(Bu yazı daha önce Vegan Abolisyon dergisinin 1. sayısında yayınlanmıştır)

Veganlar, sizce kısıtlı zamanımızı, paramızı ve enerjimizi,
a) Tek konulu kampanyalarla vegan olmayan bir dünyanın belirtilerini iyileştirmeye mi harcamalıyız?
b) Yoksa veganlık anlatarak vegan olmayan bir dünyanın vegan olmama hastalığını tedavi etmeye mi harcamalıyız?
Şu an sadece Amerika’da tek bir sirkteki hayvanlar arasından sadece fillere daha iyi muamele edilmesini savunanların yaptığı ödeme: 16 Milyon Dolar! Mesele şu; Amerika’da bir sirkle hayvan refahı savunan örgütler arasında ‘fillere iyi davranmama’ (filleri kullanıp kullanmama değil) sebebiyle süren 14 yıllık bir dava var. Bu dava geçen günlerde sirkin bu süre içindeki ticari kaybı sebebiyle hayvan örgütlerinden 16 milyon dolar para almasıyla sonuçlanıyor. Sirk sahibi kendilerine yapılan suçlamayı “çocuk yuvası öğretmenini kendi öğrencilerini taciz etmekle suçlama” şeklinde görüyor ve dayanaksız olduğunu söyleyerek hayvan örgütlerinin kendisine itibar kaybettirdiğini belirtiyor. Çünkü sorun olarak görülen ‘fillerin kullanılıyor olması’ değil, fillerin ‘nasıl kullanıldığı’. Taraflar hayvan kullanımının normal olduğu kabulü üzerinden tartışıyor. Sonuç: Hayvan örgütü bağışçılarının cebinden çıkan 16 Milyon Dolar!
(Kaynak: http://abcnews.go.com/US/wireStory/animal-groups-agree-pay-16m-ringling-23730976)
16 Milyon Dolar = Türkiye’de asgari ücretin 45.000 katı.
16 Milyon Dolar = 80 Milyon adet Hayvanlara Adil Davranma Kılavuzu
16 Milyon Dolar = Her birinde en az 20 kişinin veganlık süreçlerinin başladığı 800.000 tane Vegan Eylem Günü’nün maliyeti.
16 Milyon Dolar = 16 Milyon Vegan. Türkiye nüfusunun 5’te biri.
16 Milyon Dolar = Türkiye’deki her 5 kişiden birinin vegan olması. Milyonlarca hayvanın insan boyunduruğundan kurtulması. Hayvan kullanmanın değil kullanmamanın norm olduğu bir topluma geçiş.
16 Milyon Dolar = Çoğu vegan olmayan onbinlerce insanın hayvan örgütlerine yaptığı vicdan rahatlatma bağışı.
Henüz Türkiye’de hayvan refahı kampanyalarına milyonlarca dolar yatırmaya başlamadık. Avantajlı durumdayız. Bu avantajı hayvanların lehine kullanalım. Ayıracağımız para, zaman ve enerjiyi insanlara vegan olup hayvan kullanmayı reddetmenin hayvanlara adil davranmanın asgarisi olduğunu anlatmak için kullanalım. Çünkü öyle. Çünkü diğer tüm politik hareketlerden farklı olarak, bu hak mücadelesine sözle yazıyla değil yediğimizle giydiğimizle, özel hayatımızın tamamıyla dahil olmamız gerekiyor. Çünkü başka yolu yok. Ağzımız hayvanlara özgürlük derken mutfağımız ve gardrobumuz hayvanlara kölelik talebinde bulunduğu sürece daha fazla hayvan daha fazla biçimde kullanılmaya, sömürülmeye devam edecek. Buna hakkımız yok.
Vegan olmak ve veganlık anlatmak ‘pasif’ eylemler değildir. Dövizli sloganlı tek konulu eylemlerin yüceltilmesiyle pasif gösterilmeye çalışılmaktadırlar, çünkü yaşam biçimini değiştirmek ve sokakta hiç tanımadığı insanlara yaşam biçimini değiştirmesi gerektiğinden bahsetmek birçok kişiye zor gelmektedir; hayvanların haklarını iade etmenin tek yolu olan bu eylem biçimlerinden kurtulup yine de kendilerini hayvanları kurtarıyor gibi hissetmek isteyen birçok kişiden (vegan olmayan omnivorlar, vejetaryenler, fleksitaryenler, veganlık anlatmayan veganlar vs.) vegan olup veganlık anlatma eylemlerini sindirme girişimlerine rastlarsınız; bunu size de söyleyebilirler ve hayvan kullanımının norm olduğu bir dünyada bu söylemlerle karşılaştığınızda onlara kapılabilir, kendinizi bu 16 milyon doların katkı sahiplerinden biri olarak, ya da ‘mutlu sömürü’ ürünü tüketip yunus parkı protestolarına katılmış olarak, ya da vegan olmuş fakat veganlık anlatmak yerine vegan arkadaşlarınıza “hayvan sorunu sistem sorunu”, “insan türü yok olsun”, “mezbahaları yaksak sorun çözülür” vs. anlatırken bulabilirsiniz.
Hepsinin yolu hayvan refahına, yani “mutlu sömürü’’ye gider. ’’Mutlu sömürü” ise hayvanları değil insanları mutlu eder, içlerini rahatlatır. Hayvanlara haklarını iade etmenin tek yolu, önce vegan olarak hayvanların mal ve kaynak statüsünü tanımadığınıza dair tutarlı bir beyanda bulunmak, ardından diğer insanları aynı beyanı yapmaya teşvik etmektir. Hayvan kullanmanın bir toplumsal norm olduğunu ve veganlıktan daha azını uygulayıp savunmanın bu norma hizmet ettiğini unutmayalım. Bu noktada:
- Yunus parkı protestosu, deney protestosu, sirk protestosu vs. gibi tek konulu eylemlerde arada sırada “vegan ol” diye bağırmak, birkaç dövize “kürk deri et hepsi cinayet” yazmak veganlık anlatmak değildir. Sokağa çıkıp veganlık anlattığınızda görürsünüz ki, insanların veganlık anlattığınızı anlaması için net olarak ve sadece veganlık anlatmanız, bunu da nedenleri ve nasıllarıyla kapsamlı bir biçimde yaparak o kişiyle eylemden sonra da sürecek bir irtibat başlatmanız gerekir. Tek konulu bir eylem doğası gereği konusuna odaklanır; tek konulu eylemde veganlık anlatmak *zaten vegan olmaya meyilli olan ve siz olmadan da vegan olacak birkaç kişi dışında* kimseye ulaşmaz.
- Vejetaryenliği, “mutlu sömürü” ürünleri kullanmayı, etsiz pazartesileri veganlık adımı olarak önermek, siz tüm gerekçeleriyle veganlık anlatsanız dahi vegan olmayan bir dünyada “veganlık dışında da meşru bulduğunuz hayvanlara adil davranma yolları olduğu” mesajını verir. Çünkü adım olarak “bazı hayvanları kullanmayı ve bazılarını kullanmamayı” önermektesinizdir. Bu öneriyi sizden almanın verdiği rahatlama, meseleyle yeni tanışan kişi için önerilerinizin içerdiği diğer hayvan kullanımlarını kalıcı hale getirecek, duyarlı ve araştırmacı biri için bile arada birçok hayvanın kullanıldığı bir gecikmeye yol açacaktır. Neden vegan olmadığını anlamakta güçlük çektiğimiz birçok vejetaryen ya da fleksitaryenin kafasında hayvan kullanımı halen normdur. Bu normu değiştirmemek ve yeni normu ilkeleştirmemek hayvan meselesini kişiden kişiye görecelilik arzeden vicdanlara terketmektir. Vicdanla gelinen nokta ise en fazla vejetaryenlik, fleksitaryenlik, ya da bazı konfor eksiklikleriyle karşılaşıldığında geri dönüş yolu açık bir veganlıktır.
- Vegan olmaya karar vermeniz ya da vegan olmanız, türcülük hakkında herşeyi bildiğinizin göstergesi değildir. Bunu bir okulun giriş sınavlarına benzetebiliriz. Sınavı kazanmanız, ihtiyaç duyduğunuz bilgileri almanın yolunu açtığınız anlamına gelir, o bilgileri edindiğiniz anlamına gelmez. Okulu bitirmeden okuduğunuz bölümün öğretmeni olmazsınız. Vegan olduğunuzda da türcülük ve hayvan meselesini doğru bir açıdan anlamanın yolunu açarsınız (türcülüğün gerçekte ne olduğunu ve ne kadar yerleşik olduğunu anlamanın yolunu vegan olmadan açmanız mümkün değildir, çünkü anlamanız zaten anlama sürecinin bir noktasında vegan olmanızı gerektirir). Veganların yeterince okuyup araştırmadan veganlık ya da hayvan meselesi anlatmaları insanları veganlıktan soğutmaya kadar gidebilmektedir. Tutarlı bir veganlık anlatımı için okunabilecek en temel kitaplardan biri Türkçe’de mevcuttur: Gary L. Francione, ‘Hayvan Haklarına Giriş’, İletişim Yayınları’. Türkçe’ye çevrilmiş ve net bir veganlık mesajı yerine hayvan refahı mesajı vermeyen başka bir kitap henüz yok. Fakat yazılar ve makaleler var ve herkese açık:
http://abolisyonistveganhareket.org
Bu kitapların ve makalelerin savunduğu fikirlere ikna olmanız abolisyonist hayvan hakları hareketine ikna olmanız anlamına gelir. Şu an Türkiye’deki tek abolisyonist hayvan hakları hareketi Abolisyonist Vegan Hareket’tir ve fikirlere ikna olduysanız bize katılmanızı çok isteriz.
- İkna olmadınız mı? Tek konulu eylemlerde de veganlık anlatabileceğinizi ya da hem tek konulu eylem hem de vegan eylem düzenleyebileceğinizi ya da ikisine de katılabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Öyleyse en azından veganlığa dair yanıltıcı söylemlerden uzak durmak isteyebilirsiniz.
Veganların veganlık anlatırken sıklıkla düştüğü yanılgılardan birkaçı aşağıda:
“Vegan olmak hayvan endüstrisine karşı olmaktır.”
Değildir. Çünkü endüstriyel hayvancılık dışındaki hayvan kullanımları da (köy eti, köy sütü, köy yumurtası, köy arıcılığı ve diğer bireysel hayvan ticaretleri) hayvanlara eşit adaletsizliktedir. Tüm bu adaletsizliklerin sebebi, bu adaletsizliklerin talep görmesidir. Bir hayvanı kaynak olarak kullanmakla bu kullanımın ürünlerini satın almak arasında hiçbir fark yoktur; bir insan öldürmekle onun ölmesi için katil kiralamak arasında fark olmadığı gibi. Siz bu farkı ortaya koymazsanız, ‘mutlu sömürü’ olarak nitelendirilen küçük işletme ve bireysel hayvan kullanımlarıyla elde edilen ürünleri kullananları asla ikna edemezsiniz. İnsanlara sorunun hayvan kullanımını normal addetmeleri ve hayvan kullanımı ürünleri talep etmeleri olduğunu ve hayvanların hiçbir zorunluluk olmadığı halde zarar görmelerini engellemenin tek yolunun da hayvan kullanmayı ve hayvan kullanımı ürünlerini reddetmek olduğunu anlatmalısınız.
“Vegan olmak dini inanç sahibi olmamaktır.”
Değildir. Hele de dini inanç sahibi olmayan bir vegansanız, dini inanç sahibi insanların büyük çoğunlukta olduğu bir toplumun hayvan kullanımına bakış açısını bu argümanla değiştirmeniz mümkün değildir. Üstelik her dini inançtan birçok kişi vegan olmakta, dini inanç sahibi olmayan birçok kişi de henüz vegan olmayı düşünmemektedir. Hayvanlara adil davranmanın onları kullanmamak olduğunu doğru argümanlarla ifade ettiğiniz her dini inançtan kişiye vegan olmanın yolunu açarsınız. O dini inancın mensubu olmadığınız halde inançlı kişiye veganlık anlatmak adına din dersi vermeye yeltenirseniz o kişiyi kaybetmeniz muhtemeldir. İnsanların inançları yerine iradelerine yönelmeli ve hayvanlara gereksiz yere zarar vermeyi yanlış bulma konusundaki ortaklaşma temelinden yola çıkmalısınız. Bu ortaklaşmanın kapsamına ikna olan kişiler herhangi bir inancın içinden vegan olmanın yolunu bulabilmektedirler.
“Vegan olmak yetmez / imkânsızdır ama vegan olmak gerekir.”
Veganlığın tek bir tanımı vardır, onu da 1944’te ‘vegan’ kelimesini ortaya koyan Donald Watson belirtmiştir:
“Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, yumurta, bal, hayvansal süt ve türevlerini dışlayıp bitkiler aleminin ürünleriyle yaşamayı ve tamamen ya da kısmen hayvanlardan üretilen tüm ticari malların alternatiflerini kullanmak şeklinde pratiğe dökülür.”
Veganlığın yaşam pratiklerinde nasıl yer alacağı açıkça belirtilmiştir; dünyanın birçok yeri gibi Türkiye’de de nadir istisnalar dışında (ki bu istisnalara bizim çare bulamamamız istisnayı yaşayan kişinin veganlığa ikna olduğunda çare bulamayacağını göstermez, birçok istisnai durumun çözümü bulunmuştur, bulunmaya da devam edilecektir) herhangi bir imkânsızlık içermemektedir. Şu an bir vegan hapishanede dahi vegan yaşam talep etme hakkına sahiptir ve bu hak kazanılmış bir haktır.
Vegan olmanın yetmediğini düşünebilirsiniz (veganlık bir asgaridir, hayvanlara temel haklarını iade etmeye giden yolun ikinci adımı mesele hakkında yeterince bilgi edinmek, üçüncü adımı da bu bilgiler ışığında veganlık anlatmaktır) fakat ‘veganlık yetmez’ argümanıyla hayvan kullanımının norm olduğu bir toplumun ortalama bireyinde bırakacağınız etki ‘ne yapsam yetmeyecek demek ki, vegan olmanın da bir anlamı yok’ olacaktır. Üstelik hayvan örgütlerinin ‘araba yerine bisiklete bindiğinizde hayvanlara vegan olmaktan daha çok katkınız olabilir’ gibi söylemlerinin dolaştığı bir ortamda veganlığa yetmez demek, vegan olmak suretiyle hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddetmeye dair tutarlı bir beyanda bulunacak kişiyi bisiklete binmeye yönlendirmekten başka işe yaramaz. Çünkü hayvan kullanımının bu kadar yerleşik olduğu bir toplumda bisiklete binmek birçok kişiye et-süt-yoğurt-peynir-yumurta-bal-deri-kürk-yün-ipek-hayvan kullanımı içeren kozmetik kullanmaktan daha kolay gelecektir. “Peynirden vazgeçemiyorum”un alt metni “aslında hayvan kullanmakta pek de sakınca görmüyorum”dur. Bu topluma vegan olarak hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddettiğinizi beyan etmeniz yetmez demek çok ikna edicidir; çünkü yetmezliğin çaresizliğine ikna olarak birşey yapmamayı gerekçelendirmek kolaydır.
“Hayvan sorunu bir sistem/kapitalizm sorunudur.”
Değildir. Kapitalizmden ve ‘sistem’ soyutlamasıyla kastedilen toplumsal/kurumsal düzenden önce de hayvanlar kullanılıyordu. Binlerce yıllık kullanım sorununu birkaç yüzyılın toplumsal düzenine indirgemek, olası bir sistem değişiminin içereceği hayvan kullanımını engellemenin önünü kapatmaktır. Hayvanların ‘mal ve kaynak’ olarak görüldüğü bir toplumda yaşamanın ne anlama geldiğini görmemiz gerekiyor: Toplum gözünde evdeki masa ne kadar malsa hayvan da o kadar maldır. Farklı biçimlerde iki mal olarak görülmeleri ikisinin de mal olarak görüldüğü gerçeğini değiştirmez. Hayvan meselesi sistemden ayrı tutulmadıkça, yeni kurulan bir toplum düzeninde masaya yapılan muamele neyse hayvana yapılan muamele de o olacaktır.
“Hayvan sorunu bir tüketim sorunudur.”
Değildir. Üstelik bunu böyle ifade etmek hayvanların tüketilebilir mülk statüsünü iyice yerleştirmektedir. Veganlık yaşam pratiklerimize tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek şeklinde yansımaktadır fakat veganlığı bir tüketim meselesine indirgediğimiz noktada ‘hayvansal ürün tüketimini azaltmanın da hayvanlara fayda sağladığı ve meseleye dair geçerli bir konum teşkil ettiği’ algısını yaratırız. Bu o kadar temel ve yaygın bir hatadır ki tüm dünyada yankı bulan Etsiz Pazartesi kampanyasını ortaya çıkarmıştır. Hayvan kullanımının tamamen yanlış olduğunu etik olarak ve bir adalet meselesi olarak kabul etmeyen kimse hayatından taviz vermek istemez; hayvan meselesini de insandan insana değişen bir ‘vicdan’ muhasebesinden çıkan sonuçlara teslim etmiş oluruz. Bu teslimin sonucu 200 yıllık hayvan refahı hareketi, bu hareketin sonucu da her yıl onmilyarlarca hayvanın (dünya insan nüfusu 7,2 milyar) katledilmesi ve bu sayının yıldan yıla artması olmuştur.
“İnsan otçuldur.”
Değildir. İnsanlar çeşitli biçimlerde hayvan tüketerek de, hayvan tüketmeden de hayatta kalabilmekte ve gayet sağlıklı ve mutlu yaşayabilmektedirler. Bu da insan etçildir-otçuldur tartışmalarını yanlış ve gereksiz kılmakla birlikte asıl meselenin altını çizmektedir: İNSANIN HAYVAN KULLANMADAN *DA* SAĞLIKLI YAŞAYABİLMESİ HAYVAN KULLANIMINI *KEYFÎ* HALE GETİRMEKTEDİR. Bir vegan olarak bu argümanla yaklaştığınız her vegan olmayan kişiyi ikna edebilirsiniz ve daha da önemlisi, doğru bilgilendirmiş olursunuz.
Unutmayalım, türcülük de diğer tüm ayrımcılıklar gibi bir ayrımcılık biçimidir ve hem en uzun süredir kabul göreni hem de en yaygın ve yerleşik olanı olduğu için içimizden tamamen temizlemesi en zor olanıdır. Genelde türcülüğün yol açtığı acıları çeşitli sosyal medya kanallarından göre göre hayvan meselesine uyanırız ve ilk tepkimiz de 200 yıllık refah geleneği ve bu gelenek doğrultusunda sosyal medya kanallarının gösterdiklerini gösterme biçimlerinden de kaynaklanan bir biçimde türcülüğün yol açtıklarını tek tek ve gördüğümüz kadarıyla temizlemeye yönelik olur. Tek konulu eylem bu yüzden ilk akla gelendir ve gidebileceği en son ve en başarılı nokta türcülüğü değil yol açtıklarından birini temizlemektir. Toplum türcü oldukça ise yine gelinebilecek en son ve en başarılı nokta bir sorun yok edilirken bir diğerinin üremesidir. Türcülüğü yok etmenin yolu hayvan kullanımının normal değil yanlış olduğu bir toplumsal algı yaratmak adına önce vegan olup bu algının bir parçası olmak, sonra da veganlığı yaymak suretiyle parçası olduğumuz algıyı yaygınlaştırmaktır.
Sizinle hayvan meselesi hakkında tam olarak aynı fikirde olabiliriz ya da olmayabiliriz; fakat çok uzun zamandır tek eylem biçimi olarak insanlara veganlık anlatmayı benimsemenin, nasıl anlatmamız gerektiği hakkında uzun okumalar yapmanın, tartışmanın, bu tartışmaları defalarca pratiğe dökmenin deneyimini taşıyoruz. Nasıl veganlık anlatacağınızı sorun, elimizde ne kadar bilgi ve deneyim varsa memnuniyetle paylaşalım. Bize doğrudan ulaşmak için facebook sayfamıza mesaj atabilir (https://www.facebook.com/abolisyonistvegan) ya da mail adresimize mail yollayabilirsiniz (veganabolisyon@gmail.com). Hayvan kullanımının değil hayvan kullanmamanın norm olduğu bir dünyayı birlikte kurmak dileğiyle.

Bir Cevap Yazın