Problem: İnsanlara ve İnsan Dışı Hayvanlara birbirlerinden farklı davranıyor olmamız.
Eğer hayvan sömürüsünü meşru görmüyorsak, sözümona “insani” veya “mutlu” hayvan sömürüyü de savunmamalıyız. Bu görüşü öne sürmemin sebeplerinden bazıları pratik sebepler. Örneğin, büyük hayvan örgütlerinin refah kampanyalarına konu olan refah reformlarının hayvanlar için önemsenecek düzeyde bir koruma sağladığını düşünmüyorum. Örneğin tavuk yumurtası söz konusu olduğunda genellikle kullanılan kafeslerle geliştirilmiş kafesler arasındaki farkın en iyi ihtimalle işkence ile “biraz daha az işkence” arasındaki fark olacağına inanıyorum. Bu “reformlar” ya çok uzun bir zaman diliminde aşamalı olarak hayata geçiriliyor ya da hiç hayata geçirilmiyor. Ve bu “reformların” uygulanması için yaptırım uygulanması her zaman sorun yaratıyor.
Dahası bu reformların büyük bir kısmının ya ekonomik sorunları çözmek amacıyla (örneğin elektrikle kesimin ekonomik verimsizliği sebebiyle terk edilmesi ve kontrollü havayla öldürmeye geçilmesi ya da geniş doğum kafesleri yerine küçük sosyal grupların kaldığı kafeslere geçilmesi gibi) ya da üretim maliyetlerini yükseltmediği ya da az miktarda yükselttiği müddetçe endüstriye yararlı oldukları için (örneğin “geliştirilmiş kafesler) zaten gerçekleştirilecek olan reformlar olduklarını düşünüyorum.
Ve hayvan örgütleri hayvan refahı reformlarını desteklediklerinde, sözümona “yüksek refah” ürünlerini etik olarak daha fazla arzu edilir ve daha “merhametli” bir sömürü biçimi gibi göstermekten kaçınmalarının bir yolu olmadığını düşünüyorum, bu da hayvan kullanmanın etik boyutu üzerine düşünen insanların etik bir asgari olarak ve hem bireysel hem de toplumsal düzeyde hayvan sömürüsü sorununa bir çözüm olarak veganlık üzerine odaklanmak yerine “mutlu” hayvan kullanımına devam etmesini teşvik ediyor.
Bu makalede, pratik meselelerin bazılarını açıklayacağım ama bunu refah reformunu reddiyor oluşumun -refahçı yaklaşımın gizli türcülüğü olarak gördüğüm- teorik sebeplerini açarak yapacağım.
Tecavüz tedirgin edici sıklıkta gerçekleşiyor olmasına rağmen, “insani” tecavüz için kampanyalar yapmıyoruz. Çocuk istismarı bir salgın, ama “insani” çocuk istismarı kampanyalarımız yok. İnsan köleliği dünyanın çeşitli yerlerinde sürüyor ve milyonlarca insan köle konumunda ama “insani” kölelik için kampanyalar düzenlemiyoruz.
Ama hayvanlar söz konusu olduğunda, pek çok hayvan savunucusu sözümona “insani” ve “mutlu” sömürü için kampanya yaparak bunları savunuyor. İnsan ve hayvan meslesi söz konusu olduğunda böyle bir farkın ortaya çıkmasını problemli buluyorum.
Bir Örnek: Ne Pazarlık! Kilosu 1.99 Dolara “Mutlu” Tavuk
Bu bahsettiğim meselenin bir örneğine göz atalım.
İşte yaşadığım yerdeki Whole Foods’un (ABD’deki büyük bir marketler zinciri) girişinde yer alan tabela:

Üzücü ve kısa yaşamına belli ki 1.99 dolar fiyat biçilmiş zavallı küçük tavuğun bedenini satmak için reklam veriyor olmalarının yanı sıra, ilan şöyle söylüyor: ‘‘Küresel Hayvan Ortaklığı, Hayvan Refahı Derecesi 2: Zenginleştirilmiş Ortam’’
‘’Küresel Hayvan Ortaklığı’’ (Globan Animal Partnership), kendisini ‘’2008 yılında kurulmuş olan kar amacı gütmeyen bir kuruluş’’ olarak tanımlıyor ve şöyle söylüyor:
‘’(Küresel Hayvan Ortaklığı) çiftçileri, biliminsanlarını, çiftlik sahiplerini, perakendecileri ve hayvan savunucularını bir çeşitlilik içinde ortak bir amaçla -hayvancılıkta kullanılan hayvanların refahını arttırmak hedefi için- bir araya getirmektedir. Bizi tanımlayan program 5-Aşamalı Hayvan Refahı Derecelendirme Standartları, refah uygulamaları sebebiyle üreticileri tanıtmayı ve ödüllendirmeyi, gelişimi teşvik etmeyi ve sürdürmeyi ve tüketicileri desteklemeyi tercih edecekleri üretim biçimleri hakkında bilgilendirmeyi amaçlamaktadır’’
‘’Zenginleştirilmiş ortam’’, tavukların iç mekanlarda tutuldukları ama onlara bazı şeyler örneğin yüksek platformlar, saman balyaları gibi doğal davranışları sergilemelerine izin veren nesneler verildiği anlamına geliyor. Humane Society of United States’in (HSUS) CEO’su Wayne Pacelle, Küresel Hayvan Ortaklığı’nın yönetim kurulunda yer alıyor.
Ancak HSUS’u eleştirmeden önce, Pacelle’nin Whole Foods’un ‘’mutlu sömürü’’ programını desteklerken yalnız olmadığını hatırlayalım. 2000’lerin ortasında, Whole Foods ‘’mutlu sömürü’’ programını başlattığında, ABD’deki neredeyse bütün büyük hayvan örgütlenmesi bu programı desteklemişti: PeTA, Farm Sanctuary, Mercy for Animals, Compassion Over Killing ve Vegan Outreach, Peter Singer ve HSUS’a katılarak bu programla birlikte benim ‘mutlu sömürü’ olarak adlandırdığım harekete öncülük ettiği için Whole Foods’la ilgili tebriklerini ve desteklerini açıklamışlardı:

‘’Sevgili John Mackey (Whole Foods Market Genel Müdürü),
Aşağıda imza veren hayvan refahı, hayvan koruma ve hayvan hakları örgütleri olarak Whole Foods Market’in Çiftlık Hayvanları Şefkat Standartları hakkında aldığı öncülük etme insiyatifine dair minnettarlığımızı ve desteğimizi belirtmek isteriz. Bu standartların milyonlarca hayvanın hayatlarını iyileştirmesini umuyor ve bekliyoruz.
Uluslararası Hayvan Hakları (Animal Rights International, ARI), Hayvan Refahı Enstitüsü (Animal Welfare Institute, AWI), Hayvan Mekanı (Animal Place), Hayvan Koruma Enstitüsü (Animal Protection Institute, API), Hayvan Hakları için Veterinerler Derneği (Association of Vets for Animal Rights (AVAR), Körfez Alanı Vejetaryenleri (Bay Area Vegetarians), Hıristiyan Vejetaryen Derneği (Christian Vegetarian Association), Öldürmek Yerine Şefkat (Compassion Over Killing, COK), Doris Day Hayvan Birliği (Doris Day Animal League), Doğu Körfezi Hayvan Savunucuları (East Bay Animal Advocates), Çiftlik Sığınağı (Farm Sanctuary), Amerika İnsancıl Topluluğu (Humane Society of the United States, HSUS), Hayvanlara Etik Muamele Topluluğu (People for the Ethical Treatment of Animals, PeTA), Hayvanlar için Merhamet (Mercy for Animals), Kuzeybatı Hayvan Savunması (Northwest In Defense of Animals), Vegan Destek (Vegan Outreach), Viva!ABD (Viva!USA)
Saygılarımla,
Peter Singer
Uluslararası Hayvan Hakları Başkanı”
Whole Foods -anlaşılır sebeplerle- bu mektubu halkla ilişkiler için kullandı. Peter Singer, konuyla ilgili fikri sorulduğunda şunları söyledi:
Mektubunuzun Whole Foods’un internet sitesinde halkla ilişkiler bölümünde yayınlanması ve çiftlik hayvanlarına muamele ve insani standartlar söz konusu olduğunda John Mackey’in size referans vermesi hakkında ne hissediyorsunuz?
Singer yanıtladı:
Bu konuda bir problemim yok. Mektupta söylediklerimi destekliyorum ve bunu kullanmakta serbestler. Yani, bu mektubu yazarken kullanmalarını bekliyordum. Bu sadece John Mackey’e çekmesinde saklaması için yolladığım kişisel bir mektup değildi.
PeTA, Whole Foods’a bir ödül verdi:

En Hayvan Dostu Perakendeci Ödülü
Kazanan: Whole Foods
1980 yılında Austin, Texas’ta küçük bir dükkan olarak kuruldu ve günümüzde doğal ve organik ürünler konusunda ABD, Kanada ve Britanya’da bulunan 166 şubesi ile dünyada öncü bir marketler zinciri haline geldi.
(…)
Whole Foods hayvan refahı için endüstrideki diğer herkesten daha fazlasını yaptı, üreticilerine katı standartlar getirdi. Son zamanlarda, Whole Foods Hayvanlar İçin Merhamet Vakfı’nı kurdu. Yönetici CEO ve Whole Foods’un kurucularından biri olan John Mackey şöyle söylüyor “Bu vakfı kurarak, Whole Foods Market’i insanların çiftlik hayvanlarıyla yeni bir ilişki kurmaları için öncü konumuna getiriyoruz, hayvanların refahı bizim için en önemli hedef.”
VegNews Whole Foods’un CEO’suna kapağında yer verdi, Mackey’e bir ödül verdiler ve Whole Foods’u dört yıl üst üste ‘En İyi Doğal Yiyecek Marketi’ seçtiler.

Şunu açıkça belirtmeliyim, hayvan savunucularıyla Whole Foods arasındaki ortaklığı utanılacak bir şey olarak görüyorum. Etiğe gerçekten aykırı. Büyük çoğunluğumuz böyle bir şeyin insanlar söz konusu olduğunda mümkün olabileceğini asla düşünmeyiz. Birilerinin işkencenin-insani-biçimlerini savunduğunu hayal edin. Birilerinin başka insanlara işkence eden ama bunu insani biçimde yaptığını söyleyen birilerine ödüller verdiğini hayal edin. ‘İnsani’ işkence yöntemlerine öncülük ettikleri için bu insanlara tebrik ve destek mektupları yazıldığını düşünün.
Böyle şeyleri hayal etmek zor, çünkü pek çoğumuz insanlar söz konusu olduğunda böyle fikirleri daha en baştan eleriz. Yani, daha az acı daha fazla acıdan daha iyi olmakla beraber, ve bu yüzden de daha az işkence daha fazla işkenceden daha iyi olmakla beraber, daha ‘insani’ bir işkence için kampanya yapmak -gerçekten işkenceyi küçük bir miktar azaltacak olsa bile- yanlış olur çünkü meselenin özünü ıskalayacaktır: insanlara işkence etmek her durumda yanlıştır. Bunun sebebi işkenceye karşı olmamızın sebebinin acıyı azaltmak değil, temel bir insan hakkını savunuyor olmamızdan kaynaklanmasıdır.
Ancak hayvan refahı kampanyalarını destekleyen ve ‘mutlu sömürü’ programlarına ‘öncülük’ edenlere ‘tebrik ve desteklerini’ sunanlar, insanlar söz konusu olsaydı desteklemeyecekleri bir durumu savunarak şunu yapıyorlar: hayvanların yerine yenisi konabilecek kaynaklar olarak muamele görmeme temel hakkını reddediyorlar. Bana kalırsa, bu türcülük anlamına geliyor: insan sömürüsüne ve hayvan sömürüsüne elimizde iyi bir neden olmadığı halde farklı biçimlerde karşılık veriyoruz.
Ve İşte Sürpriz: Yeni Refahçılar Benimle Aynı Fikirde Değil
Ancak refah reformlarını destekleyen hayvan savunucuları bana katılmıyor. Hayvan savunucularının refah kampanyalarını desteklemesi gerektiğini söylüyorlar. Hatta son zamanlarda katıldığım bir etkinlikte daha önce PeTA’da şimdiyse Farm Sanctuary’de (her iki grup da Whole Foods’a yazılan aşk mektubunu imzalayanlardan) çalışan Bruce Friedrich böyle programlara karşı çıktığım için “fena halde türcü” olduğumu söyledi.
Yani, refah reformlarıı destekleyenlere göre, eğer Whole Foods’un “mutlu sömürü” programına karşı çıkıyorsam, eğer öncü yumurta üreticisi United Egg Producers (Yumurta Üreticileri Birliği) tarafından HSUS, Mercy For Animals, Farm Sanctuary, Compassion Over Killing işbirliği ile teşvik edilen tavuklar için “zenginleştirilmiş” toplu kafesleri desteklemiyorsam ya da HSUS ve Mercy for Animals gibi grupların ‘kafessiz’ domuz etini ‘doğru olanı yapmak’ olarak teşvik etmesini eleştiriyorsam bu beni ‘fena halde türcü’ yapıyor.
Tabii ki bu oldukça tuhaf bir iddia, tabii ortada bir iddia varsa.
Bu, düzenlemeleri savunanların ‘insani’ tecavüz, ‘insani’ çocuk tacizi ya da köleliği de destekleyeceği anlamına mı geliyor. Genel olarak, insanlar söz konusu olduğunda böyle kampanyaları desteklemeyeceklerini söylüyorlar. Peki hayvan refahı savunucuları hayvanlar için refah reformlarını ve ‘mutlu sömürü’ desteklemelerini ancak insanlar söz konusu olduğunda ‘insani’ tecavüzü, pedofiliyi ve köleliği desteklemiyor oluşlarını nasıl açıklıyorlar? Yani, insanların söz konusu olduğu durumlarla hayvanların söz konusu olduğu durumlar arasındaki tutum farklılığımızın apaçık gerçekliğinden nasıl kaçabiliyorlar?
Düzenlemeciler genellikle hayvan sömürüsünün çok yaygın olduğunu ve kabul gördüğünü ancak tecavüzün, pedofilinin ve köleliğin reddedildiğini ve bunlara karşı hem yasalar hem de ahlaki normlar olduğu için o kadar yaygın olmadıklarını söyler. ‘İnsani’ tecavüz, pedofili ya da köleliği savunan bir kampanyanın bu normları ve kanunları zayıflatacağını ancak hayvan sömürüsüne karşı böyle normlar ve çoğu zaman hayvan sömürüsünü kısıtlayan yasalar olmadığı için hayvan refahı reformlarının ve ‘mutlu sömürü’ programlarının normları güçlendireceğini ve yasal değişikliklere sebep olacağını söylüyorlar.
Bu argüman kendi parametreleri üzerine çöküyor.
Temel Hakların Daha ‘İnsani’ İhlaline Yönelik Kampanyalara Karşı Kişilik Haklarını Genişleten Kampanyalar
Tecavüz, pedofili ve kölelik söz konusu olduğunda güçlü normlarımız ve yasalarımız olduğu iddiasına eminim çok, çok, çok sayıda tecavüz, çocuk istismarı ve kölelik kurbanı itiraz ederdi. Hangi normlar ve yasalar olursa olsun, gerçekte tecavüz ve diğer cinsel saldırılar çok yaygın. Amerika’da her altı kadından biri tecavüze uğruyor ya da tecavüz girişimiyle karşı karşıya kalıyor, tecavüz ve cinsel saldırıların çoğu da kayıt altına alınmıyor. Her yıl ortalama 6 milyon çocuğun istismara uğradığı rapor ediliyor. Çocuk istismarının gerçekte ne kadar yaygın olduğunu bilmek imkansız, belli ki çok ama çok yaygın. Ve her ne kadar her ülkede insan köleliği uluslararası kanunlarca yasaklanmış olsa da yaklaşık 27 milyon insan köle olarak yaşıyor; bu insanlık tarihindeki her dönemden daha fazla insan köle demek.
Pek çok insan eğer yasalar bir şeyi yasaklıyorsa, bu aynı zamanda bu davranışa ilişkin bir etik normun da oluştuğunu ve artık bu davranışın çok daha nadir gerçekleşeceğini düşünür. Bu basit bir biçimde yanlıştır ve yasaların naif bir biçimde anlaşıldığını gösterir. Bunu bir düşünün. Otomobil kullanırken hız yapmak yasaktır. Son zamanlarda araba kullandınız mı? Aynı şekilde, her ne kadar tecavüze, çocuk istismarına ve köleliğe karşı kanunlar olsa da, bu davranışlar sadece varlıklarını sürdürmez, aynı zamanda oldukça yaygındırlar ve cezasız kalırlar.
Dahası, tecavüze, çocuk istismarına ve köleliğe karşı normlar bulunsa da ve yasalar bu davranışları yasaklasa da, aynı şekilde hayvanlara yönelik zalimliğe karşı da güçlü bir norm vardır ve aynı şekilde hayvan
sömürüsünü engelleyen yasalar da vardır. Refahçılar refah reformlarının ve ‘mutlu
sömürü’ programlarının hayvan kullanımına karşı normu güçlendireceğini varsayarlar; ancak durum tam tersidir, tam tersi bir etkiye sahip olacağını görmek için çok sayıda sebep vardır ve böyle kampanyalar hayvanları ‘insani’ biçimde kullanabileceğimiz/sömürebileceğimiz bu yüzden de daha fazla refah reformuna ve ‘insani’ muameleye ihtiyaç olduğu düşüncesini güçlendirir
Refahçılar, ‘insani’ tecavüz kampanyaları ile ‘insani’ hayvan sömürüsü kampanyalarının birbirinden farklı olduğunu çünkü kadınların, çocukların ve kölelerin sömürülmesinin hayvan
sömürüsü kadar yaygın olmadığını düşünüyor. Olgusal olarak, dünyada 7 milyar insan yaşıyor ve her yıl sadece gıda için 1 trilyon hayvan öldürülüyor dolayısıyla niceliksel olarak ikisinin aynı olma imkanı yok! Yani hayvanların sömürülmesi ile herhangi bir biçimde insan sömürüsü arasındaki niceliksel farkın büyüklüğünü reddetmiyorum. Mesele bütün bu davranışların hem normlar hem de yasalarca yanlış bulunuyor olması ama bir yandan da sadece istisnalar olarak değil gündelik hayatın normal bir parçası olarak devam ediyor olması. Yani çok fazla sayıda insan tecavüzden, çocuk istismarından ve kölelikten dolayı acı çekiyor.
Peki o halde neden ‘daha nazik’ tecavüzler, ‘daha nazik’ çocuk istismarı ve daha ‘insani’ kölelik için kampanyalarımız olmasın? Sonuçta, düzenlemeleri savunanlara göre, refah reformlarını teşvik ederken soracağımız soru şu olmalı: şu anda acı çeken hayvanlar bu reformu ister miydi? Eğer cevabımız evet ise refah reformu kampanyasını desteklememiz gerektiğini söylüyorlar.
Bir de refah reformlarının eğer uygulanırlarsa yıllar sonra uygulandıklarını hesaba katalım, yani bu ‘testi’ uygulamak, 2013 yılında ‘2023 yılında yumurtası için kullanılacak olan tavuk ‘zenginleştirilmiş’ bir toplu kafeste mi yoksa sıradan bir toplu kafeste mi olmayı ister?’ diye sormak anlamına geliyor. Bu eğer 2013 yılında bir kampanyayı desteleyip desteklememeye karar verirken sorulacak tuhaf bir soru olurdu ama bir de bu soruyu tecavüz, çocuk istismarı ve köleliğe uygulayalım.
Bir kadın şiddetli biçimde tecavüze uğramaktansa daha az şiddetli bir biçimde tecavüze uğramayı tercih eder miydi?
Herhalde öyle.
Peki bir çocuk şiddetli biçimde istismara uğramaktansa şiddetli olmayan biçimde istismara uğramayı tercih eder miydi?
Herhalde öyle.
Peki bir köle çok kötü bir muameleye maruz kalmaktansa daha az kötü muameleye maruz kalmayı tercih eder miydi?
Herhalde öyle.
O halde bu düşünceye göre, insanları kanunlar ne derse desin yapacakları bu davranışları gerçekleştirirken daha az şiddetli olmak, daha ‘insani’ davranmak konusunda eğitmeliyiz.
Ama daha az acının daha fazla acıdan daha iyi olduğu konusunda hemfikir olsak da, pek çoğumuz böyle bir kampanya olsa destek vermezdik. Neden mi? Çok basit. Çünkü tecavüz, çocuk istismarı ve kölelik zaten olmaması gereken şeyler. Tecavüz, çocuk istismarı ve kölelik etik statü olarak bir şahıs olarak kabul edilen herkesin sahip olması zorunlu olan en temel hakların çiğnenmesi anlamına gelir. Temel haklar yaşamını sürdürme hakkı, işkence, yaralanma ve tecavüze maruz kalmama hakkı gibi haklardır.
Pek çoğumuz temel hakların ‘daha insani’ biçimlerde ihlalini savunan kampanyalar fikrine karşı çıkarız. Adım adım gerçekleştirilecek geliştirmeler ancak artık temel haklardan değil hala çok önemli olan ama yaşam ve fiziksel güvenlik hakkı kadar temel olmayan haklar söz konusu olduğunda gündeme getirilir; bu daha insani işkence, tecavüz, çocuk istismarı ya da kölelik savunusundan başka bir şeydir.
Farklılığı açıklamak açısından örnek iki kampanyayı ele alalım Birinci kampanya kadınların dinin belli bir yorumundan ötürü otomobil sürmelerinin yasak olduğu Suudi Arabistan’da kadınların güvenli olarak otomobil sürmesini savunuyor olsun. İkinci bir kampanya ise kocası haricinde bir erkekle konuştuğu için taşlanarak idam edilecek kadınlar için daha insani bir şekilde taşlanmasını savunuyor olsun.
Sezgilerimiz, ilk kampanyanın eğer kadınların tüm alanlarda eşitliği için net bir mesajla birlikte gerçekleştirilirse desteklenebileceğini söyler. Ancak daha insani bir taşlama? Hayır. Sezgilerimiz böyle bir kampanyanın etik olarak kabul edilemeyeceğini ve savunmamız gerekenin kadınların asla taşlanmaması gerektiğini savunmamızı söyler. Böyle durumlarla karşı karşıya kaldığımızda duruma acıyı azaltma perspektifi ile yaklaşmayız; yasaklamalar düzeyinde düşünürüz ve kocası haricinde başka bir adamla konuştuğu için taşlanacak olan kadının taşlanmamaktan çıkarının asla taviz verilemeyecek bir mesele olduğunu biliriz.
Ve böyle bir durumda insan hakları savunucularından gelen ‘tebrik ve destek’ mektubunu da iliştirildiği bir ‘insani’ taşlama kampanyasının yapılması da söz konusu olmaz.
Benzer bir şekilde bir diktatörün siyasi tutsaklara daha ‘kibar’ işkence etmesini savunan bir kampanyayı diktatörü tutsaklara davaların görülmesi ve yargı süreci boyunca koruma sağlamaya yönlendiren bir kampanya ile karşılaştıralım. İlk durumda, kampanya bir temel hakkın -fiziksel güvenlik- daha insani biçimde ihlal edilmesini savunuyor. İkinci kampanya ise belli bir grup için adalete doğru adım atılmasını sağlamaya çalışıyor.
Ve daha ‘kibar’ işkence için kampanya yapanların daha sonra ‘insani’ işkence methodları uyguladığı için ödüllendirildiğini ve daha sonra kutlar biçimde bir insan hakları dergisinin kapağında fotoğrafının yayınlandığını hayal edebiliyor musunuz?
Köleliği daha ‘insani’ hale getirmek için kölelere uygulanabileck kırbaçlanma cezasının sayısını kısıtlamak için yapılan bir kampanya ile hukuki olarak şahıs olarak kabul edilen, köle olmayan, eşitlik ve adalet arayışında olan bir azınlık grubunun oy verme hakkını savunmak arasında bir fark olduğu çok açıktır. ‘İnsani tecavüz’ için kampanya yapmakla kadınların tamamen eşit haklara sahip olması için çalışmak arasındaki fark da aynı şekilde çok açıktır. Daha ‘insani’ bir çocuk istismarı için kampanya yapmakla ekonomik olarak dezavantajlı arkaplana sahip çocukların daha iyi ve ücretsiz eğitim görmeleri için kampanya yapmak arasındaki fark da çok açıktır.
Birinci kısımdaki kampanyalar birer eşya muamelesi gören kişilerin temel haklarının daha ‘insani’ biçimde ihlali için yapılan kampanyalardır; ikinci kısımdakiler ise birer şahıs olarak tanınan ancak çeşitli biçimlerde adaletsizlikle ve eşitsizlikle karşılaşan kişiler için daha geniş bir koruma sağlamayı amaçlar.
İnsan kullanımı için yetiştirilen ve öldürülen insan harici hayvanlar, yaşama ve fiziksel güvenlik temel haklarından sistematik olarak mahrum bırakılmışlardır. İçkin değeri olmayan birer taşınabilir mülk olarak görülmeleri açısından kölelere benzerler. Yalnızca sahiplerinin onlara atadığı geçici değere sahiptirler. İnsan harici hayvanlar, bulundurulmaları ve öldürülmeleri elverişli olması amacıyla mekanikleştirilmiş ve verimli hale getirilmiş olması açısında toplama kampı kurbanlarına benzerler. İnsan harici hayvanlar, temel haklarından mahrum bırakılmaları ve etik kişiliklerinin inkarı üzerine kurulmuş bir düzende sistematik bir sömürünün kurbanıdırlar.
Pek çoğumuz daha ‘insani’ kölelik veya daha ‘insani’ toplama kamplarının iyi bir fikir olduğunu düşünmeyiz. Ve elbette köle sahiplerine açık ‘tebrik ve destek’ mektupları göndermeyiz ya da toplama kamplarındaki yeni barınma ve idam yöntemlerini ‘öncülük’ olarak değerlendirmeyiz.
Ancak ABD’de, Güney Amerika’da, Avrupa’da, Avustralya’da vs. neredeyse bütün büyük hayvan örgütleri tam da bunu yapıyor. Hayvanların etik haklarının daha ‘insani’ biçimlerde ihlal edilmesi için yapılan kampanyaları teşvik ediyorlar. Yaptıkları şey ‘insani’ taşlamayı teşvik eden bir kampanyaya denk. ‘Zenginleştirilmiş’ bir kafes için ya da tavukların kontrollü havayla öldürme için yapılan bir kampanya, Suudi Arabistan’da kadınların otomobil sürebilmeleri ve böylece eşitlik için br adım daha atılmış olması anlamına gelen bir kampanyaya ya da dezavantajlı grupların eğitime ulaşmak konusunda desteklenmesi ya da yoksulların sağlık hizmetlerine ulaşımını kolaylaştıracak bir kampanyaya denk bir kampanya değil.
Hayır, hayvanların acı çekmesini savunmuyorum
Düzenlemeleri savunanlar “mutlu
sömürü” kampanyalarına karşı çıkanların aslında hayvanların acılarının dindirilmesine karşı çıktığımızı öne sürüyor. Bu bir saçmalık. Bu kampanyaların hayvanlara daha yüksek bir koruma sağlıyor olduklarına inanmıyor oluşum bir yana, bu kampanyaları, kadınların daha “insani” taşlanması için yapılacak bir kampanyayı ya da çocukların daha nazik biçimlerde istismar edilmesini savunan bir kampanyayı destekleyeceğimden daha fazla destekleyemem. Daha “insani” bir taşlama ya da daha “nazik” bir istismar belki çekilecek acıyı azaltabilir ama bunun bedeli etik hakların reddi üzerine kurulu olan bir sistemin “daha iyi hale getirilebilir” olduğunu kabul etmektir. Hayır, daha iyi hale getirilemez.
Düzenlemeleri savunanlar 2008 yılında 2 numaralı yasa teklifine muhalefet ettiğim için, California’daki yumurta tavuklarının daha fazla acı çekmesinden yana olduğumu öne sürdüler. Bu da gerçekten saçmaydı. 2 numaralı yasa teklifine muhalefet ettim çünkü refahçı yaklaşımı reddediyorum ve modern hayvan hareketinin her yeri kaplayan bir özelliği haline gelen refah kampanyalarına karşı bir tavır takınmanın önemli olduğunu düşündüm. O zaman söylediğim gibi:
“2 numaralı yasa teklifi, eğer geçerse, sadece toplumun hayvan sömürüsü konusunda daha iyi hissetmesine yol açacak ve sömürünün artmasına sebep olacak. Hayvanlar işkence görmeye devam edecek, tek fark artık bu işkencenin üzerinde HSUS’un, Farm Sanctuary’nin ve 2 numaralı yasa teklifini savunan diğer hayvan refahı şirketlerinin damgasının yer alması olacak. Deniyor ki neredeyse 100 tane çiftlik derneği 2 Numaralı Yasa Teklifini destekliyor. Bu sizce neden böyle? Cevap açık: Bu üreticiler bu yasa teklifinin temel taleplerine cevap verdiğine inanıyorlar. Ve öyle de olacak.
ve
“Hayvan savunucularının HSUS’a, Farm Sanctuary’e ve diğer gruplara bu yasa teklifi gibi refah kısıtlamalarını desteklememeleri için açık ve net bir mesaj vermeleri çok önemli. Eğer HSUS gerçelten hayvanların acı çekmesini umursuyorsa, o halde 223 milyon dolarlık varlıklarını ve 124 milyon dolarlık gelirlerini veganlık hakkında bilgilendirme için harcamalı. Veganlık hayvansal ürünlere olan talebi düşürür ve hayvanları “insani” biçimlerde kullandığımız müddetçe onları kullanmamızda bir sorun olmadığı şeklindeki toplumsal tutumun değişmesine yardımcı olur. Bu görüş hayvan kullanımının devamı ve artmasından başka bir şeye yaramıyor. Artık hayvan savunucularının buna “hayır” deme vakti geldi”
Eğer hayvan savunucuları böyle kampanyalara karşı çıkmazla, büyük refahçı örgütler de bunların peşinde koşmaya devam edecek. Bu tarz kampanyalara karşı çıkmamak “mutlu
sömürü” desteklemektir. “Mutlu
sömürü”yü desteklemeyi reddediyorum.
Düzenlemeleri savunanlar eğer büyük maymunların ve yunusların “kişi sayılmaları” için yapılan kampanyalara destek vermezsem, bunun insan harici hayvanların acı çekmeye devam etmesinden yana olduğum anlamına geleceğini öne sürüyorlar. Bu da gerçekten çok saçma. Hayvanların “eşya” kategorisinden “kişi” kategorisine geçmesi için çeşitli insan benzeri özelliklere sahip olmaları gerektiğini öne süren bir kampanyayı, köle sayılmamak için daha açık renk bir tene sahip olmayı ya da “beyaz kanı” taşımayı gerekli gören bir kampanyadan farklı görmem ve desteklemem. Her bir büyük maymunun laboratuvarlardan ve hayvanat bahçelerinden, her yunusun deniz parklarından kurtulmasından yanayım, ancak bunun için etik konumun insana benzer özelliklere sahip olmayı gerektirdiği düşüncesini destekleyen bir kampanyaya destek vermem, özellikle de böyle kampayalar genellikle vegan bile olmayan insanlar tarafından ya da tüm hayvanların hissedebilir olduklarının farkında olan ama kişi sayılmak için “insan benzeri” çeşiti özelliklere sahip olmak gerektiğini öne süren insanlar tarafından düzenleniyorken.
Düzenlemeleri savunanlar: “Refah Reformu Kampanyaları Hayvansal Ürünler Kullanmayı Onaylamıyor”
Düzenlemeleri savunanlar, temel hakları çiğneme yollarının iyileştirilmesi için kampanya yapıyor olduklarını reddetmekle kalmıyor, bu kampanyaların daha “insani” ya da “geliştirilmiş”
sömürü
ürünlerinin üzerine onay damgası basmak anlamına geldiğini de kabul etmiyorlar.
Kısa cevabım: Bu çok saçma.
Kampanyaları nasıl olur da
sömürünün sözümona “daha iyi” biçimleri için onay damgası basmak anlamına gelmez?
Bunu olabildiğince açık söyleceğim, zaten bu konu üzerine bir saniye bile düşünen herkes için konu bu kadar açıktır: Eğer kafessiz yumurtaları ya da kafessiz domuz etini ya da herhangi bir “mutlu” hayvan ürününü -et veya bir başkası- “merhametli” tercih ya da “doğru” seçim olarak sunuyorsanız; eğer “mutlu
sömürü” markalarını destekliyor ve tebrik ediyorsanız; eğer sömürüden sorumlu kişilere ödüller veriyorsanız; onları kutlamak için açık mektuplar yayınlıyorsanız; dergilerinizin kapaklarında onları kutluyor ve sosyal medya internet sitelerinizde takipçilerinizi onlara destek ve övgü vermeye yönlendiriyorsanız; sözümona daha “nazik” hayvan sömürüsü için onay damgası veriyorsunuz. Ve bunu başka türlü düşünmek de saçma olur.
Soru: Bir kişi, Whole Foods’ta “Hayvan Refahı Derecesi” 2 olan tavukların kilosu 1.99$’a satıldığını görürse ve Küresel Hayvan Ortaklığı’nı arayıp yönetim kurulunda HSUS’in CEO’sunun bulunduğunu öğrenir, PeTA’nın, HSUS’un, Mercy for Animals’ın, Compassion Over Killing’in, Vegan Outreach’in vs. açık bir mektupla Whole Foods’un “mutlu
sömürü” programlarına öncülük ettiği için teşekkürlerini sunduklarını ve Whole Foods’a ve CEO’suna ödül verdiklerini okursa neler düşünür?
Cevap: Her aklı başında rasyonel insanın düşüneceği şeyi düşünür: hayvan savunucuları, bu konunun uzmanı olan kişilerin ve hayvanlar için en iyi olanın ne olacağını en fazla önemseyen kişilerin Whole Foods’un ona satmakta olduğu hayvansal ürünleri onaylıyor olduğunu düşünür; yani Whole Foods ürünlerini alması gerektiğini. Bu grupların ideal olarak onun da “veggie” olmasını isteyeceklerini aklından geçirebilir ancak “uzmanların” ona Whole Foods’tan “mutlu” hayvan ürünleri” aldığında yaptığı alışverişin etik olduğunu söylemiş olmasını aklından çıkaramaz.
Bruce Friedrich kafesli yumurtalar hakkında yazdığı son yazıyı şöyle sonlandırıyor:
“Şİmdiye kadar kafeslenmiş tavuklardan elde edilmiş yumurtaları satmayı yasaklayan tek büyük market Whole Foods oldu. Bunu yapacağına söz veren tek büyük gıda zinciri ise Burger King (2017 yılına kadar süre verdi). Bu şirketler gerçekleştirdikleri gelişimden dolayı terik edilmeyi hak ediyor. Bu tarz kafesler 2015’te California’da, 2019’da ise Michigan’da yasaklanmış olacak, Massachusetts’te böyle bir kanun için hazırlıklar yapılıyor. (Eğer orada yaşıyorsanız, gelişmeler için FarmSanctuary.org adresini takip edin).
Farm Sanctuary’de, hayatlarımızı çiftlik hayvanları ile geçiriyoruz ve ne onları ne de yumurtalarını hiçbir koşul altında yemeyiz. Tavukların her türlü sistemde sömürülmelerine karşıyız, buna kafessiz veya koloni kafesi koşulları da dahil. Ama aynı zamanda çiftlik hayvanlarına uygulanan en kötü koşulların ortadan kalkması için de çalışıyoruz, şu anda 250 milyon tavuğun küçük, anlamsız, daracık kafeslerde yaşamaya zorlanıyor olmasından daha kötü bir duruu hayal etmek çok güç.
Tavuk kafesleri sona ermek zoruda!”
Friedrich’in şimdi HSUS ile birlikte “zenginleştirilmiş” tavuk kafeslerini ulusal standart haline getirmek için kampanya yapıyor olması bir yana, mesajı fena halde karmaşık. Biri kişi şöyle bir yorum girmiş:
“Pekala, tam olarak ne yapmalıyız… vegan olarak tavukların öldürülmesine destek vermeyi mi bıraksak yoksa Burger King’e ve Whole Foods’a tavukları öldürmeyi devam ettikleri için teşekkür mektubu mu yazsak?”
Tam da bu. Friedrich’in mesaj hiç yumurta yemiyor olmayı ideal bir konum olarak gösterirken, arada geçiş adımları olduğunu, örneğin kafessiz ya da “zenginleştirilmiş” tavuk kafeslerinin de etik olarak kabul edilebilir olduklarını söylüyor.
Geçen sonbaharda, PeTA “mutlu sömürüyü” onaylamadığını öne sürdü. Ama daha önce de belirttiğim gibi, bu tarz açıklamalar bir yandan tüm sistematik sömürücülerle işbirliği içerisinde hareket edip, onları tebrik ederken, hatta onlara ödüller verirken vs. pek bir anlam taşımıyor.
Ve Whole Foods’un “mutlu
sömürü” programı hayvan savunucuları tarafından teşvik edilen tek program değil. Bunun gibi başka vakalar da mevcut.
Bunlardan bir tanesi HSUS, Amerika Hayvanlara Zulmü Önleme Derneği ve Dünya Hayvanları Koruma Derneği ve benzeleri ile ortaklığı bulunan ve “İnsani Biçimde Yetiştirildi ve Elde Edildi” etiketi veren Humane Farm Animal Care (İnsani Çiftlik Hayvanları Bakımı – HFAC) .

Sitelerinin Genel Bakış bölümünde şunlar yazıyor:
“İnsani Çiftlik Hayvanları Bakımı (HFAC) çiftlik hayvanlarının doğumlarından kesimlerine kadar yaşamlarını geliştirmeye adanmış kar amacı gütmeyen öncü bir sertifikalandırma kuruluşudur. Programın amacı tüketicileri daha nazik ve daha sorumlu hayvancılık uygulamaları talep etmeye yönlendirerek çiftik hayvanlarının yaşamlarını iyileştirmektir. İnsani Biçimde Yetiştirildi ve Elde Edildi Sertifikasını gördüğünüz her ürünün hayvanlara muamele konusunda kesin ve nesnel standartlarımıza uyan işletmelerden geliyor olduğundan emin olabilirsiniz.”
Bu üzerinde “İnsani Sertifakası” bulunan ürünlerin “onaylanmadığı” anlamına mı geliyor? Gerçekten mi? Ben aynı fikirde değilim.
HSUS’un bir kolu olan Humane Society International, Avustralya’da “İnsani Seçim” etiketini piyasaya çıkarttı. Etiketin “hayvanlara doğumlarından ölümlerine kadar saygı ve önemseme ile muamele edildiğinin garantisi” olduğunu öne sürüyorlar.

HSI/HSUS’ye göre:
“Kafessiz ve insani gıdaların etiketlenmesinin daha fazla ilgi çektiği bu günlerde, bu kuruluş için daha iyi bir zamanlama olamazdı. İnsani Seçim etiketi kafessiz otlaklarda yetiştirilmiş dana eti, domuz eti, koyun eti, tavuk eti ve yumurtaları ayırt etmenizi sağlayacak ve müşteriye hayvanların doğumlarından ölümlerine kadar saygı ve ilgi ile muamele gördükleri konusunda bir garanti sağlayacak. İnsani Seçim Akreditasyon Programı ile bu felsefe tüm çiftliğe her hayvan için paylaştığımız değerler ile uygulanabilir.
İnsani Seçim Gerçek Kafessiz etiketi hayvanlara bir çiftlik hayvanına sunulan en iyi yaşamı ve ölümü sunacak. Hayatlarını “Ali Babanın Çiftliğinde” gibi yaşayacak, otlaklarda doğup büyüyecek ve tüm davranışsal ihtiyaçları karşılanacak, kafessiz oldukları için diledikleri gibi hareket edebilecekler, açık alanlara erişimleri olacak, hava sıcak olunca gezinecek, soğuk olunca içeri giderecekler, iyi bir şekilde beslenecek ve insani biçimde öldürülecekler.”
Bu üzerinde “İnsani Seçim” etiketi bulunan ürünlerin “onaylanmadığı” anlamına mı geliyor? Gerçekten mi? Ben aynı fikirde değilim.
Britanya’da RSPCA Özgürlük Gıdası etiketine sahip, bu da RSPCA’in “çiftlik güvencesi ve gıda etiketleme düzenlemesi. Etiketin amacı gıda için kullandığımız hayvanların refahlarını arttırmaktır. Özgürlük Gıdası, çiftlikleri RSPCA’in katı refah standartlarına göre değerlendirir ve eğer çiftlikler tüm standartları karşılıyorsa ürünlerinin üzerinde Özgürlük Gıdası etiketini kullanabilirler” ve “bu etiket hem İngiltere hem de Avrupa Birliği’nde yüksek hayvan refahı düzenlemesi olarak tanınan tek düzenlemedir.”

RSPCA’e göre:
“İnsanların çoğunun -%70’inden fazlasının- çiftlik hayvanlarının refahı konusunu önemsediğini biliyoruz ancak ne yapacağınızı bilmek zor olabiliyor. Bu sebeple perakendecilerle (süpermarketlere, büyük dükkanlarla, çiftlik dükkanlarıyla) satış noktasında Özgürlük Gıdası etiketli ürünlerin daha görünür olması için işbirliği yapıyoruz. Ayrıca yemek markaları, aşçılar, rstoran sahipleri ve gıda servisi şirketleriyle çalışıyor ve onları Özgürlük Gıdası onaylı çiftliklerden alım yapmaları ya da üreticilerinden Özgürlük Gıdası statüsü almalarını talep etmeleri için cesaretlendiriyoruz böylece biz müşteriler için yüksek refah seçenekleri daha kolay ulaşılabilir hale geliyor.”
Bu üzerinde “Özgürlük Gıdası” etiketi bulunan ürünlerin “onaylanmadığı” anlamına mı geliyor? Gerçekten mi? Ben aynı fikirde değilim.
Daha geleneksel bir refahçı örgüt olan RSPCA muhtemelen hayvansal ürünlerin yenmesini kelimenin tam anlamıyla onayladıklarını inkar etmeyecektir. Ama buradaki asıl mesele ortalıkta hayvan savunucularından oluşan bir endüstrinin insanların ”mutlu” hayvansal ürünler yemelerinde bir sakınca olmadığına inanmaları için onları cesaretlendiriyor olması ve hayvanları önemseyen daha açık (RSPCA gibi) ya da daha gizli (Farm Sanctuary, PeTA, Mercy for Animals, HSUS gibi) biçimlerde bu ürünleri tüketmeleri gerektiğini söylüyor olmaları.
İnsanların hayvansal ürünler tüketmek konusundaki düşüncelerini sorgulatmak yerine, bu hayvan örgütleri “insani” bir şekilde muamele ettiğimiz müddetçe hayvansal ürünleri tüketebileceğimiz düşüncesini güçlendiriyor.
Britanyalı başka bir örgüt olan Compassion in World Farming McDonalds gibi şirketlere “İyi Yumurta Ödülü” veriyor ve “kafessiz” yumurta kullandıkları için kutluyor:

CIWF ”mutlu” tavuklar, domuzlar, süt inekleri vs. için çok sayıda ödül veriyor. Bir örneği şöyle:
“İyi Çiftçilik ve Hayvan Refahı Programı dahilinde, Avrupa boyunca izledikleri politikalar ve üreticilerinin çiftlik hayvanlarının refahı konusuna olan bağlılıkları sebebiyle pazar lideri gıda şirketlerine ödüller veriyoruz.
İyi Yumurta Ödülü isimli öncü sistemimizi 2007 yılından itibaren yalnızca kafessiz yumurta kullanan şirketlere veriyoruz. Şimdi bu sistemi 2010 yılında İyi Tavuk Ödülü, 2011 yılında İyi Süt Ürünleri Ödülü ve 2012 yılında İyi Domuz Ödülü ile daha da genişlettik.
Temel değişiklikleri gerçekleştirmek ve et, yumurta ve süt ürünlerinin üretimi konusunda gelişmeler için ödül kriterlerine uygun standartları hayata geçirmek üzere bizimle işbirliği yapan şirketleri ödüllendiriyoruz.”
İşte CIWF Ödülü Kazananları listesi. Bu listeyi inceleyin. Bana göre nefes kesici, listede gezegen üzerindeki tüm büyük hayvan sömürüsü şirketleri bulunuyor.
Bu üzerinde CIWF ödülü kazanan ürünlerin “onaylanmadığı” anlamına mı geliyor? Gerçekten mi? Ben aynı fikirde değilim.
Refahçılar Uluslararası Af Örgütü’nün bir yandan idam cezasına karşı çıkarken bir yandan da idam mahkumları için daha iyi hapishane şartları için çalışıyor olmalarını örnek göstermek konusunda çok istekli oluyor. Bir idam cezası mahkumu, jüri üyeleri tarafından belli sebeplerle suçlu olduğuna dair yüksek bir şüphenin olduğu, ve belli bölgelerdeki kanunlar sebebiyle varlığını sürdürme hakkından mahrum bırakılmış ancak diğer tüm haklarının korunması konusundaki çıkarından mahrum bırakılmamış olan bir kişidir. Ve yine Uluslararası Af Örgütü hapishane reformlarını “öncülük” olarak göstermez ya da bu koşullarıın üzerine onay etiketi yapıştırmaz.
Refahçılarsa tam olarak bunu yapıyor. Ve hayvanlar bir suç bile işlemedi.
Düzenlemeleri Savunanlar: “‘Mutlu’ Köleliği Savunuyor Olabiliriz ama Aslında Biz de Abolisyonistiz”
Düzenlemlemeleri savunanlar refah kampanyalarının “daha nazik” hayvansal ürünlerin onaylanması anlamına geldiğini kabul etmemekle kalmıyor, bir de bu kampanyaların aslında “abolisyonist” olduklarını öne sürüyorlar. Gerçekte hayvan kullanımına son vermeyi amaçladıklarını öne sürüyorlar.
Kısa cevap: Saçmalık.
ABD ve Britanya’daki neredeyse bütün büyük hayvan örgütlerini kapsayan tartıştığımız bütün vakalarda hayvan savunucuları hayvan kullanımını sona erdirmek için çabalamıyor. Tam tersine hayvan sömürüsünün daha verimli ve daha kabul görür olması için yardım edecek düzenekler sunuyor ve savunuyorlar.
Whole Foods’un “mutlu
sömürü” programını geliştiren Küresel Hayvan Ortaklığı, endüstri ve hayvan savunucuları ile beraber hareket eden ve bunu kendi deyimleriyle “şirketlerin verimlilik ve karlılık için ihtiyaç duyduklarıyla sürdürülebilirlik ve hayvan refahı yötemlerini bir araya getirmek” amacıyla yapan Farm Forward ile birlikte çalışıyor. Farm Forward’ın yönetim kurulu Whole Foods’un CEO’su Mackey’i ve “mutlu et” savunucusu yazar Jonathan Safran Foer’i de kapsıyor. Daha önce PeTA’da çalışan Farm Sanctuary’den Bruce Friedrich “Farm Forward PeTA’nın şirketlere ilham verme ve onlarla pazarlık yapma konusundaki yeteneğini inşa etmekte çok temel bir unsur.” diyor.
Köle sahipleriyle ve köle ticaretinden kar edenlerle beraber “köle tüccarlarının verimlilik ve karlılık için ihtiyaç duyduklarıyla köle refahı yöntemlerini bir araya getirmek” çalıştığınızı hayal edin. Bu bana pek abolisyonistmiş gibi gelmedi. Dahası bu daha çok hayvan savunucuları ile hayvan sömürücüleri arasında hayvan
sömürü
ekonomisinin geliştirilmesi için bir ortaklık gibi görünüyor.
HSUS Küresel Hayvan Ortaklığı’nı kapsayan bir program uyguluyor, Amerikan Otla Besleyenler Derneği ve İnsani Biçimlerde Yetiştirildi ve Elde Edildi “mutlu” et etiketi çiftçilere “ürünlerinin değerini arttırmakta!” yardımcı oluyor.

Yani hayvan savunucuları çiftçilerle beraber “ürünlerinin değerlerini arttırmak” konusunda onlara yardım etmek için çalışıyor.
Lütfen bana hayvan refahı reformlarının endüstriyi daha karlı hale getirmek için olmadığını ya da aslında abolisyonist olduklarını söylemeyin. Tam tersine.
İnsani Biçimde Yetiştirildi ve Elde Edildi etiketini savunanlar şöyle söylüyor:
“Hemen hemen her gün yeni bir yüksek kaliteli kitap, film, TV programı ya da gazete makalesi gıda hayvanlarının nasıl muamele görmesi gerektiği üzerine sorular ortaya atıyor. Bunun sonucunda müşteriler artık hayvanlar için insani muamele standartlarının uygulandığı ürünlere ilgi duyuyor.
İnsani Sertifikası et, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri konusundaki konumunuzu belli ederek ürünlerinizi bu yükselen talep için çekici hale getirmenin en iyi yoludur. Sertifikanızı aldığınızda, bağımısz bir kar amacı gütmeyen kuruluş olan İnsani Çiftlik Hayvanları Bakımının teftişi ile akreditasyon almış olacksınız. Böylece insani bir toplumu destekleyen milyonlarca potansiyel müşteriye ve İnsani Sertifika’sının yarattığı yoğun medya desteğine ulaşacaksınız.”
ve
“Tanıtımımız ve görünürlüğümüz milyonlarca gıda tüketicisine ulaşıyor. İnsani kurumların destekçileri 20 milyona yakın bileşeniyle bu ürünler için pazar oluşturuyor. İnsani kurumlar İnsani Sertifikası’ı ülke çapında internet sitelerinde, yayınlarında, epostalarında ve hayvan barınaklarında tanıtıyorlar.
Aralarında hayvan savunucularının da olduğu bileşenler İnsani Sertifikalı ürünleri yani sizin ürünlerinizi arkadaşlarına ve ailelerine tanıtıyor. Pek çok market sahibi insani ürünler almak ve başkalarıyla paylaşmak isteyen savunucularımızdan ürün talepleri alıyor.
Ve bu çekirdek kitlenin de ötesine ulaşacaksınız. Aralarında USA Today, Good Housekeeping, Vanity Fair, Time Magazine, Saveur ve Self’in de bulunduğu çok sayıda yayında İnsani Sertifikası tanıtılıyor olacak.
İnsani Sertifikasının internet sitesi her ay yaklaşık 12.000 tekil ziyaretçi alıyor. Site hangi ürünlerin mevcut olduğu ve bunların nerelerden alınabileceği konusunda bilgi sağlıyor. Böylece daha fazla müşteri, market, restoran ve gıda temin servisi sizi ve ürünlerinizi bulabiliyor.”
ve
İnsani Sertfikası, marketlerinde bu sertifikaya sahip perakendecileri tanıtıyor. Sertifikalı ürünleri nereden edinebileceklerini soran müşterilerin talebiyle internet sitemizde arama yapılabilien bir veri tabanı oluşturduk.
-”Nereden Satın Alınabilir” bölümü her ay 12.000 yeni tekil ziyaretçiye ulaşıyor ve her ay 11.000 geri dönen müşteri oluyor.
-Sıklıkla eposta göndererek müşterilerimizi hangi özel perakendecinin diğerlerinden daha fazla sertifikalı ürüne sahip olduklarını haber veriyoruz.”
Bunlar da bana pek abolisyonistmiş gibi gelmedi. Dahası, bunlar hayvan savunucuları ile hayvan sömürücüleri arasında, hayvan sömürüsü ekonomisini geliştirmek için kurulmuş bir ortaklık gibi görünüyor.
RSPCA ise Özgürlük Gıdası logosunun ekonomik faydalarını şöyle açıklıyor:
“Ekonomik belirsizliklere rağmen, daha yüksek refah standartlarına sahip hayvan ürünleri talebi artmaya devam ediyor. Özgürlük Gıdası’ndan alacağınız bağımsız çiftlik onayı bu yükselen trendden fayda sağlamanıza yol açacak ve şirketinizi rakiplerinizden farklılaştırarak ürünlerinize değer katacak.”
“Ürünlerineze değer katacak”? Bu da bana pek abolisyonistmiş gibi görünmüyor. Dahası, bunlar hayvan savunucuları ile hayvan sömürücüleri arasında, hayvan sömürüsü ekonomisini geliştirmek için kurulmuş bir ortaklık gibi görünüyor.
CIWF, kurumsal sömürücü ile Food Business Team isimli bir açık ortaklık programına sahip:
“2007 yılında kurulduğu günden beri Compassion in World Farming’in Food Business Team programı daha iyi sonuçlar için gıda endüstrisi ile benzersiz bir ortaklık yaklaşımı geliştirdi. Dünyanın pek çok büyük gıda şirketi şimdiden programa katıldı ve bunun faydasını gördü. Lider gıda şirketleri ile işbirliği içerisinde olan bir uzman takımımız var, prestijli ödüller vererek, ürünleri hayvanlar için somut faydaları olan girişimleri destekleyerek gelişime ilham veriyoruz ve şirketler için inovasyon ve rekabette avantajlar sağlıyoruz.
Yönetim merkezimiz İngiltere’de ve Fransa, İtalya ve Almanya’da yer alan yöneticilerimiz de çalışmalarını buralarda sürdürüyor.”
CIWF, gerçekte, onlarca kurumsal hayvan kullanıcısı için halkla ilişkiler firması görevini görüyor.
Köleliği desteklemek için halkla ilişkiler çalışmaları yaptığınızı düşünün. Bu bana pek de abolisyonistmiş gibi görünmüyor. Dahası, bu bana kölelik kurumu ile işbirliği yapmak gibi görünüyor. Bu tarz kampanyaları destekleyen hayvan savunucularının aslında hayvan kullanımını sona erdiremek istediklerini söylemelerinin bir önemi yok, aslında abolisyonistlikle yakından uzaktan ilgileri yok.
Bu domuz çiftçisi, Joe Maxwell, HSUS’in Başkan Yardımcısı:

Maxwell’e göre:
“HSUS’de toprağın ve hayvanların iyi bir hizmetkarı olan çiftçileri destekliyoruz; dördüncü kuşak bir Missouri’li çiftçi olarak ben de onlardan biriyim.”
Abolisyonist? Hayatta olmaz. HSUS ve destekçileri -ki bunların arasında Farm Sanctuary, Mercy for Animals, Compassion Over Killing- kendilerinden utanmalı.
Hayvan refahı reformlarını destekleyen hayvan savunucuları aslında abolisyonist bir amaç güttüklerini, aslında amaçlarının tüm hayvan kullanımını ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. Ancak kullanımı sona erdirmek için “mutlu” kullanımı destekliyorlar. Bu tıpkı şiddeti sona erdirmek ve barışı tesis etmek için savaşı araç olarak kullanmaya benziyor. Abolisyonist olduklarını öne süren refahçılar hayvan kullanımını sona erdirmek için “daha nazik”, “merhametli” ya da “mutlu” kullanımını desteklemenin etik olarak kabul edilebilir olduğunu iddia ediyor.
Sorunun ne olduğunu görüyor musunuz?
“Abolisyonist” kelimesinin doğru kullanımının ancak amaçlarla araçlar arasında bir tutarlılık olduğunda mümkün olabileceğinde ısrar ediyorum, ve tutarlı bir araç olarak bireysel düzeyde veganlığı sosyal düzeyde ise veganlık hakkında yaratıcı ve şiddetsiz bilgilendirmeyi savunuyorum. Amaç kullanımı sona erdirmek ve bunun için tutarlı araç bireysel düzeyde kullanımı sona erdirmek ve sosyal düzeyde kullanımın sona ermesi yönünde savunuculuk yapmak.
Sonuç: Gerçek Türcüler Lütfen Ayağa Kalkabilir mi?
Hayvan refahı reformu kampanyalarını destekleyen hayvan savunucuları temel haklar konusunda insanlar söz konusu olduğunda farklı hayvanlar söz konusu olduğunda farklı tutum alıyor.
Bunu neden yapıyoruz.
Bu çok karmaşık bir konu ama şu anki için, bence modern hayvan hareketinin temel meselenin hayvanların acı çekmesi olduğu ve hayvanların kullanımı ya da öldürülmesi olmadığı görüşünü benimsemiş olduğu çok açık. Bu sebeple, düzenlemeleri savunan pek çok kişi hayvanların yaşamlarını etik açıdan insanların yaşamları kadar değerli görmüyor, hayvanlarının ölümlerini insanların ölümleri gibi bir trajedi olarak görmüyor. Temel sorunun acı çekmek olduğunu düşünüyor. Pek çok sebeple düzenlemeci hareketin mimarı sayılabilecek Peter Singer’ı alıntılarsak:
“Bir canlıyı hissedebilirken ya da bilinçliyken öldürmenin yanlış olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak o zaman bir fareyi ya da tavuğu öldürmekle beni öldürmenin aynı şey olduğunu söyleyemek zorunda kalırsınız. Bu fikri kabul edemem. Aynı şekilde yanlış olabilir ama her gün milyonlarca tavuk öldürülüyor. Bunu milyonlarca insanın öldürülmesiyle aynı derecede bir trajedi olarak düşünemem. İnsanların farkı nedir? İnsanlar geleceğe bakan canlılardır, gelecekle ilgili umutları ve arzuları vardır. İnsanların ölmesinin neden bu kadar trajik olduğunun cevabının burada yattığını düşünmek mantıklı geliyor.”
Singer ve bu görüşleri kabul edenler öldürmek ve acı çektirmek arasında bir çizgi çekiyor. Önemli olanın acı çektirip çektirmediğiniz olduğunu düşünüyorlar, öldürmekse daha az önemli veya önemsiz. Eğer hayvanların (ya da çoğu hayvanın) yaşamlarını sürdürmekte çıkarları olmadığını veya bu çıkarın etik anlamda bir insanın aynı konudaki çıkarı kadar önem taşımadığını düşünüyorsanız, neden insanlar söz konusu olduğunda asla desteklemeyeceğiniz temel hakların daha insani biçimlerde çiğnenmesini savunan bir kampanyayı destekliyor olduğunuz da gayet anlaşılır olacaktır.
Ancak yazılarımda -hem kitaplarımda hem de bu sitedeki makalelerimde örneğin şurada- açıkladığım üzere açık biçimde türcü önkabullere dayanmadığımız müddetçe hayvanların yaşamlarının insanların yaşamlarından daha az değerli oldukları ve bu sebeple onları insan amaçları için yerine yenisi konabilir kaynaklar olarak kullanmayı haklı göremeyeceğimizi öne süremeyiz; hayvanların insanlar gibi kendilerinin farkında olmadıkları doğru olabilir ancak buradan yaşamlarının daha az değerli olduğu sonucuna varamayız ve böyle bir görüşü kabul etmiyorum.
Yerine yenisi konulabilir kaynaklar olarak kullanılma söz konusu olduğunda insanların kendilik farkındalıklarını sembolik bir formda kuruyor olmalarının özel bir koruma sağladığını öne sürmek ya da sömürülmemek ve öldürülmemek için hissedebilirliğin hem gerekli hem de yeterli koşul olduğunu anlayamıyor olmak türcülüktür.
Hatta ben buna “fena halde türcülük” derim.
*****
Eğer vegan değilseniz, lütfen egan olun. Veganlık şiddetsizlik demektir. İlk ve en önemlisi diğer hissedebilir canlılar için hissedebilirlik demektir. Ama aynı zamanda dünyaya ve kendinize karşı şiddetsizlik demektir.
Ve insanların vegan olması için “mutlu sömürüyü” desteklememiz gerektiği şeklindeki saçma düşünceye kanmayın. Aksine: bütün “mutlu
sömürü” endüstrisinin tek bir amacı var: toplumu hayvan sömürüsü konusunda daha iyi hissettirmek.
Dünya Vegandır! Eğer istersen.
Gary L. Francione
Profesör, Rutgers University
©2013 Gary L. Francione
Yazının kaynağı: : http://www.abolitionistapproach.com/animal-welfare-regulation-happy-exploitation-and-speciesism
Çeviri: Berk Efe Altınal

Bir Cevap Yazın