaman kaybetmeden inceleyeceğimiz ilk grup alan Animals Australia ile başlayalım. AA 1980 yılında kurulmuş PETA ile ayni yasta bir oluşumdur. AA’yı kuzey amerikalı gruplardan ayıran en önemli özellik bulunduğu coğrafyada alternatifsiz, en büyük grup olmasıdır. AA, Avusturalya’daki 40’a yakın STK’yı temsil eden bir çatı oluşumdur.
AA bütün büyük grupların tamamı gibi bağış toplamakta ve bu bağışlar sayesinde 5 dakikadan uzun televizyon reklamları dahil bol miktarda reklam yapmaktadır. ‘Make It Possible’ yani ‘Bunu Mümkün Kıl’ yüzbinlerce insan tarafından izlenen kampanyalarının ismidir. Bu linkteki sayfa bu kampanyanın ana sayfasıdır. Sayfaya ilk girildiğinde “Endüstriyel Hayvancılığın olmadığı bir dünya hayal edin” sloganı hemen göze çarpmaktadır. Yani AA bize daha sayfanın girişinde hayvanların kullanmanın değil onlara fabrikalarda acı çektirmenin yanlış olduğunu vurgulamış oluyor(!!).

Sayfanın orta kısmında ise, yaklaşık 200000 kisinin taahhüt ettiği, bir “Söz /Pledge” kısmı görüyoruz. Bu sözü verirken 4 seçenekten birini seçiyoruz. Unutmayalım ki amacımız hayvanların kullanımına tamamen son vermek değil onları fabrikadan kurtarmak! Şimdi seçeneklerimizi tek tek sıralayalım: “Endüstriyel hayvancılık ürünlerini reddedebiliriz”, “Daha az hayvansal ürün tüketebiliriz”, “Et yemeyi kesebiliriz” ya da sadece AA’ya “Bağışta bulunabiliriz”. Görüldüğü üzere ismini “Avustralyanın Hayvanları” şeklinde çevirebileceğimiz bir kıtanın en büyük ve güçlü hayvan hakları örgütünü televizyonda izlediğimizde, sadece hayvansal ürün tüketimini azaltarak hatta sadece mutlu hayvan sömürüsü ürünlerini alarak da hayvanlar için çoook önemli bir adıma imza attığımızı öğrenmiş oluyoruz. Dergimizde sık sık değinildiği için “türcülük” tanımı üzerine tekrar vurgu yapmak istemiyorum ancak “et yemeyi kesmek”, ki burada meat-free kelimesi kullanılmıştır, ama balık yemeye devam etmek, bir “türcülüktür”, ve bu kampanyadaki onlarca türcülük örneğinden sadece biridir.
Ana sayfada linki bulunan ikinci bir kampanya ise bu linkteki “Bu Bir Hanımefendiye Düzgün Bir Muamele Yöntemi Değil” kampanyası. Bu kampanyadan almamız istenen en önemli mesaj ise onlara iyi bir şekilde baktığımız, gezmeleri için yeterince alan sağladığımız, yani küçücük kafeslere tıkmadığımız sürece tavukların yumurtasını kullanmamızın bir sakıncası olmadığı.
Eğer fırsatınız olduysa ve ikinci kampanyanın videosunu izlediyseniz videonun cinsiyetçi içeriği de gözünüzden kaçmamıştır. Örnek olarak videonun başında “Hanımefendiler hakkında neleri severiz?” “Çok işe yararlar” şeklinde bir giriş vardır, son cümle ise “Piliç” vurgusu ile bitmektedir. Videoda Mick Molloy gibi Avustralyanın ünlü komedyenlerinden birini oynatarak bütün bu kadın,piliç benzetmesine mizahi bir hava katmaya çalışmış olsalar da ben kendi adıma bu videoyu hiç de komik bulmadım. Takdiri okuyucuya bırakıyorum…
AA’nın kampanyalarında yaptığı ayrımcılıklar ne yazık ki “türcülük” ve “cinsiyetçilik” ile son bulmamaktadır . AA kampanyalarında “Avustralya’da kesilmek, sömürülmek, katledilmek”, “Orta doğuda kesilmek, sömürülmek, katledilmek” ’den tabiki de daha iyidir şeklinde “ırkçı” bir söylemi de sıklıkla vurgulamaktadır. Birlikte bu duruma da göz atalım:
Bu grubun ana sayfasındaki “Araştırmalar/Investigations” sekmesine girdiğimizde “Canlı İhracat/Live Export” hemen gözümüze çarpıyor. Buradan “Canlı İhracatın Yasaklanması” kampanyasına geçebiliriz. Bu sayfada “Avustralyalı Hayvanlar” kelimesi defalarca ve defalarca geçmektedir. Sayfa genelinde hemen hemen her linkte “Avustralyalı Koyunların” ya da “Avustralyalı İneklerin” orta doğunun A, B, C ülkesinde nasıl tekmelendiği, dövüldüğü, itilip kakıldığı yazmaktadır. Burada anlatılan durumların tamamında yanlış olan “Hayvanların insanların mülkü olarak görülmesi, sömürülmesidir.” Bir koyunun ya da sayfa editörlerinin deyimiyle “Avustralyalı bir Koyunun” sömürülmesi, ne Avustralya topraklarında ne de dünyanın başka bir yerinde etik olarak kabul edilebilirdir. Bu tip kampanyalar sadece ülkede hali hazırda bulunan Orta Doğu ön yargılarını ve ırkçı tutumları körüklemektedir.
Sırada ikinci grubumuz Mercy For Animals var… Bu grubu isim olarak hatırlayamasınız da, büyük ihtimalle, en önemli çalışmalarından biri olan “Farm To Fridge” (Çiftlikten Buzdolabına) videosunu izlemişsinizdir. Bu video sosyal medya üzerinde defalarca paylaşılmıştır. Videoyu izlediğinizde grubun hayvanların kullanımına %100 karşı olduğu gibi bir izlenime kapılmış olabilirsiniz. Şimdi de web sayfası üzerinde birlikte gezelim:
Grubun ana sayfasında kendileri anlatan bölüme girdiğimizde grubun ana amacının aslında besi hayvanlarına yapılan acımasızlıkların son bulması ve insanların daha merhametli yemek tercihlerine yönlendirilmesi olduğunu anlıyoruz. Hayvanların kullanım koşullarını ve eyaletlerin yasalarının bu konudaki yetersizliğini anlatan 4 dakikalık bir videonun alt kısmında ise vizyon “hayvanların hak ettikleri saygıyı görmesi” olarak belirtilmiş.
Görüldüğü üzere; “Çiftlikten Buzdolabına” videosunu ilk kez izleyen birisi her ne kadar hayvanların yiyecek olarak görülmesinin ne derece korkunç olduğunu fark ederek, siteye girdiyse de daha sitedeki gezintisinin başında kendisine “hayır kullanmak değil de bu kadar kötü bir şekilde kullanmak yanlış” mesajı verilmiş oldu. Hatta bir adım öteye giderek “iyi bir şekilde kullanmak” ve “hak edilen saygı” kavramları da eşleştirildi…

Ana sayfadaki sekmelerden biri de “Harekete Geçin/Get Active” sekmesi. Yine siteye yeni giren ve hayvan hakları hareketine yabancı bir kullanıcı olduğumuzu düşünelim. “Tamam şimdi ben ne yapabilirim?” diye soruyoruz kendimize. Mercy For Animals tarafından bize sunulan adımlar:
(1) MFA’yı sosyal medyada takip edebiliriz.
(2) “Çiftlikten Buzdolabına” videosunu paylaşabiriz
(3) Facebook Hesabımızı Bağışlayabiliriz (Facebook’da bizim yerimize paylaşım yapmalarına izin verebiliriz )
(4) Broşürleri ve diğer materyalleri sipariş edebiliriz.
(5) Bağışta bulunabiliriz.
Kısacası MFA devreye sokmadan hayvanlar için hiçbir şey yapamadığımızı görüyoruz.
Yeni refahçı örgütlerin hayvan hakları hareketine verdiği en büyük zararlardan birini yukarıdaki maddelerde görüyoruz aslında. İnsanlara eğer bağış yaparlarsa hayatlarında hiçbir değişiklik yapmadan vicdanları rahat bir şekilde sayfadan ayrılabileceklerini söylüyorlar üstü kapalı olarak.
Şu an, Sezar’ın hakkı Sezar’a, Veganlık anlatmak isteyen takipçilerine çok cüzi bir miktara materyal desteği sağlıyorlar denildiğini duyar gibi oldum. O yüzden bir sonraki aşamada da materyalleri alma linkine tıklayalım. Yani bu durumda aslında bizi mağazalarına yönlendirmiş oldular. Burada pek çok t-shirt, dergi, poster bulmak mümkün. 2-3 adet de broşür mevcut.
Broşürlerden birini açtığımızda ise MFA’nın kendisiyle iki kez üst üste çeliştiğini görüyoruz. Öncelikle “Hakkımızda” sayfasındaki kullanımın iyileştirilmesinin aksine burada, aslında mutlu-et diye birşeyin kesinlikle mümkün olmadığını söylüyorlar. Ancak “Çiftlikten Buzdolabına” videosunda dakikalar ayrılıp vurgulanan yumurta ve süt kullanımı bu broşürde tek bir satırda, ufacık bir dipnot olarak bile eleştirilmemiş.
Peki nedir bu çelişkinin anlamı? Yine yeni refahçı örgütlerin sık sık kullandığı ancak biz abolisyonist veganların şiddetle reddettiği bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Biz diyoruz ki “İnsanlar iyi niyetlidir” ve “İnsanlar aptal değildir”. Halbuki yeni refahçı gruplar herkese herşeyin anlatılamayacağını, aynı ülkede bile bir bölgede veganlık anlatırken, diğer bölgede vejetaryenlik anlatılması gerektiğini bir başka yerde de sadece insanları mutlu-et yemeye davet etmenin uygun olacağını düşünüyorlar.
Aynı durumu bu yazımız sırasında inceleme fırsatı bulamayacağımız Vegan Outreach grubunda da görmek mümkün. Grubun ismi “Vegan” olsa bile siteden sipariş edilebilecek broşürlerin yarısı bile veganlık anlatmıyor, daha “anlatılabilir” olunduğu düşünülen “vejetaryenliği” anlatıyorlar (!!).
Üçüncü ve en son olarak gezeceğimiz web sayfası PETA’ya ait. Yeni refahçı grupların en büyüğü olan PETA’ya dergimizin içeriğinde bir kaç kez değindik. O bölümlerde incelenen konuların tekrarı olmaması amacıyla olabildiğince farklı bölümlere değinmeye çalışacağız. PETA’nın ilk açışta insana ucu bucağı yok gibi görünen ABD ana sayfasında neyse ki materyal sıkıntısı çekmiyoruz.
Siteye girildiğinde ana sayfada çok farklı konularda onlarca makale olduğunu görüyoruz. Yan yana sekmelerden hangisine girersek girelim sayfa düzeni aynı şekilde. Alta alta sıralı 10 adet link. İlerlediğimizde hemen hemen her hayvan kullanımı ile ilgili ve hayvan kullanımı ile hiçbir alakası olmayan onlarca yazı görüyoruz. Bazı sekmelerde 170. sayfaya kadar ilerlemek kısacası 1700 farklı başlık bulmak mümkün.
“10’larca makaleyi okudum evet hayvanların bu şekilde sömürülmesinden rahatsızım” diyen PETA takipçisi ne yapabilir peki. Diğer grupların sayfalarında olduğu gibi burada da ‘Aktivizm/Action’ sekmesine gidiyoruz. Aşağıdaki bağış yapma butonunu saymazsak diğer yeni refahçı grupların sayfalarından farklı bir içeriğe ulaşıyoruz. PETA bize 181 adet harekete geçme opsiyonu sunuyor. İster sadece imza atabiliriz, ister arabamıza yapışkan asabiliriz, ister bir firmaya şikayet mektubu gönderebiliriz, protein kartları ve broşürler sipariş edebilirisiniz…
Dikkatinizi çekerim ki PETA size hiçbir zaman gözünüze sokarak, büyük puntolarla, vurgulayarak, bütün hayvan kullanımlarına son vermenizi söylemiyor. Diğer yeni refahçı gruplar gibi her konuda tek konulu bir eylem yaparak ama tüm kullanıma tek seferde son verecek ana mesajı yani ‘Vegan olmayı’ sekmeler arasına gizleyerek, hayvanların sömürüden kurtulduğu bir dünyaya gitmeyi ümit ediyor.Ayrıca PETA’nın hayvan hakları hareketinin içinden ya da dışından bir sürü insanın haklı eleştirilerini üzerine çekmesini sağlayan duyarsız ve ayrımcı içeriklerine de her sekmede rastlamak mümkün.

Bu linkte veganlar arasında yapılan bir güzellik/seksilik yarışmasının sonuçlarını görüyoruz. Vegan olmak=seksi olmak şeklinde yapılan kampanyalar pek çok sorunu da beraberinde getiriyor:
(1) Hemen hemen her ay ünlü bir internet yıldızının süper sağlıklı ve güzel olmak için vegan oluşunu ama aradığı mucizeyi bulamayıp bir ‘et yiyen olarak yeniden doğuşunu’ anlatan yeni blog yazısı çıkıyor karşımıza. Harekete hiçbir getirisi olmayıp götürüsü olan bu olaylarınsa ilk çıkış noktası PETA gibi büyük örgütlerin vegan yaşam=güzel görüntü propagandaları. Unutulmamalıdır ki veganlık hayvanlara karşı ahlaki sorumluluğumuzu yerine getirmektir, sadece yemek içmekle ilgili değildir, hayatın tamamına yansımalıdır.
(2) Vücut güzelliğinin belli kalıplara alınması ve bu kalıplar içerisinde kalan bi kesimin sonsuz övgü alması bir ötekileştirmedir. Biz abolisyonist veganlar olarak ayrımcılığın her türüne karşı olduğumuz gibi bedenbiçimcilik şeklinde yapılan ayrımcılığa da karşıyız.
(3) PETA’nın en aktif şekilde çalıştığı ülke olan ABD’dir. Bu ülkede genç nüfusunun %1’inde yemek ile ilgili psikolojik bozukluklar olduğunu ve ne yazık ki bu hasta gençlerin %10’unun da anoreksiya nevroza gibi hastalıklardan yaşamını yitirdiğini düşünürsek, PETA’nın güzel vücutlu olmayı bu kadar taçlandırarak ne kadar duyarsız davrandığını da bir kez daha görmüş oluruz. Bu linkteki sayfasında kadın vücudu açık bir şekilde reklam malzemesi olarak kullanılıyor. Yere sadece yazıyla PETA yazılabilirdi şüphesiz ama kadın vücudu üzerinden reklam yapmak PETA için gündelik bir olay. [1] ve [2]
Bu linkteki videoda sirklerde sömürülen bir filin son anlarına tanık oluyoruz. Kölelik altında yaşayan her hayvanın hikayesi gibi bu hikaye de içimizi burkuyor. Ancak bu videonun sunumunda misantropik bir tutum olduğuna dikkat çekmek isterim. Yaralanan ve vefat eden kişilerle ilgili açıklamada en ufak br taziye mesajına yer verilmemiştir. Bu şekilde insan harici bir hayvan tarafından saldırıya uğrayan sirk görevlisi zaten hak etmiş olarak gösterilmektedir. Oysaki vegan olmadığımız sürece hepimizi hayvan sömürüsüne bir şekilde destek veririz ve bu sirkte çalışan görevliler de ölmeyi sömürüye diğer ortak olanlardan daha fazla hak etmiş değildir…
Aslında gezebileceğimiz onlarca web sayfası daha vardı ama yer kısıtı sebebiyle şuan gezintimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Gezintimiz sırasında şunu gördük ki aslında hayvan haklarını savunduklarını söyleyen yeni refahçı grupların öne çıkan özellikleri:
(1) Hayvan Hakları konusunda dünyayı bir adım ileri götürmek istiyorsanız onlara “bağışta” bulunmanın da yeterli olacağını ima etmeleri.
(2) Kendi sitelerindeki iki sayfa arasında bile tutarlı bir duruş sergilemiyor olmaları.
(3) Irkçılık, cinsiyetçilik, bedenbiçimcilik gibi ayrımcılık şekillerini sıklıkla kullanmaları.
Kısacası bu gruplar hayvanlara gereksiz yere acı çektirmenin yanlış olduğunu düşünen ve bu konuda kendi sorumluluklarının ne olabileceğini araştırmak amacıyla sitelerini ziyaret eden herkese, hatalı, hatta tam ters bir yöne giden bir çözüm planı çiziyorlar.
Sizi bu kadar emeğin, paranın, zamanın sadece veganlığı anlatmak ve yaymak için harcandığını hayal etmeye çağırıyorum.

Bir Cevap Yazın