Hayvan Hakları ve Evcilleştirilmiş İnsan-Harici-Hayvanlar

image

Hayvan Haklarına Giriş: Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi? kitabımda ve başka yerlerde de açıkladığım teorimin pek çok hayvan savunucusunun kafasını karıştıran bir yönü de, eğer hakları savunan bir görüşümüz varsa, dünyaya daha fazla evcilleştirilmiş insan-harici hayvan getirememekle yükümlü olduğumuzu  savunuyor olmam. Bu görüşüm yalnızca yiyecek, deney ve giyim vs. gibi amaçlar için kullandığımız hayvanları değil, insan harici dostlarımız olarak gördüğümüz hayvanları da kapsıyor.

Eğer insan harici hayvanların ‘insani’ davranıldığı müddetçe kullanılmalarının bir sorun olmadığını savunan ve hedefi hayvan kullanımlarını düzenlemek olan refahçı bir görüşü benimsiyorsanız bu görüşümü kesinlikle reddedeceğinizi çok iyi anlıyorum. Ama siz de benim gibi hayvan sömürüsünde temel problemin ’insani’ olsun olmasın insan harici hayvanları kullanıyor olmamız olduğunu düşünüyorsanız ve hedefiniz hayvan sömürüsünü tamamen ortadan kaldırmak (abolisyon) olarak görüyorsanız, bu görüşümü kabul etmenin neden bir sizin için zor olabileceği bana açık görünmüyor.

Bunun mantığı çok basit. Hayvanlara kendi mülkümüz gibi, kendi amaçlarımız için kullanabileceğimiz kaynaklar gibi davranıyoruz. Sadece onları kullanma ve öldürme amacıyla milyarlarcasını dünyaya getiriyoruz. Hayatta kalmak için bize muhtaç olacak şekilde üremelerine yol açıyoruz.

Hayvan hakları teorimin merkezinde, hayvanlara kendi mülkümüz olarak davranmanın tıpkı insanlara köle olarak davranmak gibi haklı görülemez olduğu görüşü vardır. Dünyanın pek çok yerinde insanların köle olarak alınıp satılmasını ortadan kaldırdık; aynı şekilde hayvan köleliğini de ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Ama insan-harici hayvanlar söz konusu olduğunda bu ne anlama geliyor? Hayvanları ‘özgürleştirip’ sokaklarda dolaşmalarına izin vermek anlamına mı? Hayır, elbette değil. Bu, ufak çocukları sokaklara bırakmak kadar sorumsuzca bir davranış olurdu. Kesinlikle dünyaya getirmiş olduğumuz insan harici hayvanların bakımlarını üstlenmeliyiz ama daha fazlasının dünyaya gelmesine sebep olmaya da son vermeliyiz. İnsan harici hayvanları kullanmaya hakkımız yok –ne kadar insani biçimde olursa olsun.

Bu görüşümle ilgili olarak iki itiraz geliyor.

İlk olarak, evcilleştirilmiş hayvanlara sahip olmadığımız zaman ‘çeşitliliği’ kaybedeceğimiz konusundaki endişe.

Eğer biyolojik çeşitliliğin korunması için evcilleştirmenin sürmesi gerekseydi bile hala bu uygulamanın etik olarak kabul edilebilir olacağı anlamına gelmezdi. Ama bu konuya değinmemize gerek yok. Evcilleştirilmiş hayvanların ‘doğal’ olmakla hiç ilgileri yok. Bu hayvanları  seçici çiftleşme ve hapsedilme yöntemleriyle yarattık. Eğer doğada yaşamlarını sürdürmekte olan evcilleştirilmemiş akrabaları bulunuyorsa ilk ve öncelikli olarak kendileri için ve daha sonra da biyolojik çeşitlilik için onları korumalıyız. Ancak varolan evcilleştirilmiş insan-harici hayvanları korumamız herhangi bir biyolojik çeşitlilik için gereklilik arz etmiyor.

İkinci ve daha sık olarak, hayvan savunucuları bu görüşümle ilgili sorun yaşıyor çünkü pek çoğumuz insan harici hayvanlarla beraber yaşıyor ve onları ailemizin birer üyesi gibi görüyoruz. Onlara, bu düzen etik olarak kabul edilebilir görünüyor.

Dostumuz olan hayvanlar söz konusu olduğunda, bir kısmımız onlara ailemizin bir üyesi gibi davranıyor ve  bir kısmımız da böyle davranmıyor. Ama kedilerimize, köpeklerimize vs. nasıl davranıyor olursak olalım hukuk karşısında bu hayvanlar birer mülk konumundadır. Eğer köpeğinizi ailenizin bir üyesi gibi görür ve ona iyi davranırsanız, hukuk bu kararınızı koruyacaktır, tıpkı arabanızın yağını her bir 1000 kilometrede bir değiştirmeye kadar verdiğinizde olduğu gibi –hem köpek hem de araba sizin mülkünüzdür ve eğer siz mülkünüze daha fazla değer vermek isterseniz yasalar bu kararınızı koruyacaktır. Ama mülkünüze daha düşük bir değer verirseniz, söz gelimi bekçi köpeğini bahçeye zincirli olarak tutar ve en az miktarda yemek, su ve barınma sağlar, hiç ilgi ve dostluk göstermezseniz, yasalar bu kararınızı da koruyacaktır.

Gerçek şu ki, ABD’de pek çok köpek ve kedi sevgi dolu evlerde yaşlılıktan ölmüyor. Pek çoğu kısa bir süre için bir eve sahip oluyor, sonra başka bir sahibe veriliyor, daha sonra bir barınağa bırakılıyor, atılıyor ya da bir veterinerin elinde yaşamına son veriliyor.

Bazı hayvan savunucularının önem verdiği üzere bir sahibi ‘koruyucu’ olarak görmemiz bir anlama gelmiyor. Bu tarz tanımlamalar anlamsızdır. Biz, dostumuz olan hayvanlarla yaşayan insanlar hukuki olarak birer sahibiz ve birkaç sınırlama haricinde hayvanlarımıza istediğimiz biçimlerde davranma konusunda hukuki bir hakka sahibiz. Zulüm karşıtı yasalar bile insanların hayvanlar üzerinde uyguladıkları korkunç davranışların çoğunu kapsamaz.

Ancak bu hayvan savunucularına göre, en azından teoride, insan harici hayvanlarla etik olarak kabul edilebilir olan farklı bir ilişki kurabiliriz. Ya hayvanların mülk statüsünü ortadan kaldırsaydık ve ardından kedilere ve köpeklere tıpkı insan çocuklara davrandığımız gibi davranıyor olsaydık? Eğer insanlar birlikte yaşadıkları köpeklere birer araç (bekçi köpekleri, ‘gösteri’ köpekleri ve kedileri vs.) olarak değil de ailelerinin birer üyesi gibi davranıyor olsaydı? Ya insanlar insan-harici dostlarını insanlar için de kabul edilir sınırlar (ör. insanlar için hayatta kalamayacakları kesinse ve çok acı çekiyorsa izin verilir)  haricindeki hiçbir durumda öldüremiyor olsalardı? Bu durumda insan harici hayvanların bizim dostumuz olmaları için dünyaya getiriliyor olmaları kabul edilir olur muydu?

Bunun cevabı hayır.

İnsan harici hayvanlara birer ‘aile üyesi’ olarak davranmayı mümkün kılacak temel standartların gelişmesinin ve ilgili bütün sorunların çözümünün pratik olarak imkansızlığını bir kenara bıraksak bile, bu görüş söz konusu insan harici hayvanlara nasıl davranılıyor olduğuyla ilintisiz olarak evcilleştirmenin nasıl ciddi etik sorunlar ortaya çıkardığını görmezden gelmektedir.

Evcilleştirilmiş hayvanlar ne zaman yemek yiyecekleri, su içecekleri ya da bunları yapıp yapamayacakları, nerede ve ne zaman dinlenecekleri, ne zaman uyuyacakları, egzersiz yapıp yapamayacakları konularında bize bağımlıdırlar. Sıradışı örnekler haricinde genelde kısa bir süre sonra toplumun bağımsız ve işler birer üyesi olacak olan insan çocuklardan farklı olarak evcil hayvanlar hiçbir zaman ne insan harici dünyanın ne de insan dünyasının tamamen bir parçasıdırlar. Her zaman kırılgan bir arafta yaşarlar ve kendileriyle ilgili her şeyde bize bağımlıdırlar. Onların itaatkar ve köle olacakları şekilde üremelerini sağladık, onlar için zararlı olan ama bizim hoşumuza giden özellikler edinmelerine sebep olduk. Onları bir şekilde mutlu edebiliriz, ama ilişkimiz asla ‘doğal’ ya da ‘normal’ olmayacaktır. Onlar bizim dünyamızdaki sıkışıklıklarına ait değil, onlara ne şekilde davranırsak davranalım.

Bunlar aşağı yukarı bütün evcilleştirilmiş insan harici hayvanlar için geçerli. Sürekli olarak bize bağımlılar. Yaşamlarını daima biz kontrol ediyoruz. Onlar gerçek anlamda ‘hayvan köleler’. Biz yüce gönüllü efendiler olabiliriz, ama bundan daha fazlası değiliz. Ve bu doğru değil.

Ben ve partnerim beş kurtarılmış köpekle birlikte yaşıyoruz. Eğer onları evlat edinmeseydik beşi de ölmüş olacaktı. Onları çok seviyoruz ve onlar için mümkün olan en iyi bakımı sağlamaya çalışıyoruz. (Siz sormadan ben söyleyeyim, yedimiz de veganız!) Herhalde bu gezegende köpeklerle yaşıyor olmaktan bizim kadar zevk alan başka iki insan daha yoktur.

Ama evrende iki köpek kalmış olsa ve üreyip ürememelerine karar vermek bize kalmış olsa, yeni doğacak köpeklerin evleri ve onları seven kişiler olacağının garantisi de olsa, ‘pet’ sahipliği kurumuna son vermek için iki saniyeden fazla düşünmemiz gerekmezdi. Evlerimizdeki köpekleri bir çeşit mülteci olarak görüyoruz, ve onların bakımını üstlenmekten zevk alıyor olsak da bu canlıları içinde yaşamaya uygun olmadıkları bir dünyaya getiriyor olmanın insanlara düşmediği çok açık.

Bazı hayvan savunucuları ‘hayvan hakları’nın insan harici hayvanların bir çeşit üreme hakkına sahip olmalarını gerektirdiğini düşünüyor, bu sebeple insan harici hayvanların kısırlaştırılmasına karşı çıkıyor. Eğer bu görüş doğruysa, etik olarak tüm evcilleştirilmiş hayvanların sonsuz biçimde üremelerine müsade etmekle yükümlüyüz demektir. Bu ‘üreme hakkını’ sadece kedi ve köpeklerle sınırlayamayız.  Dahası, hayvanları evcilleştirmek etik olarak yanlıştı ama şimdi onların üremelerine müsaade etmekle yükümlüyüz demenin bir mantığı yok. Hayvanları evcilleştirmek etik olarak yanlıştı, bunu sürdürmenin ne mantığı var?

Özet olarak, etik sorunu temel olarak hayvanların kullanılmaları değil nasıl kullanıldıkları olarak görmekte olan bir refahçının insan harici hayvanlara ‘insani’ davrandığımız müddetçe evcilleştirmeyi ve hayvan kullanımının sürmesini kabul edilebilir bulmasını kesinlikle anlıyorum. Ancak kendisini abolisyonist olarak gören birisinin nasıl olup da hayvanlara iyi davrandığımız müddetçe evcilleştirmenin kendisinin haklı görülebileceğini düşünebileceğini anlamıyorum, bu tıpkı bir abolisyonistin vegan dışında herhangi bir şey olmasına benziyor.

Kitabımın alt başlığında –Çocuğunuz mu Köpeğiniz mi?- yer alan  yanmakta olan bir evdeki çocuk ve köpek kavramı insanlarla hayvanlar arasındaki etik çatışmaları çözmeye çalıştığımıza dikkati çekmeyi amaçlıyordu. Ancak bu çatışmaları biz yaratıyoruz,  o köpeği kendi kaynağımız olarak kullanmak üzere dünyaya getirerek o yanan eve biz sürüklüyoruz. Daha sonra da bu yarattığımız çatışmayı nasıl çözeceğimizi merak ediyoruz. Bu mantıklı değil.

Eğer hayvanları ciddiye alıyorsak, onlara kaynağımız ve mülkümüz olarak muamele etmeye son vermeliyiz. Ancak bu yiyecek, giyecek, deney ve diğer her ne sebeple olursa olsun –ki dostluk da bu sebeplerden biri- bu hayvanları dünyaya getirmeye son vermek anlamına geliyor.

-Gary L. Francione

Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/animal-rights-and-domesticated-nonhumans

Çeviri: Berk Efe Altınal


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin