image

Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım bütün dünyada geleneksel refahçı ve yeni refahçı hayvan hareketi tarafından rahatsız edici bulunmakta ve bu rahatsızlıklar asılsız suçlama ve yanlış aktarımlar olarak dışa vurulabilmektedir. Diren Vegan, abolisyonist hayvan hakları hareketinin bir parçasıdır. Bulunduğu coğrafyadaki geleneksel hayvan hareketinin üzerinde de aynı etkiyi yapmış olması ve benzer tepkiler alması beklenen bir şeydir. Bu yazıda şimdiye kadar kulağımıza çalınan yanlış aktarımları düzeltmeye çalıştık, sizlerin de kulağına benzer ya da bizimle bağdaştıramadığınız aktarımlar çalınırsa doğrudan bize sorabilirsiniz. 

Efsane #1. Diren Vegan x, y ve z örgütü, siyasi partisi, kuruluşunun hayvan hareketi içindeki koludur.

Gerçek: Diren Vegan, Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşımın Temel Prensipleri ile hemfikir olan veganların üye olduğu, yaratıcı ve şiddetsiz yollarla veganlığı savunan bir taban hareketini oluşturmayı amaçlayan bir örgütlenmedir. Diren Vegan’a üye olmak için ve Diren Vegan’ın eylemlerinde aktif olarak yer almak için vegan olmanız ve veganlığı net biçimde savunuyor olmanız gerekmektedir.

Tabandan gerçekleşecek bir vegan hareketi savunmakla vegan olmayan ve veganlığı savunmayan bir siyasi partinin, STK’nın ya da kurumun parçası olmak herhangi bir biçimde birbiriyle alakası olmayan iki davranış olurdu. Öte yandan ırkçı, milliyetçi, cinsiyetçi ve heteroseksist olmadıkları ve şiddete karşı güvende hissettiğimiz müddetçe çeşitli kurumların düzenlediği toplantılara katılarak, çok sayıda gazete, dergi ve internet sitesine yazılar yazarak net bir şekilde veganlık mesajını yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Başka kurumlarla ilişkimiz bu kurumların üyelerini veganlık hakkında bilgilendirmek konusunda olabilir ve bunu yararlı ve önemli buluyoruz. Fakat bunun haricinde herhangi bir kurumsal ilişki ilkelerimizle çelişir ve mümkün değildir.

Bununla beraber, insan hakları mücadelesi, çevre sorunları, ayrımcılıklar ve çeşitli sosyal adalet davaları ile hayvan hakları mücadelesinin birbirine karıştırılmadıkları sürece mükemmel bir birliktelik içinde olduklarını düşünüyoruz. Bu sebeple abolisyonist ilkelerle çelişmedikçe Diren Vegan üyelerinin bu mücadeleler içerisinde bulunmalarını ve buralarda da örgütlü olmalarını olumlu karşılıyoruz. Ancak bu, söz konusu örgütlenmelerle kurumsal olarak ilişkili olduğumuz manasına asla gelmiyor.

Abolisyonist vegan hareketin uluslararası örgütlenmesi olan TAVS ile en azından şimdilik resmi olarak bir ilişkimiz bulunmuyor ancak iletişim halindeyiz. TAVS ve dünyadaki diğer abolisyonist veganlar ile aynı ilkeleri, aynı eylem yöntemlerini ve aynı amaçları paylaşıyoruz.

Devletle, MİT’le, CIA’le, FBI’la, NASA’yla, KGB’yle, Cemaatle, Illuminati’yle, masonlarla, Sauron’la ve Et-Balık Kurumu ile birlik olduğumuz konusunda okuyabileceğiniz yazıları ise ne yazık ki siyasette en çok tutan yazın türünün içi boş komplo teorileri olmasına bağlıyoruz. Komplo teorileri sadece birer iftira olarak o iftiranın hedef aldığı gruba ya da insanlara değil tüm topluma zarar verir. Komplo teorileri toplumların tepeden bir takım büyük güçlerce yönetildiği ve biz sıradan insanların bu büyük güçlerin gizli amaçları karşısında güçsüz olduğumuz imajını yayar ve karamasarlığı hakim kılar. Bu tarz komplo teorilerinden ve kafasını bu tarz teorilerle dolduranlardan sadece bu konuda değil, her konuda uzak durmak ve hiçbir büyük gücün toplumun kendisi kadar güçlü olamayacağını ve güvenmemiz gerekenin tabandan gelecek değişim isteği olduğunu görmek bu karamsarlığı yenmenin en iyi yoludur.

Efsane #2. Diren Vegan hayvan hareketini pasifize etmek istiyor.

Gerçek: Etik sebeplerle vegan olmak kişinin kendi içinde yaşadığı bir devrimdir; çocukluğumuzdan beri bize doğal düzen olarak öğretilen baskı ve şiddet düzenini tamamen reddetmek anlamına gelir. Hem kişinin hem de çevresinde şiddetsizlik anlayışını paylaştığı insanların hayatını değiştirir. Etik sebeplerle vegan olmak ‘pasif’ bir eylem değildir, tam tersine adil olmayanla işbirliği yapmayı aktif olarak reddetmektir. -Gary L. Francione

Diren Vegan, hayvan hareketi içinde ya da hayvanlarla ilgili bir şeyler yapmak isteyen bireyleri öncelikle kendi hayatlarında sebep oldukları adaletsizliği sonlandırmaya davet ediyor, bunun da anlamı hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddederek etik sebeplerle vegan olmak. Bunun ardından tüm veganları, hayvan hakları konusunda bilgilenmeye, veganlıkla ilgili argümanları öğrenmeye ve veganlığı yaygınlaştırmak için çalışmaya davet ediyoruz. Bu, kendi hayatımızdan başlayarak tutarlı bir biçimde, mantıklı argümanlar sunarak toplumu tabandan değiştirebilecek ve hayvan kullanımının yanlış olduğu konusunda gerçek bir tartışmayı başlatabilecek tek yöntem (bkz. Efsane #3.). Diren Vegan faaliyete başladığı ilk günden beri veganları sokaklara, parklara, forumlara veganlık anlatmaya ve veganlığı yaymak için yaratıcı ve şiddetsiz eylemler yapmaya çağırıyor.

Vegan olmak ve veganlığı yaymak için yaratıcı ve şiddetsiz eylemler yapmakla ‘pasif’ olmanın hiç ilgisi yoktur. Hayvan hareketi söz konusu olduğundaysa bu gerçek ve kalıcı bir dönüşüm yaratabilecek TEK aktivizmdir.

 

Efsane #3. Diren Vegan (abolisyonistler) hayvan hareketine kendi yöntemlerini dayatıyor

Gerçek: Her hareket gibi hayvan hakları hareketinin de bir amacı ve bu amaca ulaşmak için belirlenmiş araçları bulunmaktadır. Hayvan hakları hareketi, plansız ve programsız bir şekilde nereye ulaşmaya çalıştığımızı bilmeden ve bunu bilsek bile oraya nasıl ulaşacağımız konusunda kafa yormadan tamamen keyfi biçimde veya başka sosyal hareketlerden kopyalanmış yöntemlerle ilerlemeye bırakılamayacak kadar ciddi bir sorunla uğraşmaktadır.

Eğer hayvan hareketini boş zamanlarımızı ayırdığımız bir hobi olarak değil de gerçek bir politik hareket olarak görüyorsak, herkes kendi istediğini yapsın, birileri veganlık anlatsın, öbürleri sirkleri protesto etsin, başkaları da deney yapan şirketlerle ilgili boykot kampanyaları başlatsın, isteyen de kürk giyen insanlara şiddet uygulasın ve kimse kimseyi eleştirmesin gibi bir anlayışı kabul edemeyiz. Bu iki sebepten kabul edilemez bir tutumdur.

(1) Doğru yöntemin ne olduğuna ancak amacımızın ne olduğunu tartışarak karar verebiliriz. Amaçlar ve araçlar birbiriyle uyumlu olmalıdır. Eğer amacınız hayvan kullanımlarını tamamen ortadan kaldırmaksa ve enerjinizi, zamanınızı, kısıtlı bütçenizi kürk şirketlerini protesto etmeye ayırıyorsanız bu amaçlarınızla kullandığınız araçlar arasındaki ilişkiyi yanlış kurduğunuzu gösterir. Eğer amacımız hayvan kullanımını tamamen ortadan kaldırmaksa bunun yolunun toplumda etik veganlığın gerçek bir politik güç oluşturabilecek bir orana ulaşması olduğunu anlamamız ve eylemlerimizi bu yönde şekillendirmemiz gerekir. Bunun da en hızlı ve en kalıcı yolu vegan bilgilendirmedir.

(2) Her eylemin hayvanların yararına olduğu düşüncesi doğru değildir. Pek çoğumuzun sosyal medya profilleri hayvan kullanımlarının yanlış olup olmadığı (yani veganlık) üzerine pek düşünmeyen kişilerin paylaştığı tek konulu kampanya görselleriyle dolu: yunus parklarındaki yunuslar, deneylerde kullanılan maymunlar ve Kanada’da öldürülen fok balıkları. Bütün bu paylaşımlar hem insanlarda hayvanlar konusunda üzerlerine düşeni yaptıkları hissini yaratıyor ve böylece kendi hayatlarındaki hayvan kullanımlarını haklı göstermek için bir bahane buluyorlar, hem de bu kampanyalar bir dizi başka ayrımcılığı da beraberinde getiriyor. Hayvan refahı reformlarının hayvan örgütlerince desteklenmesinin ‘mutlu sömürü’ pazarını nasıl güçlendirdiğini zaten artık herkes biliyor. Dahası, hayvan hareketindeki insanlar tarafından Etsiz Pazartesi gibi kampanyaların ya da vejetaryenliğin desteklenmesi hayvansal et ile diğer hayvansal ürünler arasında etik açıdan bir fark olduğu yanılgısını sürekli besliyor; bu yanılgıya veganlık yerine ‘üyelerimizin en azından vejetaryen olmasını bekliyoruz’ gibi kıstaslar sunan örgütlenmeler de destek oluyor. (Bu örgütlenmelere örneğin hiç süt ürünleri tüketmeyen ama hayvansal et tüketen birisi üye olamaz!) Hayvanlar için atılan her adım değerlidir ve bunları desteklemeliyiz anlayışı oldukça hatalı. Evet, bunların her biri gerçekten birer adım, ancak ulaşmayı istediğimiz hedefe giden yolda değil ‘mutlu sömürü’ yolunda birer adım. Bu, şirketlerin yararınadır. Bu, vicdanlarını rahatlatacak olan insanların da yararınadır. Ancak bunun hayvanların yararına olduğunu söylemek mümkün değildir.

Görüldüğü üzere, Diren Vegan kimseye bir yöntem dayatmıyor. Neden amaçlarımızla araçlarımızın uygun olması gerektiği konusunda mantıklı argümanlar içeren açıklamalar yapıyor. Ancak bu mantıklı açıklamalara alabildiğimiz cevap genellikle ‘tek bir yöntem uygulanamaz, birileri şunu yapacak, birileri de bunu yapacak’ şeklinde oluyor. Buradan ya amaçlarımızın bir olmadığını ya da bu kişilerin hayvan hakları hareketini ciddi bir politik mücadele olarak değil bir boş zaman uğraşı ya da şahit oldukları sömürüye dair bir iç rahatlatma aracı olarak gördüklerini ve amaçlara ulaşmaktan yani kalıcı ve etkili bir dönüşümü mümkün hale getirmekten çok eylem yapıyor olma halini önemsediklerini düşünmemize yol açıyor.

 

Efsane #4. Diren Vegan (abolisyonistler) hayvan hareketinde kendilerinden başka herkesi Yeni Refahçı olmakla suçluyor

Gerçek: Öncelikle, yeni refahçı olmak bir suç değildir, bir politik görüştür. Bu yüzden bir örgütlenmenin yeni refahçı politikalar izlediğini söylediğimizde bunu suçlamak için değil bu politikanın adını koymak için yapıyoruz. Yeni refahçılığın ne anlama geldiği ve neden bazı gruplara ya da eylemlere yeni refahçı dediğimizi daha açık hale getirmek için burada birkaç kavramın tanımını vermek anlamlı olacaktır.

(1) Hayvan Refahı: Hayvanlara ‘insani’ biçimde davrandığımız ve onlara ‘gereksiz yere’ acı çektirmediğimiz müddetçe hayvanları kullanıyor olmamızda bir sakınca olmadığı görüşüdür. Bunun karşılığı refah reformlarını ve mutlu sömürüyü desteklemektir. (ör. HSUS, RSPCA vb.)

(2) Hayvan Hakları (Abolisyonist Yaklaşım): İnsan amaçları için hayvanları kullanmayı etik açıdan haklı göremeyeceğimiz görüşüdür. Bunun karşılığı vegan olmak ve veganlığı (yani hayvanları yiyemeyeceğimizi, giyemeyeceğimizi ve kullanamayacağımızı) savunmaktır. (ör. TAVS)

(3) Yeni Refahçılık: Hayvan kullanımının sona ermesini isteyen ve hayvan refahı reformlarını ya da tek konulu kampanyaları bunun için kullanılabilecek birer araç olarak gören pek çok büyük örgütlenmenin görüşüdür. Bu görüşü savunanların amaçları ve araçları birbiriyle uyumlu değildir. Tüm hayvanlar için ‘özgürlük’ istediklerini söylerler ancak sürekli belli hayvan kullanım biçimlerini ya da belli hayvan türlerinin kullanımını hedef alan kampanyalar yaparlar. (ör. PeTA, Vegan Outreach, Mercy for Animals, Viva!, Compassion Over Killing)

Yeni refahçılığı hayvan hakları hareketinin amaçlarıyla refahçı hareketin araçlarını birleştiren bir ara konum olarak düşünmek de mümkündür. Toplumun çok büyük çoğunluğunun bilgilendirme yoluyla vegan olacağına ve hayvan kullanımını sonlandıracağına inanmamaktadırlar. Bu yüzden kendileri vegan olsa dahi reformların ya da toplumda daha fazla insanın karşı olduğunu düşündükleri belli hayvan kullanımı biçimlerinin (ör. yunus parkları ya da deneylerde primatlar gibi bilişsel olarak daha gelişmiş hayvanların kullanımının) ya da belli uygulamaların (örneğin sıkışık kafeslerin, gaga kesme gibi uygulamaların) yasaklanmasını talep eden kampanyalar yaparlar. Bu esnada PeTA dahil pek çok yeni refahçı grup veganlığın öneminden de bahseder ancak veganlık asla odaktaki mesaj değildir ve verilen mesaj da amaç-araç ilişkisi kadar karmaşıktır. Örneğin PeTA, KFC’nin kötü koşullarda tavuk üretiyor olmasından dolayı burayı boykot etmemizi söyler, ardından KFC (zaten daha verimli olduğunu keşfettiği) free-range tavuk çiftlikleriyle anlaşınca boykotu kaldırır ama sitenin bir köşesinde yine de vegan olsak daha iyi olacağını söyler. Bu elbette, veganlık anlatmamız gerekiyor derken kast ettiğimiz anlatma biçimi değil. Vegan olmayan bir dünyada net bir biçimde veganlık savunmadığımız sürece insanlar savunulan diğer geleneksel yöntemlere dikkat kesilmekte ve bu yöntemler veganlığa alternatif olarak getirildiği sürece de geleneksel olanı tercih etmektedirler.

Tanımları okuduğunuzda siz de hak vereceksiniz ki, Türkiye’de kendisine ‘hayvan özgürlükçüsü’ diyen pek çok grup ve kişi Yeni Refahçılık tanımına uygun düşmektedir. Pek çoğunun hayvan kullanımını sonlandırmayı istediğinden eminiz. Ancak hayvan kullanımını teker teker kullanım biçimlerini ya da türcülük yaparak belli hayvanların kullanımını protesto ederek sonlandıramayacağımızı da biliyoruz. Bütün hayvan kullanımları türcülük ağacının meyveleri; ve bu ağacın kökünü toplumun vegan olmaması besliyor. Yeni refahçılar bütün gücümüzü, enerjimizi, kaynaklarımızı ağacın meyvelerini toplamaya odaklarsak bu kökün kuruyacağını düşünüyor. Bu hiç de gerçekçi değil. Yapmamız gereken, sorunun kökünü doğru tespit etmek (ki sorun toplum algısının hayvan kullanımını bir norm olarak kabul etme yönünde olması, yani toplumun vegan olmamasıdır) ve meyveleri toplamayı bırakıp sorunu kökünden çözmek. Bunun da yolu yaratıcı ve şiddetsiz vegan bilgilendirmeden geçiyor.

 

Efsane #5. Diren Vegan (ve abolisyonistler) hayvan sorununu diğer toplumsal adalet meselelerinden ayrı görüyorlar bu yüzden de insan hakları ve çevre gibi konulara duyarsızlar

Gerçek: Türcülük tıpkı ırkçılık, milliyetçilik, cinsiyetçilik, heteroseksizm, bedenbiçimcilik vs. gibi bir ayrımcılık biçimidir ve tüm ayrımcılıklar adaletsizlik ve şiddet doğurur. Ayrımcılıklar ırk, cinsiyet, cinsel yönelim gibi alakasız bir kritere odaklanarak, eşit gözetmenin gerçekleştirilmemesini haklı çıkarmaya çalışır. Abolisyonist veganlar türcülüğe karşı çıktıkları gibi diğer tüm ayrımcılık biçimlerine de karşı çıkarlar. Bu sebeple faaliyete başladığımız ilk günden itibaren hayvan hareketi içerisindeki türcülüğü eleştirdiğimiz gibi, cinsiyetçiliği, heteroseksizmi, ırkçılığı ve inanç gruplarına ayrımcılık uygulanmasını da eleştirdik, bu konularda forumlar yaptık, yazılar yazdık ve bunları yaptığımız için yine hayvan hareketi içinden eleştiriler aldık. Çünkü kimi hayvan savunucuları hayvanlar ölürken ve acı çekerken insanlara yönelik ayrımcılıktan bahsetmeyi kabul edilemez görüyor. Kürk giyen kadınların tecavüze uğraması gerektiğini çünkü ancak o zaman ölümüne sebep oldukları hayvanların neler çektiğini anlayacaklarını söyleyen bir beyaz erkeğin ‘kahraman’ sayıldığı bir toplulukta bu konuları gündeme getirmemiz epeyce rahatsızlık yarattı.

Bunun yanı sıra, hayvan hareketinin üzerine sinmiş olan başka bir ayrımcılık biçimi ve şiddet tetikleyicisi olan misantropiyi (insan düşmanlığını) defalarca eleştirdik ve misantropinin hareketimizde yeri olamayacağını söyledik, misantropinin bu harekete verdiği zararları anlatmaya çalıştık. Bunun üzerine hareket içinden insanlardan ‘hayvanlara bu kadar zararı verenler insanlarken nasıl olur da bize insanlardan nefret etmememiz gerektiğini söylersiniz bunlar çok saçma’ şeklinde tepkiler aldık.

Bütün bunları yaptık çünkü tüm ayrımcılık biçimlerinin birbiriyle ilişkili olduğunu ve şiddetten temellendiğini, dünyada şiddetin ve baskının norm olmasının bu ayrımcılıkları beslediğini açıklayan abolisyonist vegan teori ile hareket ediyoruz.

Ekoloji konusu ise bu harekette ciddi bir biçimde yanlış değerlendirilen bir konu. Ekoloji mücadelesi hem insanlar hem de insan-harici hayvanların hayatlarını sürdürdükleri bu gezegenin yaşanabilir kalması için önemli bir mücadele. Ancak ekoloji, hayvan hakları hareketinin üst başlığı değil. Bob ve Jenna Torres’in dediği gibi, iklim değişikliği sebebiyle vegan olmak, soykırım kamplarına giden trenlerin bacalarından çıkan dumanın çevreye verdiği zarar sebebiyle Nazilere karşı olmaya benziyor. Bu hareketlerin (tıpkı TÜM sosyal adalet mücadeleleri gibi) birbirleriyle kesiştikleri ve ortaklaştıkları noktalar var, ancak bunlar birbirinin alt kümesi değil. Bu yüzden, veganlığı tüketimi azaltmanın, çevreye verilen zararı en aza indirmenin, karbon ayak izini düşürmenin vs. yollarından biri olarak görmek ve örneğin otomobil kullanmak yerine bisiklete binmek gibi tercihlerle kıyaslamaya sokmak, veganlığın temel bir hak ihlaline verilen bir cevap olduğu gerçeğini ciddi bir biçimde gözden kaçırmak anlamına geliyor.

Hayvan haklarını diğer sosyal adalet mücadelelerinden ayrı görmek, kesişimleri reddetmek ya da diğer adaletsizlikleri önemsememek anlamına gelmiyor. Sadece hayvan haklarına gereken önemi vermek anlamına geliyor.

 

Efsane #6. Diren Vegan (ve abolisyonistler) vejetaryen ve esnek vegan hayvan hakları savunucularına ahlakçılık yaparak saldırır.

Gerçek: Vejetaryen ya da ‘’esnek vegan’’ hayvan hakları savunucusu olunamaz. Eğer hayvanların hakları ya da etik anlamda değerleri olduğunu kabul ediyorsanız ve üstelik aktif olarak bu hakkın savunuculuğunu yapıyorsanız onları kullanmazsınız. ‘Bu hakları savunuyorum o halde arada bir bu hakları ihlal edebilirim’ ya da ‘peynirden vazgeçemiyorum, en iyisi bir sonraki sirk eyleminde daha yüksek sesle bağırayım’ demek bu hakları tanımadığınızı, ciddiye almadığınızı ve savunmadığınızı gösterir. Net bir biçimde veganlığı savunanları ‘ahlakçı’ ve ‘fanatik’ olarak adlandıran kişilerden biri de bir başka ‘’esnek vegan’’ olan Peter Singer. Singer’a göre vegan olmayan arkadaşlarımızla bir yere yemek yemeye gittiysek ve salatamızın üzerine sipariş etmediğimiz halde bir miktar kaşar rendelendiğini görürsek bu salatayı reddetmemeliyiz, çünkü insanlar ‘ah şu veganlar’ diye düşünerek veganlıktan soğuyabilir(!) Peter Singer bir hayvan refahı savunucusudur (bir Yeni Refahçı değildir, geleneksel anlamda refahçıdır) ve o kaşarı reddetmenin hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddetmek anlamına geldiği düşünce hattını savunmamaktadır.

Diren Vegan, vejetaryenlere, ‘’esnek veganlara’’ vs., henüz vegan olmayan diğer herkese söylediği şeyleri söyler: ‘’Henüz vegan değilseniz, lütfen vegan olun. Vegan olmak kolaydır, hesaplıdır, sağlıklıdır ama hepsinden daha önemlisi tüm hissedebilir canlılar için adaletin temelidir.’’ Ne var ki hareketin geri kalanı, hayvansal et ile diğer tüm hayvansal gıdalar arasında etik açıdan herhangi bir farklılık varmış gibi davranarak vejetaryenliği anlamlı bir etik pozisyon olarak gösteriyor. Bu da pek çok insanın vejetaryen olarak içini rahatlatmasına sebep oluyor. Sokağa çıktığımızda ‘ben zaten vejetaryenim’ diyen, bunun hayvanlar için gerçekten bir değişiklik yarattığı konusunda “vejetaryen olursanız yılda 90, vegan olursanız 120 hayvan kurtarırsınız” gibi hiçbir gerçek veriye dayanmayan kurguları dolaşıma sokan hayvan hareketi tarafından yanıltılmış onlarca kişiyle karşılaşıyoruz ve bu konuda gerçekleri onlara aktarıyoruz. Vejetaryenliğin etik olarak anlamlı olmayan bir pozisyon olduğunu söylediğimizde bunu dürüst olmak adına yapıyoruz, saldırmak adına değil. Ve hayvan hareketinin geri kalanıyla bu konuyu tartıştığımızda, onları da insanlara karşı dürüst olmaya davet ediyoruz.

Eğer bu yazıyı okuyorsanız ve etik sebeplerle vejetaryenseniz, vejetaryenliğin etik açıdan anlamlı bir pozisyon olduğunu ve gerçek bir değişiklik yarattığını söyleyen geleneksel hayvan hareketinin size doğruyu söylemediğini bilmelisiniz. Hayvansal ürünlerin herhangi bir çeşidini tükettiğiniz müddetçe hayvanların mal ve kaynak olarak görülme statüsünü desteklersiniz ve bu da acıya ve ölümlere yol açan gerçek sebeptir. Eğer hayvanların acı çekmemesi ve öldürülmemesi sizin için önemliyse, mutlaka vegan olmalısınız.

 

Efsane #7. Diren Vegan (ve abolisyonistler) üniversitelerde, işyerlerinde, hapishanelerde, hastanelerde vegan yemek talep edilmesine karşıdırlar.

Gerçek: Bu düşüncenin kaynağının ‘tek konulu kampanyalar’ terimi ile ne anlaşıldığının bilinmemesi olduğunu düşünüyoruz. Karşı olduğumuzu sıklıkla tekrarladığımız tek konulu kampanyaları şu şekilde tanımlamak mümkündür:

Tek konulu kampanyalar belli bir ya da birkaç hayvan türünün (ör. yunuslar) kullanılıyor olmasını ya da hayvanlara yapılan belli bir muameleyi (ör. dar kafeslerde tutma) kampanyanın odak noktası haline getiren ve tek bir kullanımı ya da kullanım biçimini sonlandırmayı ya da düzenlemeyi amaçlayan kampanyalardır. Tek konulu kampanyalarla ilgili sorun, bir hayvan türünün kullanımını ya da belli bir muamele biçimini diğer hayvan türlerinin kullanılmasından ya da diğer muamele biçimlerinden etik olarak ayırt ederek diğer kullanım biçimlerini etik olarak daha az sorunlu olduğunu açık veya örtük bir biçimde ima ediyor olmalarıdır. Bu türcü bir tutumdur.

İşyerlerimizde, okullarımızda, hapishanelerde, hastanelerde ve ortak kullanım alanlarında vegan yemeğin ucuz, sağlıklı ve ulaşılabilir olmasını talep etmek bu tanımın içerisinde değildir. Bu kampanyaların içeriklerine (örneğin taleplerini vegan yerine vegan/vejetaryen şeklinde sunmalarına) dair çeşitli eleştirilerimiz olabilir, ancak prensip olarak bu tür talepleri önemsiyoruz ve destekliyoruz.

 

Efsane #8: Diren Vegan (ve abolisyonistler) bölücü ve dışlayıcıdır, hareketi böler ve küçültürler.

Gerçek: Yeni refahçılara göre bir kısmımız kürk protestolarına katılmalı, birileri yunus parklarına karşı kampanya yürütmeli, birileri hayvan deneyleri konusunda bilgilendirme yapmalı, birileri büyük fast-food zincirlerini boykot etmeli, birileri deney laboratuvarlarını basıp oradan hayvanları kurtarmalı, birileri yarı çıplak sokak gösterileri yapmalı vs. vs. ve toplumun da bu karmaşık yapbozu bir araya getireceği günleri ummalıyız!

Şu çok açık ki hayvan hareketinin gücünü bölerek tek konulu kampanyalara veya refah reformu taleplerine aktaran hareket yeni refahçı hareket. Oysa abolisyonistler tüm veganlara gücümüzü bu işe yaramayan kampanyalar arasında bölmek yerine net ve doğrudan bir veganlık mesajının arkasında bir araya gelmeyi öneriyor.

Abolisyonistlari hareketi bölmekle suçlayanlar, hareketin kendi görüşleri etrafında örgütlenmiş bir bütün olduğu sanrısından yola çıkmaktadırlar. Veganlığı hayvan haklarının ve tüm hissedebilir canlılara karşı adaletin temeli olarak görmeyen yeni refahçılarla, abolisyonist hayvan hakları hareketi en temel mevzularda birbirinden ayrıdır, aralarında çok net teorik ve pratik ayrımlar vardır. Hareketi ‘bölmek’ için bir birliğin olması gerekir, yeni refahçılıkla ve refahçılıkla herhangi bir birliğimiz yok, bu sebeple bölücülük yaptığımız da söylenemez. Refahçı ve yeni refahçı hareketlerle aboliyonist veganlık birbirinden ayrı, karıştırılmaması gereken iki harekettir. Bu suçlama ana akım fikirleri savunanların karşıt görüşleri bastırmak için ürettikleri bir söylemden ibarettir.

Dışlayıcılıktan kastedilen eğer ayrımcılıklara karşı durmak ve bu konuda net bir tavır almak ise, asıl dışlayıcı tavrın tam tersi olduğunu savunuyoruz. Hareket içinde cinsiyetçiliğe göz yummak bu hareketten kadınları dışlamak anlamına gelir. Hareket içinde ırkçılığa ve milliyetçiliğe göz yummak bu hareketten ezilen halkların mensuplarını dışlamak anlamına gelir. Hareket içindeki heteroseksizme göz yummak bu hareketten eşcinselleri dışlamak anlamına gelir. Bu sebeple Diren Vegan düzenlediği etkinliklerde güvenli alan oluşturmayı bir ilke olarak kabul eder.

Bu efsane ayrıca vegan olmayanlarla eylem yapmıyor olmamız, örgütlenmiyor olmamızın bir dışlama olarak anlaşılmasından kaynaklanıyor. Evet, Diren Vegan’a üye olmak ve temel eylem biçimimiz olan vegan bilgilendirme çalışmalarında aktif olarak rol almak için şartlardan bir tanesi vegan olmaktır.  Bunun sebeplerinden birini Efsane #6’da açıkladık. Şimdi bu durumun pratik eylem halindeki karşılığını bir düşünelim: Veganlık konusunda başkalarını bilgilendiren ancak kendisi vegan olmayan birini düşünün, böyle birinin yaratacağı etki ne olur? Karşısındaki kişi “Veganlık etik olarak doğru bir mesele gibi görünüyor ancak belli ki uygulanması gerçekten çok zor. Öyle zor ki, sokağa çıkıp veganlık anlatacak kadar bu düşünceyi benimsemiş birisi bile vegan değil” diye düşünmez mi? Hayvanlar konusunda örgütlü olmanın ve eylem yapıyor olmanın henüz vegan olmayan kişiye verebileceği iç rahatlığını ve bu kişilerin vegan olmayı böylece sürekli erteleyebileceğini de ayrıca belirtelim. Bize inanmıyor musunuz? Üyelik için ‘vejetaryenliği’ bir koşul olarak sunan (bu asla ‘dışlama’ olarak adlandırılmaz, çünkü hayvansal et diğer hayvansal ürünler gibi değildir!) örgütlenmelerdeki yıllardır ‘vegan olmaya çalışan’(!) vejetaryenlere sorabilirsiniz.

 

Efsane #9: Diren Vegan üyeleri (ve abolisyonistler) için Gary L. Francione bir kült lideri, bir tarikat şeyhi konumundadır. Francione’un düşüncelerini sorgulamadan kabul ederler.

Gerçek: Bu efsaneyle kastedilen, Gary L. Francione’un bir ‘otoriter lider’ olduğu ve abolisyonist veganların da Francione’u takip eden beyni yıkanmış müritler olduklarıdır. Oysa durum tam tersidir.

Tüm sosyal adalet savunucuları bir teoriyle hareket ederler. Her politik hareketin dayandığı bir teori vardır. Bazı teoriler çok uzun yıllardır çok fazla insan tarafından paylaşıldığı ve toplumsal sağduyunun bir parçası haline geldiği için görünmezleşmiş durumdadır. Hayvan meselesi söz konusu olduğunda görünmez durumda olan teori hayvan refahçılığıdır. Hayvan refahı hareketinin ve yeni refahçılığın temsilcisi PeTA, HSUS, RSPCA gibi büyük örgütlerin şu an hareket içerisindeki hegemonik güç olduğu göz ardı edilemez; milyon dolarlık bütçeleri, sayısız yayınları, medyayla olan ilişkileri tahmin ettiğimizden çok daha büyüktür. Bu kadar büyük bütçelere sahip olmayan daha küçük ve yerel gruplar da bu gruplardan etkilenmekte ve onlara benzer taktikler ve söylemler uygulamaktadır. Hayvan hareketini ‘hiç bilmeyen’ kişiler bile PeTA’nın cinsiyetçi eylemlerini bilir. Hayvanlar üzerine düşünmeye vakit ayırmamış biri bile ‘tavukların küçücük kafeslerde yaşamasının kötü bir şey olduğunu’ düşünür. Yani biri ‘teorinin bir önemi yok, önemli olan eylem’ diyorsa, bu eylemin hayvan refahçılığının 200 yıl içersinde geliştirdiği ve ana akım haline getirdiği şekilde gerçekleşeceğinden emin olabilirsiniz. ‘Benim teorik metinleri okumam gerekmez, orada yazanları biliyorum’ ya da ‘benim teorik metinleri okumam gerekmez, ben kendi düşüncelerimi üreteceğim’ diyenler de aynı konuma varacaktır.

Francione’un metinleri ve hayvan hakları hakkında yürüttüğü tartışma hayvanlarla ilgili sorgulanmamış düşünme biçimimiz olan ‘refahçılığı’ sorgular, reddetmiş olsak bile refahçılıktan kalan bir dizi kalıntıyı tartışmaya açar ve bunları mantıksal argümanlar vasıtasıyla gerçekleştirir. Francione’un yazıları ve kitapları hayvan etiği konusunda tutarlı argümanlar öne sürer. Francione, diğer ayrımcılık biçimlerine ve şiddete insanmerkezcilik ve türcülükten kurtulmuş tutarlı argümanlarla karşı çıkan bir teoriye sahiptir.

Ana akım ideolojiye mantıksal argümanlara ihtiyaç duymadan da inanabilirsiniz. Örneğin ‘kürk giyen insanlara tabii ki boya atmak lazım’ cümlesi mantıksal argümanlara dayanmayan bir inançtır. Bu inancın kaynağı 30 yıldır süren ve yalnıza kürke odaklanan, zaman zaman kürk giyen insanlara yönelik fiziksel şiddeti de içeren yeni refahçı kampanyalardır. Oysa abolisyonist veganlar, bu sorgulanmadan-kabul-edilmiş inançları reddederler ve kürkün deriden, yünden, ipekten ve elbette hayvansal etin sütten, yumurtadan, baldan en ufak bir farkı olmadığına dair mantıksal argümanlar sunarlar. Bu mantıksal argümanlar üzerinden tek konulu kampanyaların işlevsiz ve zararlı olduğunu savunurlar. Bunu Francione böyle dediği için değil, mantıklı olan bu olduğu için savunurlar. (Bkz. Efsane #3)

Mantıksal argümanlar ile inanç birbirinden tamamıyla farklı iki düşünme biçimidir. İnanmak için mantıksal argümanlara, kanıtlara, çıkarımlara ihtiyacınız yoktur. Size aktarılan inançları sorgulamadan sürdürmeniz ve sonrakilere de aynı şekilde aktarmanız yeterlidir.

Abolisyonist vegan hareketin bir parçası olmak, bir abolisyonist vegan olmak, sorgulanmadan kabul edilmiş inançları sürdürmenin tam tersidir. Bu konuda Abolisyonist Vegan Topluluk’un kurucusu Sarah K. Woodcock’ın yazdığı şu yazıyı okumanızı öneririz: http://abolisyonistvegan.tumblr.com/post/78113664936/neden-abolisyonist-hayvanlar-n-mal-ve-kaynak-statusunu

 

Efsane #10: Diren Vegan üyeleri (ve diğer abolisyonistler) kedileri, köpekleri, avlarda öldürülen hayvanları, deneylerde kullanılan primatları önemsemez.

Gerçek: Diren Vegan üyeleri (ve diğer abolisyonistler) TÜM hissedebilir canlıları önemser ve veganlığı TÜM hissedebilir canlıların haklarının teslim edilmesi için bir temel olarak savunur. Farklı olarak Diren Vegan üyeleri (ve diğer abolisyonistler) hiçbir hayvanı fetişleştirmez, diğerlerinden daha önemli gibi göstermez. Aksine; kedi öldüren birisine lanetler yağdıran ama kendisi hayvansal ürünler tüketen, Kanada’daki fok avına karşı çıkan ama üşüdüğünde hemen yün kazak satın alan, avcıların acımasız katiller olduğunu düşünen ama mahalle kasabından hayvansal et almakta sorun görmeyen kişileri bu tavırlarını sorgulamaya ve vegan olmaya davet eder. İnsanlara daha fazla benzeyen, daha gelişmiş bilişsel yapılara sahip olan veya daha ‘şirin’ olan hayvanlara diğerlerinden daha fazla etik değer atfetmenin türcülük olduğunu ve belli türlere dayalı kampanyaların türcü önyargıları besleyerek harekete zarar verdiğini anlamak çok önemlidir. Eğer semtinizde açılan vegan olmayan her restoranı protesto etmiyorsanız ama semtinize bir sirk açıldığında önünde eylem yapıyorsanız, bu siz isteseniz de istemeseniz de toplumda ‘gıda amacıyla kullanılan hayvanlara daha az değer verilmesi’ durumunu destekler. Bunun çözümü her açılan restorana, kasaba, markete, bakkala gidip protesto gösterisi yapmak değil, net ve dolaysız biçimde tüm hayvan kullanımlarına karşı olmak anlamına gelen veganlığı insanlara anlaşılır ve mantıksal biçimde anlatmaktır.

Peki, net ve dolaysız biçimde veganlığı savunan Diren Vegan’ın hayvanları önemsemediğini öne sürmek veganlığın tanımını bilmemek ya da çarpıtmak anlamına gelmez mi?

Hayvanların mal ve kaynak olarak görüldüğü vegan olmayan bir toplumda hiçbir insan harici hayvan kullanılmaya ve şiddete karşı güvende değildir. Örnek üzerinden gidelim: Yunus parklarında yunusların tutulabilmelerinin sebebi birer mal statüsünde olmalarıdır. Bu böyledir çünkü insan harici BÜTÜN hayvanlar mal ve kaynak yani eşya statüsündedir. Bir eşyanın hakları olmaz. Yapılabilecek hiçbir reform, hiçbir yasal değişiklik bu statü toplum gözünde değişmediği müddetçe etkili ve kalıcı olmayacaktır. Bu statünün değişmesi de ancak ve ancak veganların toplumda gerçek bir politik güç oluşturacak çoğunluğa ulaşmasıyla olacaktır. Yunus parklarıyla ilgili yapılan her tek konulu eylem hem yukarıda anlatılan sebeplerle hem de pek çok insanın hayvanlar konusunda bir şeyler yapmak adına içini rahatlatmış olacağı için vegan olmalarını engelleyecektir. Dolayısıyla yunusların da eşya olarak görülüp tutsak edilmediği bir dünyadan bir adım daha uzaklaşmış olacağız.

Bu ‘bütün dünya vegan olana kadar beklemeniz gerektiği’ anlamına gelmez, toplum hayvan kullanımı yerine veganlığı norm olarak algılayana dek aktif olarak veganlık anlatmanız, veganlığı yaygınlaştırmak için yaratıcı ve şiddetsiz yöntemler bulmanız gerektiği anlamına gelir. Bu süreç size zaman zaman yorucu, sıkıcı, bunaltıcı, yıpratıcı gelebilir; hayvan hareketi içinde kendi iç rahatlığınız için mi yoksa hayvanlara adalet için mi bulunduğunuzu anlayacağınız anlar tam da bu anlardır.

——————————-

Eğer vegan değilseniz, lütfen vegan olun, bu kolaydır, hesaplıdır, sağlıklıdır ve en önemlisi adaletin asgari koşuludur ve ilk adımıdır. Vegan olmadan da hayvan hakları konusunda “bir şeyler” yapabileceğinize söyleyenlere inanmayın, bu doğru değil.

Vegan olmaya karar verdiyseniz ama nasıl yapacağınızdan emin değilseniz şu yazıyı okuyabilirsiniz:

http://abolisyonistvegan.tumblr.com/nasilveganolurum

Eğer vegansanız, veganlıktan daha azını savunan kampanyalara destek vermeyin. Eğer henüz vegan olmayan biri veganlıktan daha azını yapacaksa, bunu ona öneren siz olmayın ve sürecini veganlığa taşımak adına onunla dayanışma içinde kalın. Biriyle hayvan meselesi üzerine konuşacak 5 dakikanız varsa, o beş dakikayı tüm hayvanları kapsayan veganlığa ayırın.

Vegan olun, abolisyonist kaynakları okuyun ve Diren Vegan’a katılın. Diren Vegan’a katılmanız, bir sonraki Vegan Eylem Günü’nü, bir sonraki Vegan Forum’u birlikte örgütleyerek  gerçek bir taban hareketini oluşturmak için bir araya gelmemiz ve ayrımcılıkların ortadan kalkacağı vegan bir dünyaya giden yolu beraber inşa etmemiz anlamına gelir. Diren Vegan’a nasıl katılabileceğinizi şuradan öğrenebilirsiniz:

http://abolisyonistvegan.tumblr.com/direnvegan


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin