
Minicik bebekler, yaşama sevgi ve güvenle başlıyorlar. Anneleri süt, insan “dost"ları ot veriyor. *Aylar*ca sevgi dolu ve güvenli bir yaşam sürüyorlar.
Bu aylar içinde yine küçücük birer yavruyken, "dost"ları ellerinde satırla yaklaştığında, yine sevgi dolu bir güvenle uzatıyorlar başlarını.
Ancak bu sefer başları okşanmıyor. Kesiliyor.
En büyük ihanetin ardından, ayların sevgi ve güvenine karşılık gelecek hayal kırıklığı için geriye birkaç saniyeleri kalıyor. Hissedip hissedebilecekleri, yaşayıp yaşayabilecekleri ne varsa, birkaç saniyede çekilip alınıyor ellerinden.
Anneleri bir evlat daha kaybediyor. Bir evlat acısıyla daha tutuşuyor yürekleri. Sonra tekrar *döllenip* tekrar doğurtulacaklar. Cinsleri uygunsa sütleri ve yünleri de ayrıca pazarlanacak. Ta ki doğuramayacakları hale gelip kendileri de katledilene kadar.
Tüm bunlar neden oluyor? Neden bizlere "on iki anne ve on üç yavruya gözümüz gibi baktık, ellerimizle kestik” gibi akıl almaz canilikteki bir ifadeyi pazarlayabiliyorlar?
Çünkü “hayvanlara endüstride yapılanlara ben de karşıyım ama etimden de peynirimden de vazgeçemem” diyoruz.
Çünkü “endüstride hayvanlara yapılanlara karşı veganım ama köy sütü ve peyniri daha farklı tabii” diyoruz.
Çünkü hayvanları İYİ BAKILMASI GEREKEN EŞYALAR olarak görüyoruz.
Elimizden ve aklımızdan çektikleri yeter. Artık hayvanların insan eşyası olmasına karşı durmak, tabağımıza koyduğumuz, üzerimize giydiğimiz köleliği ve katliamı yaşamımızdan çıkarmak ve bu duruştan gerek davranışta gerekse diğerlerine anlatırken en ufak bir taviz vermemek gerekiyor.
“Mutlu” adaletsizlik yoktur. Vegan olun. Veganlıktan azını asla kabul etmeyin ve savunmayın. Başkalarının yaşamları üzerine pazarlık yapmaya hakkımız yok. Hakkımız olduğunu düşündüğümüz anda “on iki anne ve on üç yavru"nun katledilmiş bedenleri kavanozlara giriyor, unutmayın.

Bir Cevap Yazın