
Birinci İlke:
Abolisyonistler insan ya da insan harici tüm hissedebilir varlıklar için bir tane hakkı kabul ederler: Başkaları tarafından mülk muamelesi görmeme temel hakkı.
Açıklama:
Hayvanlar birer mülk olarak sınıflandırılır ve insanlar tarafından kaynak olarak kullanılırlar. Her ne kadar hayvanların ahlaki değere sahip olduklarını ve sadece birer eşya olmadıklarını öne sürsek de, taşımakta oldukları mülk statüsünün anlamı hiçbir ahlaki değere sahip olmamaları, yalnızca ekonomik anlamda bir değer taşımalarıdır. İnsanlara mülk muamelesi yapmanın onları ahlaki topluluğun bir üyesi olarak tanımamızla çelişeceğini kabul ederiz. Temel bir ahlaki ilke olarak tüm insanların, sahip oldukları özelliklere bakılmaksızın, mülk olmama temel hakkına sahip olduğunu kabul ederiz. İnsan köleliğinin evrensel olarak reddediliyor olması bu ilkeye dayanır. Hayvanların mülk statüleri, tam tersi yöndeki iddialarımıza zıt bir şekilde, onların birer eşya olarak değerlendirilmeleri anlamına gelir. İnsan harici hayvanları, tüm insanlar için tanıyor olduğumuz bu haktan mahrum bırakmayı haklı çıkartabileceğimiz hiçbir ayırt edici özellik bulunmamaktadır. Tüm hissedebilir varlıkların insanlar tarafından kaynak olarak kullanılmamama hakları konusunda eşit olduklarını kabul etmemiz gerekmektedir. Abolisyonist Yaklaşım hayvan kullanımının -ne kadar “insani” olduğu iddia edilirse edilsin- ahlaki olarak haklı görülemeyeceğini savunur.
İkinci İlke:
Abolisyonistler bu tek temel hakkı tanıyor olmamızın hayvan sömürüsü kurumunun düzenlenmesi değil tamamıyla ortadan kaldırılmasını gerektirdiğini savunur ve bu sebeple abolisyonistler hayvan refahı reformu kampanyalarını ya da tek konulu kampanyaları desteklemezler.
Açıklama:
Hayvanların mülk olarak kullanılmama temel hakkını tanımamız, hayvan sömürüsü kurumunu sadece düzenlemekle yetinemeyeceğimiz, bu sömürüyü tamamen ortadan kaldırmamızın gerektiği anlamına gelir. Abolisyonistler hayvan refahı kampanyalarını reddederler. Abolisyonistler aynı zamanda tek konulu kampanyaları da reddeder; bu kampanyalar bazı hayvan sömürüsü biçimlerini diğerlerinden daha kötü olarak gösteren ve böylece diğer sömürü biçimlerinin kabul edilebilir olduğunu ima eden, hayvan kullanım şartlarını düzenlemeye yönelik kampanyalardır. Hem refah reformu kampanyaları hem de tek konulu kampanyalar aslında hayvan sömürüsünü teşvik ederler ve sözde hayvan savunucuları ile kurumsallaşmış sömürücüler arasında kurulan ortaklıklarla sonuçlanırlar.
Üçüncü İlke:
Abolisyonistler veganlığın bir ahlaki asgari olduğunu ve yaratıcı, şiddetsiz veganlık bilgilendirmesinin hayvan hakları savunuculuğunun rasyonel temeli olduğunu savunurlar.
Açıklama:
Abolisyonistler veganlık ve hayvan sömürüsü arasında başka bir konum bulunmadığı fikrini savunurlar; yani üçüncü bir seçenek yoktur. Vegan olmamak hayvan sömürüsüne doğrudan katılıyor olmaktır. Abolisyonistler veganlığı bir ahlaki asgari ya da bir ahlaki yükümlülük ve hayvanların ahlaki olarak bir değere sahip oldukları fikrinin tek akla yatkın karşılığı olarak savunurlar. Eğer hayvanlar ahlaki açıdan önem taşıyorlarsa, o halde onlara meta muamelesi yapamaz, onları yiyemez, giyemez ya da kullanamayız. İnsan köleliğinin kalkmasını savunan bir kişinin köle sahibi olamayacağı gibi hayvan sömürüsünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir abolisyonist de hayvan ürünleri kullanamaz. Bir abolisyonist için, veganlık adalate dair temel bir meseledir. Abolisyonist Yaklaşım bir taban hareketi olduğundan, veganlığı adaletin temel ilkesi olarak savunmak için büyük ve varlıklı derneklere ya da “liderlere” ihtiyaç yoktur. Bu hepimizin yapabileceği ve bir taban hareketi olarak yapması gereken bir şeydir. Her birimizin bir lider olması gerekir.
Dördüncü İlke:
Abolisyonist Yaklaşım insan harici hayvanların ahlaki statüsünü yalnızca hissedebilirlikle bağlantılı görür ve herhangi bir başka bilişsel özellikle bağlantılandırmaz; tüm hissedebilir varlıklar kaynak olarak kullanılmama hakkına eşit olarak sahiptir.
Açıklama:
Hissedebilirlik öznel farkındalıktır; dünyayı algılayan ve deneyimleyen birinin varlığı anlamına gelir. Hissedebilir bir varlık çıkarlara sahiptir, yani, tercihlere, isteklere ve arzulara sahiptir. Bir varlığın hissedebilir olması, onun insan amaçları için bir araç olarak kullanılmama hakkına sahip olması için gerekli ve yeterli koşuldur. Bu hakkın tanınması, insanları bu varlıkları kaynak olarak kullanmamakla ahlaki olarak yükümlü kılar. Hissedebilir varlıkların mülk olarak kullanılmama hakkına sahip olmaları için insanlara benzeyen bilişsel özelliklere sahip olmaları gibi bir gereklilik yoktur.
Beşinci İlke:
Abolisyonistler ırkçılık, cinsiyetçilik, heteroseksizm, engellilere yönelik ayrımcılık, yaşa dayalı ayrımcılık ve sınıfsal ayrımcılık dahil olmak üzere insanlara yönelik tüm ayrımcılık biçimlerini -türcülüğü reddettikleri gibi- reddetmektedirler.
Açıklama:
Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım türcülüğü reddeder, çünkü tıpkı ırkçılık, cinsiyetçilik, heteroseksizm ve insanlara yönelik ayrımcılığın diğer biçimleri gibi, türcülük de ahlaki anlamda ilintisiz bir kriteri (türü) hissedebilir varlıkların çıkarlarını yok saymak ve değersizleştirmek için kullanır. Türcülüğe yönelik karşı çıkış ancak ve ancak ayrımcılığın tüm biçimlerine yönelik bir genel karşı çıkışın parçası olduğunda anlam taşır. Bu yüzden, biz hayvan savunucuları, ayrımcılığın diğer biçimleri hakkında bir görüşümüz olmadığını öne sürerken türcülüğe karşı çıkamayız. Türün insan harici hayvanların çıkarlarını yok saymak ya da değersizleştirmek için bir kriter olarak kullanılmasını ahlaken sakıncalı bulup reddettiğimizi, ancak ırkın, cinsiyetin, cinsel yönelim ya da tercihin insanların çıkarlarını yok saymak ya da değersizleştirmek için birer kriter olarak kullanılmasının ahlaki sakıncası konusunda bir fikrimizin olmadığını beyan edemeyiz. Bizim türcülüğe karşı muhalefetimiz tüm ayrımcılıklara karşı bir muhalefeti gerekli kılar.
Altıncı İlke:
Abolisyonistler şiddetsizlik ilkesini hayvan hakları hareketinin merkezinde yer alan ilke olarak kabul ederler.
Açıklama:
Abolisyonist Yaklaşım şiddetsizliği savunur çünkü hayvan hakları hareketini, barış hareketinin insan harici hayvanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi olarak görmektedir. Dahası, çoğu insanın hayvan sömürüsüne karıştığı göz önünde bulundurulduğunda, sömürücülerin birini diğerinden ayırıp şiddet meşrulaştırmanın ilkeli bir yöntemi olamaz. Son olarak, tüm alanlara nüfuz etmiş bir sömürünün varlığı sebebiyle, şiddet kullanımı, normal olarak kabul edilene yönelik hastalıklı bir tepkiden başka bir şey olarak anlaşılmayacaktır. Tek gerçek seçenek, kişisel düzeyde veganlığı bir ahlaki asgari olarak benimsemek ve sosyal düzeyde, abolisyonist bakış açısıyla yaratıcı ve şiddetsiz veganlık bilgilendirmesine katılmaktır.
**********
Bir not: Hayvan haklarına abolisyonist yaklaşımı benimsemek için ruhani, dindar ya da ateist olmak gerekmez. Ruhani ya da dindar bir kişi olabileceğiniz gibi bir ateist de olabilirsiniz ya da bütün bunların arasında bir yerde duruyor da olabilirsiniz. Bunun bir önemi yoktur.
Önemli olan şudur:
1. Hayvanlar hakkında ahlaki bir kaygıya sahip olmanız ve hayvanlara karşı doğru davranışlarda bulunmak istiyor olmanız. Bu ahlaki kaygı ve ahlaki itki herhangi bir kaynaktan geliyor olabilir ve bu kaynak ruhsal olabilir ya da olmayabilir; ve
2. ahlaki kaygımızın sadece bazı hayvanlarla sınırlı kalmaması ve tüm hissedebilir varlıkları kapsaması gerektiği ve hayvan sömürüsünün koşullarını düzenlememizin değil sömürüyü ortadan kaldırmamızın gerekliliği konusundaki mantıksal argümanları geçerli kabul etmeniz.
**********
© 2013–2015 Gary L. Francione | AbolitionistApproach.com

Bir Cevap Yazın