
[Eğer vegan değilseniz, burada yer alan tartışmayı fazlasıyla ayrıntılı ve karmaşık bulabilirsiniz. Bu sebeple, ilk olarak www.NedenVegan.info adresinde bulunan metni okumanızı ve Sıkça Sorulan Sorular bölümünü inceleyip hayatınızdan hayvan kullanımını çıkartmak üzere gereken değişiklikleri yapmanızı önemli buluyoruz. Düşüncelerimiz eylemlerimizi etkilediği gibi, eylemlerimiz de düşüncelerimizi ve anlama biçimlerimizi etkiler. Daha da önemlisi, vegan olmak asgari yükümlülüğümüzdür.]
Hayvan hareketinde geçtiğimiz dönemde süren ve hayvan kullanımı konusunda “rıza” mefhumunun bir değişken olarak görülüp görülemeyeceğini konu alan bir tartışma mevcut ve bu tartışma dahilinde, insanların hayvanlardan onları “eşya statüsüne indirgemeden de” yararlanabileceklerine dair bazı fikirler dile getiriliyor. Bu aslında, gerek yüzlerce yıllık toplumsal inançlar gerekse iki yüzyıllık refahçı ideoloji tarafından pompalanan bir fikir. Ne de olsa, ilkokul kitaplarımızda ineklerin bize sütlerini “verdiği”, tavukların kümeslerin bakımı karşılığında bize “yumurtaları” ile ödeme yaptığı “mutlu” bir hayvan sömürüsü masalına maruz kalarak büyütüldük.
Bu masal, şimdi yeniden paketleniyor ve yaygınlık kazanıyor. Yeni paketin süsleri arasında, insanla hayvan arasındaki “insanmerkezci dikotomiyi” kaldırmak anlamında postmodernizm, insanlara ahlâki sınırlar koymamak anlamında özgürlükçülük ya da son dönemin ilgi çeken kuramsal kitaplarından Zoopolis’te olduğu gibi hayvanlara yurttaşlık hakları tanımak anlamında eşitlikçilik bulunuyor. Fakat paketin içinde hep aynı şey var: “Hayvanlar söz konusu olduğunda kullanıma değil, muameleye, yani kullanımın hangi biçimde gerçekleştiğine odaklanmalıyız” şeklindeki refahçı ideoloji.
Bu tartışmada Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım’ın net bir cevabı var: “Hayır, hayvan kullanımı her zaman yanlıştır. İnsan harici hayvanlar söz konusu olduğunda kullanıma rıza verilmesi ya da hayvanlarla karşılıklı anlaşmalar gerçekleştirilmesi gibi durumlar söz konusu olamaz. Sorun kullanımın nasıl gerçekleştiği değil, kullanımın bizzat kendisidir.”
Bu yazıda, bu cevabın sebebi olan kuramsal arka planı inceleyeceğiz. Bunu yaparken de hayvan kullanımının neden yanlış olduğu ve neden ahlâki asgarinin veganlık olduğuna dair temel ahlâk kuramının kavramlarını hatırlatmamız gerekecek.
Ahlâki Topluluk
Hayvan Haklarına Abolisyonist Yaklaşım, insan ve insan harici varlıkların en az bir adet ortak temel hakları olduğunu kabul eder: Bu temel hak, başkaları tarafından eşya (mal veya kaynak) muamelesi görmeme temel hakkıdır. Varlıkların iki kategoride yer aldığı bir ahlâki evreni varsayarız. Burada, (şey kelimesinin çoğulu manasında) eşya ve kişiler olmak üzere iki kategori bulunur. Şeyler, onlara atfettiğimiz değer kadar değeri olan, kendi ihtiyaçlarımız için kullanabileceğimiz, değiş tokuş edebileceğimiz varlıklardır. Yani, eşyaları amaçlarımızın aracı olarak kullanabiliriz. Örneğin, bir sandalye bir şeydir, bir salatalık bir şeydir, bir taş bir şeydir. Bunlar, eşya kategorisinde yer alır. Kişiler ise, bizim onlara atfettiğimiz değerle ilintisiz olarak, kendinde bir değer taşıyan varlıklardır. Bu değere içkin değer adı verilir. Örneğin, bir kedi bir kişidir, bir insan bir kişidir, bir tavuk bir kişidir. Kişiler, salt amaçlarımız için kullanabileceğimiz varlıklar değildirler.
İçkin değerin kaynağı hissedebilirliktir. Hissedebilme yetisine sahip varlıklar kendi yaşamlarına, bizim veya başka varlıkların bu yaşama atfettiği değerle ilintisiz olarak değer verirler, acıdan ve ölümden kaçınmaya çalışırlar. Kişiler, asgari düzeyde, hissedebilme yetilerinden kaynaklanan menfaatlere (acı çekmemek, eziyet görmemek, öldürülmemek gibi) sahiptirler. (Bu konuda daha kapsamlı argümanlar ve mantıksal deliller için bkz. Gary L. Francione, Hayvan Haklarına Giriş)
Öyleyse, ahlâki topluluk, yani ahlâki anlamda doğrudan yükümlülüklere sahip olduğumuz varlıklar kümesi hissedebilir varlıklardan yani insan ve insan harici varlıklardan oluşmaktadır. Bu yükümlülüklerin ilki ve diğer olası menfaat ve yükümlülüklerin tanınmasının temeli, ahlâki topluluğun üyelerine, yani kişilere eşya muamelesi yapmamak, onları salt amaçlarımızın araçları konumuna indirgememektir.
Akıl ve İrade
İnsanlara ve insan harici hayvanlara karşı doğrudan yükümlülüklerimizin olması, gerçekleştirdiğimiz eylemlerden ahlâki anlamda sorumlu olduğumuz anlamına gelir. Bu sorumluluk için en az iki kriteri yerine getirmemiz gerekiyor. Bunlardan ilki, yaptığımız eylemi anlayabiliyor olmamızdır. İkincisi ise, bu eylemi yapıp yapmama konusunda irade sahibi olmamızdır. Bunlar, düşünce yetisi ve eylemler üzerine refleksif olarak düşünmeyi sağlayacak gelişmiş zihinsel nitelikleri gerektirir. Hangi insanların bu niteliklere sahip olmadıkları ayrıca bir tartışma konusu olmakla birlikte, bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki insanlar ile ileri seviye zihinsel engellere sahip insanlar haricindeki insanların bu niteliklere sahip oldukları ve eylemlerinden ötürü ahlâki olarak sorumlu tutulabileceklerini varsayabiliriz.
Bu sebeple, bu yazıyı yazan bizlerin ve okuyan sizlerin dahil olduğu kategori, “ahlâki fail”ler [ing. Moral Agent] kategorisidir. Yaptığımız eylemleri yapmayı seçeriz, bunların sonuçlarını ön görebiliriz ve bunları bilerek ve anlayarak karar veririz. Bu sebeple de, ahlâki topluluğun diğer üyelerine yönelik ahlâki sorumluluklarımız ve yükümlülüklerimiz vardır.
Fakat ahlâki topluluğumuz yalnızca ahlâki faillerden oluşmaz. Ahlâki topluluğun içinde yer alan, onlara karşı doğrudan sorumluluklarımızın bulunduğu, ancak kendi davranışları üzerine rasyonel anlamda düşünme, karar verme ve davranışlar üzerinde irade sahibi olma gibi niteliklere sahip olmayan, dolayısıyla bu eylemlerden ahlâki olarak sorumlu olmayan varlıklar vardır. Örneğin insan harici hayvanlar ya da insan bebekler bu konumdadır. Hayvan hakları kuramcısı Tom Regan, ahlâki topluluğun bir parçası olan ancak ahlâki fail olmayan bu varlıkları sınıflandırmak için “ahlâki müteessir” [ing. Moral Patient] kavramını ortaya atmıştır. Ahlâki topluluk içerisindeki tüm varlıkların davranışları birbirine tesir eder, durumlarını daha iyiye ya da daha kötüye götürür. Ancak, yalnızca ahlâki failler bu davranışlardan ahlâki anlamda sorumludur. Bir ahlâki müteessir ile bir ahlâki fail arasında, içeriği ne olursa olsun gerçekleşecek herhangi bir etkileşimde sorumlu olan taraf yalnızca ahlâki faildir.
Bunu, naveganların veganlara sıkça sorduğu bir soru üzerinden örnekleyelim. Sıklıkla, “eğer biz insanların hayvanları kullanması ahlâki olarak yanlışsa, o halde aslanların da geyikleri yakalaması, öldürmesi ve yemesi de aynı biçimde ahlâki olarak yanlış mıdır?” sorusu ile karşılaşırız. Bu soruya, aslanların ahlâki değerlendirmeye tabii tutulamayacağı, çünkü aslanların davranışlarının sonuçlarını anlama ve bu davranıştan vazgeçip örneğin kendi kendilerine vegan beslenmeye karar verme gibi bir yetileri olmadığını anlatarak cevap veririz. Bu, yukarıda uzun uzun anlattığımız kuramsal yaklaşımın gündelik olarak ifade edilmiş, özetlenmiş halidir. Bu hemen hemen her veganın karşılaştığı bir soru olduğundan, neredeyse her veganın da bildiği bir cevaptır.
Hayvan Rızası: Refahçı bir Kavram
Rıza kavramı ahlâki topluluğun ahlâki fail niteliğini taşıyan kişileri arasındaki ilişkilerde kilit rolü olan bir kavramdır. Özgür iradeye ve yaptıklarını içeriği ve sonuçlarını anlayacak zihinsel kapasiteye sahip olan insanlarla çeşitli amaçlarımızı gerçekleştirmek üzere anlaşmalar yapabiliriz. Bu onları salt bir amacımızın aracı haline getirdiğimiz anlamına gelmez. Bu anlaşmalar kimi zaman bir dayanışma şeklinde (yani karşılıksız olarak) gerçekleşebilir, kimi zamansa bir alışveriş şeklinde.
Örneğin, bir arkadaşınız sizden okuması gereken bir yazıyı anlamadığı bir dilden anladığı bir dile çevirmenizi isteyebilir. Bunu tamamen iyilik olarak yapabilir veya örneğin karşılığında bir miktar para ödemesini veya başka bir işi halletmesini isteyebilirsiniz. Eğer bu şartlar her iki taraf için de uygunsa özgür iradeye sahip iki insan arasında bir sözleşme yapılmış demektir (bunun illaki yazılı sözleşme olması gerekmez). Bu durumda, arkadaşınızın sizi salt amacının aracı olarak kullandığı söylenemez. Çünkü bu eylemi yapmak üzere rıza vermiş olduğunuz görülmektedir.
Aynı senaryoyu, bu kişinin sizi bir odaya hapsettiği ve eğer bu yazıyı çevirmezseniz odadan çıkamayacağınızı söylediği bir senaryo ile, ya da başınıza bir silah dayayıp eğer yazıyı çevirmezseniz tetiği çekeceğini söylediği bir senaryo ile karşılaştırın. Bu durumda rızadan bahsedilemez, çünkü karar verme yetiniz gasp edilmiş, çaresiz bırakılmışsınızdır. Bu, bir amacın aracı haline getirildiğiniz, kişi statünüzün yok sayıldığı bir durumdur. Tehdit, şiddet, kandırma, zorunda bırakma şeklinde gerçekleşen eylemlerde rıza yoktur.
Pek çoğumuz, ilk örneği ahlâken kabul edilebilir bulurken, sonraki paragraftaki örneği ahlâki olarak kabul edilemez bir suç olarak görürüz. Ahlâki failler arasındaki ilişkilerde rızanın yeri budur.
Hayvanlarla, ilk örnektekine benzer ilişkiler kuramayız. Pek çok hayvan istismarcısı, hayvanlarla karşılıklı alış verişlerde bulunduğu bir dünyanın fantezisini kurar. Sözde, onlar hayvanlara barınak, su ve yem vermekte ve onlar da bu iyiliğin karşılığını beden çıktılarıyla, özgürlükleri ve canlarıyla ödemektedir. Bu gülünç bir denklemdir, çünkü insanların kullandığı hayvanlar, bundan binlerce yıl önce “evcil hale getirilmiş”, yani şiddet ve seçici çiftleştirme gibi yöntemler kullanılarak insanlara bağımlı hale getirilmiş, insanlar tarafından mülkleştirilmiştir. Onları bu duruma getiren ve insana bağımlı olacak yeni nesillerin üremesinin sürmesine sebep olan insanlardır.
Durum buyken, evcilleştirilmiş hayvanlarla karşılıklı ilişkiler kurduğumuzu söylemek, ikinci örneğin özgürce gerçekleştirilen bir alış veriş olduğunu söylemeye benzer. İkinci örnekteki kişinin “O bir çeviri yaptı ve ben de karşılığında onu hapsettiğim odaya yemek ve su sağladım.” demesi manasızdır, çünkü en başından sizi odaya hapseden oydu. Başınıza silah dayayan birinin “O bir çeviri yaptı ve ben de silahın namlusunu onun başından çektim” diyerek bunu özgürce gerçekleştirilen rızaya dayalı bir ilişki biçiminde tarif etmesi anlamsızdır. Benzer biçimde, hayvanları kendi taleplerimize itaat eder bir duruma getirme amacıyla gerçekleştirilmiş olan evcilleştirme süreci, içerdiği itaat yönlendirmesi sebebiyle, rıza gibi bir olasılığı en baştan ortadan kaldırmaktadır.
Fakat böyle olmayan durumlarda dahi, rızadan bahsetmemiz anlamsız olacaktır. Aslanların geyikleri öldürürken bu davranıştan ahlâki olarak sorumlu olmadıklarını kabul ediyorsak, insan harici hayvanların kendi davranışları üzerine ahlâki olarak düşünmek gibi bir yetiye sahip olmadıklarının farkındayızdır. Dolayısıyla, bilinçli olarak karar verip sizinle işbirliği yaptıklarını düşünmek için hiçbir sebep yoktur. Parklardan küçük yaştaki çocukları çeşitli vaatlerde bulunarak kaçıran bir kişiyi düşünün. Küçük çocukların, kendi rızalarıyla onunla beraber geldiğini söylemesinin bir manası var mıdır?
Hayvan kullanımı söz konusu olduğunda rıza kavramı, refahçı ideolojinin tamamıyla evcilleştirmenin ve hayvan kullanımının temelinde yatan ahlâki yanlışlığı meşru göstermek için devreye soktuğu bir kavramdır. Evcilleştirmenin hayvanları eşya haline getirmek anlamına geldiğini ve hayvan kullanımının her daim yanlış olduğunu bilen herkes için bu oldukça nettir.
Cinsellik: Farklı Bir Vaka Değil
Yeni refahçı hareketin fikri önderi, Hayvan Özgürleşmesi kitabının yazarı Peter Singer, 2001 yılında The Nerve isimli yayın için kaleme aldığı Heavy Petting başlıklı yazısında, pek çok hayvan kullanımı biçimini savunmasına benzer bir şekilde, hayvanlarla insanlar arasında, her iki tarafın da zevk alacağı biçimlerde cinsel ilişkilerin bir toplumsal tabu olmanın ötesinde ahlâki olarak problem teşkil etmediğini öne sürmüştür.
Benzer fikirlerin bugün hayvan hareketinde dile getirildiğini gözlemliyoruz. Burada öne sürülen fikir, hayvan kullanımına dair benzer tartışmalara paralel olarak insan harici hayvanların da bu tarz ilişkilerde rızaları olabileceği ve bu sebepten bu “ilişkilerin” hayvanları salt bir araca indirgemek olmayabileceği, dolayısıyla bu “ilişkinin” bir kullanım sayılamayacağı iddiasına dayanıyor.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, hayvanlarla rıza, anlaşma, sözleşme, karşılıklı fayda gibi kategorilerle değerlendirilebilecek ilişkiler kurmamız mümkün değildir. Rıza, ancak ve ancak ahlâki failler arasındaki ilişkilerde bir değişken olarak görülebilir. Yetişkinlerin küçük çocuklarla ilişkilerinin ahlâken kabul edilemez bulunması ya da zihinsel olarak karar veremeyecek kadar sarhoş ya da baygın durumda olan kişilerle cinsel ilişkinin tecavüz kapsamında değerlendirilmesi de benzer sebeplere dayanır.
Bu sözümüzün cinsel özgürlüklere dair bir sınırlama olarak algılanmaması önemlidir. Zira, cinsel özgürlük, birden fazla kişiyi içerdiği durumlar söz konusu olduğunda, en az iki adet bilinci yerinde, reşit (yani kendi eylemlerinden sorumlu tutulabilecek yetişkinlikte olan) kişinin arasındaki ilişkiye dışarıdan birilerinin müdahale etmemesi şeklinde tanımlanabilir. Bu anlamda bu özgürlüğe kimsenin müdahale etme hakkı yoktur. Ancak Singer’ın ve benzer fikirleri taşıyanların öne sürdükleri mesele bir cinsel özgürlük meselesi değil, bir hayvan kullanımı meselesidir. İnsan harici hayvanlar ahlâki fail değildirler, davranışları ahlâki failler arası bir kavram olan rıza üzerinden açıklanamaz. Yani, hayvan bedenlerinden cinsel anlamda menfaat elde etmek bir hayvan kullanımı biçimidir, tüm kullanımlar gibi bir istismardır. Tıpkı cinsel tecavüzün tecavüze uğrayan kişinin bedenini salt bir nesneye çevirmesi gibi hayvan bedenlerinden cinsel anlamda menfaat elde etmek de hayvan bedenlerini bir eşya statüsüne indirgemektir ve ahlâki olarak yanlıştır.
Yine aynı sebepten, hayvanların cinsel menfaat elde etmek için kullanımını, reşit ve bilinci yerinde olan insanlar arasındaki rızaya dayalı cinsellik edimleri ile karşılaştırmak, bu kullanımı toplumun keyfi olarak dışladığı ve tabulaştırdığı cinselliklerle bir tutmak da hem yanlış hem de mevcut yasakçı genel ahlâk anlayışının mağdurları açısından tehlike arz edicidir. Burada sorunlu olan kavram “cinsel menfaat” kavramı değildir; iki ahlâki failin birbirlerinden cinsel, duygusal ya da entelektüel haz odaklı menfaatler gözetmesi iki tarafın da hakları dahilinde olmanın da ötesinde, insan ilişkilerinde temel teşkil eden unsurlardır. Sorunlu olan, cinsel menfaatleri karşılaması beklenen kişinin ahlâki fail olmamasıdır.
2001 yılında yazılan makalenin sahibi olan Peter Singer, aynı zamanda hayvanların “eziyet görmedikleri” müddetçe gıda, giyim, deney ve eğlence amaçlarıyla kullanılabileceğini, hayvanların başkasının mülkü olmamaktan ya da öldürülmemekten çıkarları olmadığını, hayvanlara iyi bir şekilde bakıp onları acısız bir şekilde öldürmenin problem teşkil etmediğini de söyleyen, kurumsal istismarcılara teşekkür ve destek mektupları gönderen bir kişi. Singer’ın haz ve acı üzerine kurduğu ve her defasında hayvan kullanımını desteklemekte olan felsefesi içinden “eğer ortada eziyet yoksa ve karşılıklı haz varsa bu ilişkide problem yoktur” gibi bir sonuca varmasını şaşırtıcı bulmuyoruz. Ancak kendisini hayvan hakları savunucusu olarak adlandıran ve hayvanları gıda veya giyim gibi amaçlarla kullanmanın yanlış olduğunu bilen kişilerin de benzer sonuçlara varması oldukça şaşırtıcı.
Hayvan savunucuları, hayvan bedenlerinin cinsel amaçlarla kullanımının aynı bedenlerin gıda, giyim, eğlence ya da deney amacıyla kullanılmasından farklı olmadığını görmeli, tüm kullanımları tavizsiz ve tutarlı biçimde reddetmelidir. Bunu da cinselliğe ya da “cinsel sapkınlığa” dair bir mesele olarak ele almamalı, hayvanların cinsel amaçlı kullanımının diğer kullanımlarla ilişkisine, yani türcülüğe ve naveganlığa işaret etmelidir. Aksi halde hem ahlâki faillerin cinsel özgürlüklerine zarar verecek biçimde oluşmuş tabuları destekler, hem de diğerlerinden farksız bir hayvan kullanımı meselesini bir cinsel sapkınlık meselesi şeklinde yansıtarak hayvan haklarına dair asıl sorunun, yani hayvanlara atanan eşya statüsünün fark edilmesi gereken bir biçiminin üzerini örtmüş olur.
Sonuç
Hayvanlarla ilgili problem hayvanları ne şekillerde kullandığımız değil, hayvanları kullanıyor olmamızdır. Hayvan kullanımını meşru göstermek için, hayvanların da bu kullanım esnasında mutlu olduklarını öne sürmek, hatta bu kullanıma razı olduklarını öne sürmek hayvan refahı ideolojisinin kendisini savunma biçimlerinden biridir. Hayvan kullanımı “rıza” gibi bir değişken öne sürülerek gerekçelendirilemez.
Evcilleştirme, hayvanları insanlara bağımlı hale getirmiş, yaşamlarını ve özgürlüklerini insanların mülkü konumuna sokmuştur. Hayvan hakları mücadelesi, evcilleştirmeyi ve hayvan kullanımını bitirmeyi amaçlar. Hayvan hakları hareketi, evcilleştirmenin devamının savunusunun yahut hayvanlarla daha insani ilişki biçimlerinin arayışının yeri olmamalıdır. Unutmamamız gereken şudur ki, şu an etrafımızda olan hayvanların hemen hepsi etrafımızda olmaya mecbur ettiğimiz, itaatlerini elde etmek için bedenleriyle ve davranışlarıyla oynadığımız hayvanlardır. Hayatlarıyla alelade bir eşya gibi oynanan bu hayvanlarla kurabileceğimiz tek meşru ilişki, yaşamlarını kolaylaştırma çabası ve eşya olmaya modifiye edilmiş yeni hayvanların dünyaya gelmemesini sağlamaktır. Hayvanlarla kurduğumuz ilişkilere dair ortaya atılan meseleler ise navegan bir toplumun meseleleridir. Hayvan kullanımı ve evcilleştirme gibi korkunç adaletsizliklerin ortadan kalktığı bir toplumda evcil hayvan zaten olmaz. Eğer etrafınızda evcil hayvan olmaması fikrinin sizi üzdüğünü gözlemlerseniz, bu hissinizin içerdiği bencilliği ve adaletsizliği görmeli ve bundan kurtulmalısınız.

Bir Cevap Yazın