Hayvanları Öldürmek ve Onlara Acı Çektirmek

19. yy’daki başlangıcından günümüze gelen hayvan refahı hareketinin temeli, hayvanların yaşamlarını sürdürmede bir çıkarları olmadığı için kendi başına hayvan kullanımının kabul edilebilir olduğudur. Refahçılara göre, insan harici hayvanlar insanlar gibi bilinçli ve bilişsel olarak ileri değillerdir. Bu, insan harici hayvanların hayatları insan hayatından daha az değerlidir anlamına gelir. Peter Singer’a göre:

“Kendinin bilincinde olma, ileriyi düşünebilme ve gelecekle ilgili umut ve istek sahibi olma kapasitesi, başkalarıyla anlamlı ilişkiler kurma kapasitesi ve niceleri acı vermek sorusuyla alakalı değildir… bu kapasiteler can alma meselesiyle alakalıdır. Soyut düşünme kabiliyetine sahip, geleceği planlayan, kompleks iletişim davranışlarında bulunan, kendinin farkında olan bir canlının hayatının bu kapasitelerden yoksun bir canlının hayatından daha değerli olduğunu söylemek keyfi değildir.”

Refahçılar kendi başına etik olarak itiraz edilemez buldukları öldürmeyi ve etik olarak itiraz edilebilir buldukları “zorunda olmadığı halde” verilen acıyı birbirinden ayırıyorlar. Buna göre eğer hayvanlara makul keyifli bir hayat ve kısmen de acısız bir ölüm verirsek, o zaman hayvanları sömürmemiz etik olarak kabul edilebilir bir hal alıyor. Yine, Singer’a göre:  

“Eğer ilgilendiğimiz konu öldürmek değil de acı vermekse, o zaman ben insanların daha çok bitkilerle beslendiği, ara sıra da lüks olarak serbest dolaşan tavuk yumurtası veya hatta ve hatta türlerinin doğasının gerektiği biçimce iyi bir hayat yaşamış ve insanca çiftliklerde öldürülmüş hayvanların etini yediği bir dünya hayal edebilirim”

Bu şekilde düşünmek Singer tarafından teşvik edilen “mutlu” et/hayvansal ürün hareketine ve esas itibariyle de ABD ve Avrupada’ki bütün büyük hayvan örgütlerine itici gücünü verdi. Bu düşünceye göre hayvanları kullanmak bir sorun değil; sorun, hayvanlara acı vermek. Eğer refah reformlarıyla acıyı azaltırsak, o zaman bir o kadar da hayvan sömürüsünü etik olarak daha az itiraz edilebilir hale getiririz. Böylece de insanlar, hayvanları tüketmeye ve ‘merhametinden’ ötürü iyi hissetmeye devam edebilir.

Çoğu insanın hayvansal ürün tüketmekte rahat hissetmesine şaşırmamalıyız. Ne de olsa, “uzmanlar” tarafından acının azaltıldığı güveni verilmiştir ve bu yüzden de “mutlu” et, “serbest dolaşan tavuk” yumurtası vs. satın alınabilir. Hatta bu ürünler hayvan örgütleri tarafından onaylanmış etiketlere de sahip olabiliyorlar. Hayvan refahı hareketi aslında hayvansal ürünlerin “merhametli” tüketimini teşvik ediyor.  

Hayvan refahı reformları hayvan çıkarlarının korunmasını ekonominin de dahil oluşuyla çok az arttırıyor: hayvanlar mülktür. Hayvanlar içkin ve etik değerleri olmayan mal olarak görülüyorlar. Bu, hayvanların yiyecek, kobay ya da herhangi başka bir amaç için kullanılmasında refah standartlarının düşük olacağı ve bunun da aynı şekilde hayvanları ekonomik verimlilik için sömürmek için gerekli olan refah seviyesiyle alakalı olacak anlamına gelmektedir. Basitçe söylemek gerekirse, biz genel olarak hayvan çıkarlarını bize ne kadar ekonomik kar sağlayacağına göre koruyoruz. “Zorunlu olmadığı halde” acı verme kavramı, acının belli bir kullanımı önlemesi seviyesiyle ilgilidir. Bu da zaten büyük ölçekli bir acıya tekabül eder.

Fakat hayvanın öldürülmesinden çok sadece acı çekmesiyle ilgilenen hayvan refahı duruşu önemli bir etik soruyu aklımıza getiriyor: bu görüş hayvan aklı insanınkinden farklı olduğu için hayvanların, insandan farklı olarak kendilerinin farkında olmadığından yola çıkarak yaşamlarını sürdürme gibi bir çıkarları olmadığını varsayar. Refahçı duruş, ister istemez hayvan hayatının insanınkinden daha az etik değere sahip olduğunu varsayar. Refahçılar açık bir şekilde bu düşünceyle aynı fikirdedirler, The Animal Rights Debate: Abolition or Regulation? (Hayvan Hakları Tartışması: Abolisyon mu Yasal Düzenleme mi?) kitabımda da açıkça belirttiğim gibi.

Çalışmamın temel odağı refahçı varsayımı sorgulamak ve takınılacak türcü-olmayan tek duruşun herhangi hissedebilir canlının- algısal olarak farkındalığı ve farkındalığının subjektif bir hali olan herhangi bir canlının- yaşamını sürdürme gibi bir çıkarı olduğunu savunmaktır. Başka herhangi bir görüş, insan bilişselliğine keyfi bir öncelik tanır. Hayvan hayatının insanınkinden daha az bir değere sahip olduğunu iddia etmek türcülüktür. Bu illa ki insan harici hayvanlara insanlara davrandığımız gibi davranmalıyız gibi bir anlama gelmiyor. Bu daha çok başkalarınca yalnızca kaynak olarak ele alındığını düşündüğümüzde bütün hissedebilir canlıların eşit olduğu ve hiçbir hissedebilir canlıyı kaynak olarak görmeyi haklılaştıramayacağımız anlamına geliyor.

Eğer hayvanların iddia ettiğim gibi hayatta kalmaktan çıkarları varsa bunun yeterli sebebi yalnızca hissedebilir olmalarıdır ve eğer bunun etik açıdan herhangi bir anlamı varsa bunun tek makul sonucu kullanımın hiçbir türünün –ne kadar “insani” olursa olsun- adil olmadığıdır.

Eğer vegan değilseniz, lütfen vegan olmayı düşünün. Vegan olmak kolaydır; sağlığınız ve gezegen için daha faydalıdır; ve en önemlisi, etik olarak yapılacak doğru şeydir.

Ve lütfen unutmayın: Tersine, hayvan refahı reformları hayvanlara çektirilen acıyı azaltmada çok az işe yarar. Buna karşın veganlık sadece acıyı azaltmakla ilgili değil, temel etik adaletle ilgilidir. Bizler gibi hayatlarını değerli gören ve onu sürdürmek isteyen bu varlıklara borçlu olduğumuz şey işte budur.

Gary L. Francione
Professor, Rutgers University

Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/killing-animals-and-making-animals-suffer/#.Uzwguq2SxU4

(Çeviri: Tomris Özge Gökşen)


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Abolisyonist Vegan Hareket sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin