Sığınmacılar Komşumuzdur, Düşmanımız Değil

Son bir haftadır sosyal medya üzerinde süren, sokaklara da taşınacağının sinyalleri görülmekte olan ve Suriyeli sığınmacıları hedef alan bir kampanya, ırkçılığın ve “yabancı düşmanlığının” nasıl hızlı bir şekilde yayılıp ürkütücü boyutlara ulaşabildiğinin ve bu ayrımcı fikirlerle mücadelenin aciliyetinin bir göstergesi halini aldı.

Yaşadıkları yerde, iç savaşla başlayan ve başka devletlerin ve devlet olmayan silahlı güçlerin müdahaleleriyle daha da yıkıcı boyutlara ulaşan bir savaş ve şiddet ortamından uzaklaşıp yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca kişi, ne yazık ki gittikleri yerlerde de huzur ve güvenlik değil düşmanlık ve ayrımcılıkla karşılaşıyor. Bu baskı ve ayrımcılık öylesine güçlü ve düşmanca ki sığınmacıları bulundukları yerlerde kalamamaya, sonu pek çok defa ölümle biten güvencesiz yollarla başka topraklara yeniden göç etmeye zorluyor.

Son yıllarda tüm dünyada milliyetçi-ırkçı siyasetin alametifarikası haline gelmiş olan bu tarz sığınmacı ve göçmen karşıtı düşmanca kampanyalar, ortak noktaları hayatta kalabilmek adına evini, yurdunu terk edip gitmek zorunda bırakılmış olmaları olan, birbirinden farklı yaşamları ve hayalleri olan milyonlarca kişiyi tek tipleştirip, onları yoksulluğun ve güvensizliğin sebebi gibi göstererek düşmanlaştırıyor.

Bunun bir parçası olmayı reddetmeliyiz.
Yoksulluğun, güvensizliğin ve şiddetin sorumlusu sığınmacılar değil. Bizi ilgilendiren kısım, evleri, mahalleleri, hatta şehirleri yok olmuş bu insanların tıpkı bizler gibi kendilerini güvende hissetmeye ihtiyaç duymaları olmalı. Sadece şurada değil de orada doğdukları için onları güvensizliğe, yaşamak istemedikleri ya da yaşamalarına imkan tanınmayan topraklara, hak ihlallerine ve sessizliğe mahkum edebilirmişiz gibi davranmayalım. Sığınmacılar, sokaklarımıza, mahallelerimize taşınan yeni komşularımızdır, düşmanlarımız değil.

Toplumlarımız ayrımcılığı, düşmanlığı ve kişileri kişi olmaktan çıkarıp bir nesneymiş gibi görmeyi kabul edilebilir buldukça yoksulluk, güvensizlik ve şiddet de mevcudiyetini sürdürecek. Bunlara olan tepkimizi, bunların mağdurlarına yöneltmek yerine, ayrımcılığa ve şiddete yöneltelim, insanları ve insan harici hayvanları ölüme ve acı çekmeye mahkum eden savaş politikalarını yürütenlere yöneltelim, dünyayı sınırlara, devletlere, milletlere bölüp bizlere de şu milletin üyesi ve bu devletin tebası olduğumuzu ve bu yüzden de şunlardan farklı ve ötekilere düşman olduğumuzu anlatan ideolojilere yöneltelim. Fakat en önemlisi bütün bunlara zemin hazırlayan toplumsal görüşü değiştirmek istiyorsak öncelikle kendimizi ayrımcılıklar konusunda bilgilendirmeli, hayatımızdan şiddet ve ayrımcılığı çıkartmak adına üstümüze düşenleri yapmalıyız.

Ayrımcılık, şiddet ve düşmanlık mevcut olduğu müddetçe hiçbirimiz güvende ve rahat olamayacağız. Irkçılıktan ve milliyetçilikten kurtulun. Vegan olun, tüm ayrımcılıklara karşı tutum alın, barışı ve şiddetsizliği savunun ve bu yöndeki toplumsal dönüşüm için çalışın. İnsan ve insan harici herkes için, nerede doğmuş olursa olsun haklarının tanındığı ve ihlal edilmediği bir dünya ancak o zaman mevcut olacak.


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin